|
|

|
|
İnsanoğlu tarafından yapılan işlerin, tüm
sanatların, özellikle de kadın parmaklarından çıkan işlemelerin,
örgülerin ve ince nakışların koruyucusuydu... Kraliçe Hera’nın
gelinliğini bile o hazırlamıştı. Onu çalışırken izlemekle,
öğütlerine kulak vermekle sanatlarını öğrendiklerini söyleyerek
övünürdü kadınlar… Çoğu kez barışçı ve iyi kalpliydi, ama
kızdığında kalp kırdığı, hatta intikam aldığı da bilinirdi Zekâ
Tanrıçası Athena’nın… |
Söylentiye göre Lydialı Arakne, oya yapmak, gergef işlemekte üstün bir
yeteneğe sahip, dahası güzel bir kızdı. Zaman zaman ormandan, su
başlarından uzaklaşan Zeus’un güzel kızları Nympha perileri, onun
çalışmalarını, ortaya çıkardığı sanat yapıtlarını izlemeye giderlerdi.
Günlerden birgün “Bu kadar güzel gergef işlemeyi Zekâ Tanrıçası
Athena’dan mı öğrendin?” diye soran Nympha perilerine sinirlenen
Arakne, kendinden emin bir biçimde şöyle dedi:
“Athena
kim ki benimle boy ölçüşsün. Ben, bu işte herkesi, hatta Athena’yı
bile geride bırakırım.”
Çok
geçmedi Arakne’nin bu sözleri Athena’nın kulağına gitti. Bastonundan
güç alarak yürüyebilen, bembeyaz saçlı yaşlı bir kadın kılığına giren
Athena, Arakne’nin yanına vardığında bitkin bir ses tonuyla “Kızım,
yaşlılık insana yalnız keder ve üzüntü değil deneyim de getirir.
Öğütlerimi yabana atma. Evet, sen sanatında çok ileri gitmiş, başarılı
olmuş bir kızsın. Herkesi, ölümlü kadınları, kızları geçebilirsin.
Fakat bir tanrıçanın gücü herşeyin üstündedir. Kendini o kadar büyük
görme” dedi.
Arakne
ise iddiasını sürdürdü:
“Ben
gurura kapılmıyorum, kendimi büyük görmüyorum. Ben gerçeği söylüyorum.
İsterse Athena da gelsin, ben onunla da yarışırım
Bunları
duyunca Athena yaşlı kadın kılığından sıyrılıp “İşte o geldi!” dedi ve
ilahi görüntüsüne döndü.
Yarışma böylece başlamış oldu. Yan yana oturup,
birbirlerine galip gelme hırsıyla gergef işlemeye başladılar. Arakne
tanrıların aşk serüvenlerini yaptıklarına yansıtırken, Zekâ Tanrıçası
Athena ise Olympos Dağı ile tanrıları işledi.
Lydialı
Arakne’nin işlemelerinde hiçbir kusur bulamayan Athena kıskançlık ve
büyük bir kızgınlık içinde Arakne’nin yaptıklarını yırtıp attı. O
güzelim işlemelerinin parçalanmasına dayanamayan Arakne, üzüntüsünden
kendisini asmaya kalkınca, bu kez ona acıyan Zekâ Tanrıçası,
Lydialının kaderini yeniden saptadı:
“Sen
ölmeyecek, yaşayacaksın. Fakat benimle boy ölçüşmeye kalkıştığın için
yaşamının bundan sonraki bölümü her zaman ağ üzerinde asılı olarak
geçecek…”
Ve Zekâ
Tanrıçası Athena, Lydialı güzel Arakne’yi işte böyle “örümcek” yaptı.
Dilerseniz örümceği tanımaya geçmeden önce, ondan da ilgi çekici olan
“örümcek ağı” üzerine konuşalım.
Örümcek
ağı, ipek böceğinin ipliğiyle karşılaştırılamayacak denli değerli ve
apayrı özelliklere sahiptir. Örümceklerin türüne göre üçten yediye dek
değişen bezeler ipliği oluşturacak kimyasalları üretirler. Örümcek o
anda amacına uygun olan ipliği, bu kanallardan istediğinin musluğunu
istediği miktarda açarak oluşturur. Örümcek ipeğinin değişik
özellikler sunmasının nedenini ilerleyen satırlarda birlikte
göreceğiz. Çünkü örümceğin, asansör ya da köprü amaçlı kullandığı
tutunma iplerine, ağın iskeletini inşa ettiği temel ağ ipliklerine,
avını yakaladığı yapışkan ipliklere, ipekleri bağlayan birleştirme
ipliklerine, yakaladığını sarmalayan şeritlere, evini yapacağı koza
ipliklerine, yumurtaları için kese ipliklerine, yavruları koruyan
ipliklere gereksinimi vardır.
Ağ,
örümcek için kimi kez tuzak ya da alarm cihazı, bazen ziyafet salonu
ya da gelin-güvey yatağı, hatta kefen, yangın merdiveni, kelepçe ya da
sokak görevini üstlenebilir.
Ağın
değişik bölgeleri vardır; yapışkan olan ve örümceğin adım atmadığı
bölgeler, yumurtalarını bıraktığı kundak bölümleri, konuklarını
karşılamak için yürüdüğü alanlar...
Örümcek ağının aynı kalınlıktaki bir çelik tele
göre kırılmadan kaldırabildiği güç miktarı yüz kat daha fazla olup,
beş kat daha sağlamdır. Çapı bir milimetrenin binde birinden de az
olan bu ipek iplikler kendi uzunluklarının dört katına, kimi
durumlarda beş-altı katına dek esneyebilirler. Üstelik öylesine
hafiftirler ki, dünyanın çevresini saracağımız uzunluktaki bir yumağın
ağırlığı ancak 320 gram olur.
Örümcek
ağının telleri mikroskop altına alındığında pürüzsüz görünür. Oysa dış
katmanlar soyulup, bir çözücüyle yumuşatıldığında karşımıza çok
karmaşık bir yapılanma çıkar. Merkez minik ipliklerle çevrilidir.
Bazen lifin ekseni yönünde, kimi zaman da sarmal bir merdiven gibi
çevresini dolaşırlar. Bu yapı, ipeğin kırılmadan çok büyük miktarda
enerjiyi emmesini sağlar.
Örümcek
ağının hammaddesi örgülü helezonik amino asit zincirlerinden oluşan ve
keratin adı verilen proteindir. Bu protein, örümceğin yediği avların
sindirilmesi yoluyla elde edilen amino asitlerin sentezlenmesiyle
oluşur.
İpliğe
yapışkanlık veren sıvı kaplama malzemesini oluşturan damlacıkların
yüzey gerilimi iplikçikleri bir araya getirip büzüştürerek bir çıkrık
sistemi oluşturur. Bu çıkrıkların iki yönlü çalışması o eşsiz esneme
yeteneğinin gizemidir.
Yapışkan
sıvının yanı sıra, örümceğin eğirme görevini de üstlenen iki arka
ayağındaki taraklar ile yapım sırasında yaptığı tarama, iplikleri
kabartır, kazandırdığı elektrostatik etkiyle de yakalama özelliği
verir.
Ağları,
örümcekler için çok değerlidir. Bu yüzden, hayvanlar ya da doğa
koşulları tarafından bozulmasın diye ağlarını ıssız yerlerde örmeye
çalışırlar. Buna karşın, kimi örümcekler ağlarını gerektiği zamanlarda
ya da periyodik olarak yerler ve bundan elde ettikleriyle yeniden ağ
örecek sıvıları üretirler.
İki
boyutlu ağların yanı sıra karmaşık üç boyutlu ağlar da oluştururlar.
Bu tür ağları kuranlara en iyi örnek “karadul” olarak tanınan ünlü
örümcek türüdür. Sistemin içinde değişik tuzaklar saklıdır.
Doğrusunu söylemek gerekirse her örümcek ağ
kuramaz. Kuranların arasında ise en başarılıları dişilerdir. Erkek
örümcekler ise genellikle geçici ağlar örerler ya da dişinin yuvasının
yolunu tutarlar. Bir erkek örümcek ağa vardığında titreşimlerden bunun
bir av olmadığını dişi örümcek ayırt edebilir. Kimi kez erkek,
kenardaki ipekleri çekip bırakarak geldiğini haber verir.
Böcekler,
çekirgeler, karasinekler, güveler, kelebeklerin yanı sıra kimi zaman
fareler, yılanlar, kuşlar ve hatta tavşanlar bile örümceklerin
ağlarından kurtulamaz ve ona av olurlar.
Örümcek
ipeğinin gizemini tam anlamıyla çözmeye çalışan insan, bugün çeşitli
yollarla ondan yararlanmaktadır. Madagaskar’da, kimi örümceklerin
ipeğinden kumaş dokunmaktadır. En iyi ipek tehlikeli olarak tanınan
kara örümcekten elde edilir. Ayrıca, örümcek ipliği, teleskop
camlarının çapraz nişangâhı, çok hassas kimi ameliyatlarda, tendon ve
eklem operasyonlarında ameliyat ipliği olarak da kullanılır.
İster
korkun, ister sevin örümcek günlük yaşamımıza öylesine girmiştir ki…
İnanmazsanız konunun bilimsel yanını kısa bir süre için bir tarafa
bırakıp, küçük bir medya turuna çıkalım.
Birkaç
yıl önce bir ajansın geçtiği habere bakın:
Florida eyaletinde gökdelenlere dışarıdan
tırmanarak gerçekleştirdiği 130 soygunda altı milyon dolar değerinde
para ve eşya çalan kişi, yirmi yıl hapis cezasına mahkum olmuş. Özel
yeteneği ve gücüyle binalara kanca ve ip kullanmadan tırmandığı için
Miami polisince “Örümcek adam” olarak adlandırılmış.
Web
tarama servislerinin veritabanlarını büyütmek için bıkmadan, usanmadan
yeni web sayfaları ve onlara ait bağlantıları bulan programlara
“örümcek” (spider) adı verilirmiş.
Londra’dan bir haber... Gaipten sesler duyan, baş ağrılarından üç
gecedir uyuyamayan bir kadının kulağında örümcek olduğu anlaşılmış.
Doktor, hastanın tam kulak zarının üstüne çöreklenmiş canlı örümceği
çıkarırken, dişi ve yumurtlamaya hazırlanmakta olduğunu söylemiş.
Bir grup
keçiye örümcek geni aşılanınca, keçilerin sütünden ipek gibi ve
dünyanın en güçlü ameliyat ipliği elde edilmiş. Bilim adamları çok
güçlü olan bu ipliğin stadyum çatılarının örtülmesinde (Münih
Olimpiyat Stadı örümcek ağı örnek alınarak yapılmıştır), havacılık ve
iletişim, hatta anti-balistik savunma sistemlerinde
kullanılabileceğini söylemişler.
“Van
Postası” gazetesinin bir haberine göre de Van Gölü’ndeki iki adada 33
cins ve 62 tür örümcek kayıt altına alınmış. Yöresel gazete, örümceğin
yararlarından söz açarak, Çin ve Japonya gibi kimi Doğu Asya
ülkelerinde pirinç ve buğday tarlalarındaki zararlılarla mücadelede
örümceğin kullanıldığını, on hektarlık alana 15 çuval tarımsal ilaç
yerine 200 adet örümceğin bırakılmasının yeterli olacağını yazmış.
Bir öteki
haber ise Chicago’dan geliyor… 110 katlı Sears Tower’a izin almadan
tırmanmayı başaran Fransız “örümcek adam” bir yıl hapis cezasıyla
yargılanacakmış.
Amerikalısı, Fransızı olur da Türk durur mu?.. Erzurumlu tabela
ustası, gökdelenlerin camlarını tamir ederken, tabelaların montajını
yaparken emniyet kemeri takmayıp, “örümcek adam”lığa soyunduğundan
Amerika’da iki kez onbin dolarlık ceza yemiş.
2000
yılının Mart ayındaki haber ise şöyle:
Dev tüylü
örümceğin zehirinden elde edilen kimyasal bileşimin, kanalları bloke
ederek kaslarda oluşan büzülme ve çekilme ile yüksek tansiyonu ve kalp
krizini önlediği belirtiliyor. Araştırmacılar, peptide toksini ile
beyindeki tümörlerin de tedavi edilebileceğini ve bunun için Şili
Tarantulası’nın zehirinin uygun olduğunu söylüyorlar.
Stephen
King’in İngiliz gazetecilere verdiği şu demeç çok ilginçtir:
“Elbette
benim de korktuğum şeyler var. Bunların başında örümcek
(arachnophobia) geliyor."
Cem İşmen'e
teşekkürlerimizle
Denizce
 |