|
|
 |
|
AN
Gülüş bir yanaşımdır bir öbür kişiye
Birden iki kişiyi döndürür bir kişiye
Anılarından kale yapıp sığınsa bile
Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye |
Özdemir Asaf 1923 yılında
Ankara'da doğdu. Galatasaray ve Kabataş Liselerinde, İstanbul
Üniversitesi Hukuk ve İktisat Fakültelerinde öğrenim gördü. Bir
süre sigorta şirketlerinde çalıştı, daha sonra bir basımevi
kurdu.
1981 yılında
İstanbul’da öldü.
"Yoğun düşün
ve duyarlıkları, çarpıcı sözcükler seçtiğini sezdirmeden küçük
dizeler halinde işlediği kısa şiirlerde verdi. Daha sonra, kimi
bir kitaptan, kimi yaşamdan kopardığı izlenimlerden esinlenerek
bilgece dörtlükler yazdı, kendisiyle birlikte çağıyla ve
toplumuyla hesaplaşmalarda buruk öfkesini içinde saklayan yeni
taşlama biçimleri getirdi."
(Ş.Kurdakul, Şairler ve Yazarlar
Sözlüğü).
Özdemir
Asaf’ın şiirlerinin hem öz hem söyleyiş bakımlarından A.H.
Çelebi'nin şiirleriyle yakınlığı var. İlk kitabındaki şiirlerde
de düşünceye ve sözcük oyunlarına eğilimi görülüyor. Dağlarca,
O. Veli, Necatigil etkileri gözlemleniyor.. İkinci kitabında
(ilk kitabında da bazı şiirlerde duyumsanan) lirizm öne geçiyor.
Fakat, gerek temaları, gerek sözcük dağarcığı ile fazlaca
daralan bir şiir dünyası... Üçüncü kitabında bilgelik, özlülük,
duygululuk ve ironinin üstün bir sentezi var.
Özdemir Asaf Hakkında
Ülkü Tamer
1950’lerde
edebiyat matineleri pek gözdeydi. Öyle ki, edebiyat matinesiz
hafta geçmezdi neredeyse. Yazarlar, özellikle şairler, bir
matineden bir matineye koşturur dururlardı. Bunun şiirini bile
yazan Behçet Hoca (Necatigil), "Yahu," demişti bir keresinde,
"her gün sahnelere çıkıp okuyoruz. Müzeyyen Senar’ı bile
geçtik."
Dinleyicinin
ilgisi inanılmaz ölçüdeydi. Okul salonları, halkevleri,
tiyatrolar dinleyicilerle dolup taşardı. Ayakta kalanlar bile
olurdu.
Dinleyiciler
dedim... Aslında seyirciler demem gerekirdi belki. Çok kişi
sanatçıları seyre gelirdi çünkü. Asaf Halet Çelebi’nin sahneden
"Kendimi sirkte vahşi hayvan gibi hissediyorum" dediğine tanık
olmuşumdur.
En büyük
ilgiyi ise her zaman Attila İlhan’la Özdemir Asaf çekerdi.
Çoğunlukla sona bırakılırdı onlar. Attila siyah balıkçı
kazağıyla sahneye çıkıp uzun atkısını arkaya fırlattığı zaman
korkunç bir alkış kopardı. Tempo tutulurdu: "Pia! Pia! Pia!"
Attila da gözlerini kısıp ufuklara bakarak başlardı "Pia"yı
okumaya.
|
 |
Özdemir Asaf
mikrofona çağrıldığında ise gülüşmeler başlardı. Bir güldürü
oyuncusu gibiydi Özdemir Asaf.
Uzun uzun
mikrofonu ayarlar, sessizce seyircileri süzer, tam şiirini
okumaya başlayacakken susar, yine seyircilere bakardı sessizce.
Kahkahalar dinince aynı şeyleri yineler, sonunda "r"leri "ğ"
gibi söyleyerek okurdu:
"Bütün
ğenkleğ aynı hızla kiğleniyoğdu / Biğinciliği..."
Seyirciler
bir ağızdan tamamlardı: "... beyaza veğdileğ."
|
Özdemir
Asaf’ın ilk kitabı "Dünya Kaçtı Gözüme" 1955’de yayımlanmıştı.
Biçim olarak, baskı olarak, o güne kadar rastlamadığımız
güzellikte bir kitaptı. Ama fiyatı da dehşetti: 250 kuruş! Şiir
kitaplarının 100 kuruşa satıldığı bir dönemde ne büyük eleştiri
almıştı bu. Özdemir Asaf, "İçinde 47 şiir var. Şiir başına 5
kuruş çok mu!" diyerek kendini savunmuştu.
www.milliyet.com.tr
Elif Naci
Bizi tanıştıran
olmadıydı. Ama yine de tanırdık birbirimizi. Bir gün
Cağaloğlu'ndaki "Yuvarlak Masa Yayınları"nın vitrinini
seyrederken dükkanın kapısında belirivermiş ve seslenmişti bana:
-Sen Elif Naci
değil misin?
-Evet. Sen de
Özdemir Asaf.
Gülüştük. "Gerçi
tanıştıran olmadı ama biz kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye
alışığız," dedi, çağırdı beni içeriye. Büyük bir bardakla çay
içiyordu. "İster misin?" dedi. Ben isteksizdim, o yineledi :
"Ama içinde ne var bir bilsen." Konyakla
çay içmesini
severmiş.
-Laf olsun diye
bak anlatayım sana, dedi. Adamın birine bir yerde çayla konyak
ikram etmişler, pek beğenmiş. Karısına tarif etmiş, "hanım, buna
punç derler ne zaman istersem bana yaparsın," demiş. Günün birinde istemiş.
Bakmış, karısının getirdiği nesnenin rengi bir tuhaf. Bir yudum
almış, içilecek gibi değil... "Hanım," demiş, "bu ne biçim
punç?" karısı, "Bey," demiş,
"evde çay yoktu, kahve yaptım; konyak yoktu, rakı koydum."
O gün bir şey
içmedim ama, o koltuğumun altına bir düzine kitap sıkıştırdı.
Bunlardan birinin üstüne de şunları yazmış. Aynen alıyorum:
"Elif Naci Beyfendi, çağımızda doğruların güzelliği eksik,
Güzellerin doğruluğu yanlış iken (yumuşaklıklar değil). 9.9.1967 Özdemir Asaf."
Sonraları,
ikimiz de içkiyi sevdiğimiz için, sık sık meyhanelerde buluştuk.
Ben ona "rakı
sofrasında
içkinin en iyi mezesi şiirdir," derdim, Nazlanmadan okurdu
şiirlerini bana. Böylece geç kalmış bir dostluğu bir yudumda
içivermiştik.
Bir ara kayboldu
ortalıktan. Yayınevi kapanmış. Sonradan içkievi açtığını duydum.
Nedense uzun bir süre birbirimizi göremedik. Yıllar sonra,
1978'de, bir romancı hanımın kokteylinde karşılaştık,
kucaklaştık hasretle. Sonradan adının Melda Sayar olduğunu
öğrendiğim bu hanım, Onuralp imzasıyla yazdığı, "Adak Mumu"
adlı, içinde benim de ismim geçen bir kitabın yayına çıkmasını
kutlamak için Ertem Galerisinde bir kokteyl düzenlemişti. Çoğu
kadındı davetlilerin. Ve hanımların hepsi birbirinden güzel,
birbirinden şık, zarifti; parlak tuvaletler içindeydiler.
Hepsinin de az önce kuaförden çıktıkları belliydi. Galeriye nefis bir esans ve kadın kokusu yayılmıştı. Özdemir, elinde kadeh, durmadan içiyordu. Kendisine
bu hızla sarhoş olacağını söylediğimde yüzüme anlamlı bir
bakışla baktı.
-Hazret! dedi.
Beni içki sarhoş etmez. Ama bu güzel kadınlar çarkıma okudu,
bilesin.
Haklıydı.
Doğrusu ben de bu kadar güzel kadını bir arada hiç görmemiştim,
bu kadar zengin ve pahalı bir kokteyl de anımsamıyordum. İkimiz
de çevremize iltifatlar yağdırmakta adeta yarışıyorduk. Bir ara
kulağıma eğilerek, "Herkesin bir 'sen'i
var yalan söylediği," dedi. "Evet," dedim "ama yalnız şairlere
verilmiş bir imtiyaz değil, yalan."
Kafalar iyice
tütsülenmişti ki, benden bir konuşma istediler. Hani hoşuma
gitmedi de değil. Hemen çıktım ortaya. Oscar Wilde'in bir öyküsü
ile başlamak istedim:
"Deniz kenarında
bir balıkçı baba..."
Özdemir Asaf,
kendi alanına girilmiş gibi tedirgin, "Hayır," dedi, "deniz
kenarında değil, ormanda..." Ben, bildiğim gibi "Deniz
kenarında..." diye direnirken o birden köpürdü. "Ormanda!" diye
haykırdı. Ben konuşmamın kösteklenmesinden üzgün,
-Öyleyse dostum
gel sen konuş, dedim. O yaptığından utanmış gibi
sustu. Ama onun
huzurunda asıl benim susmam gerekirdi. "Reading Zindnı
Balladı"nı Oscar Wilde'den dilimize çevirenin karşısında
İngilizce bile bilmeyenin susması gerekirken, ben güzel
hanımların alkışlarından şımarmış, başladım anlatmaya:
"Denemeler", (Andre Gide'den Suut Kemal Yetkin çevirisi. Varlık Yayınları, 1962. İkinci baskı,
S. 16).
"Oscar Wilde
bana şöyle anlattı, diye başlar Gide. Ormanda bir kır tanrısı
gördüm. Flavta çalıyordu. Etrafında küçük orman perileri halka
halka raks ediyorlardı. Köylüler: Anlat, anlat, daha başka,
neler gördün? Deniz kıyısına vardığım zaman dalgaların kenarına
oturmuş üç deniz kızı gördüm. Yeşil saçlarını bir altın tarakla
tarıyorlardı. Ve köylüler masal söylediği için onu
severlermiş. Bir
sabah o adam yine her günkü gibi köyünden çıkmış, ama deniz
kenarına geldiği zaman bakmış ki sahiden üç denizkızı dalgaların
kenarına oturmuş, yeşil
saçlarını bir altın tarakla tarıyorlar, yürüyüşüne devam
ettiği için koruluğa yaklaşırken de flavta çalarak orman
perilerini oynatan bir kır tanrısı
görmüş. O akşam köyüne dönünce köylüler yine onun etrafını
almışlar. Anlat bakalım, bugün neler gördün? demişler. O da şu
cevabı vermiş: Hiçbir şey görmedim."
Efendim, bana
her kokteyl dönüşü sorarlar... Ben de "şöyle güzel kadınlar
vardı, böyle güzel ikramlar" falan diye görmediklerimi
ballandıra ballandıra anlatırım. Ama bugün buradan çıkınca soran
olursa ben de, sanki hiçbir şey görmemiş gibi, şöyle
yanıtlayacağım:
-Hiçbir şey
görmedim.
Konuşmamı
bitirdikten sonra Özdemir Asaf şöyle dedi: "Hoca dedi yine
yaptın yapacağını."
Sanat Olayı
Dergisi Mart 1981
Şiir
Kitapları
1955
Dünya
Kaçtı Gözüme
1956
Sen Sen
Sen
1957
Bir Kapı
Önünde
1961
Yuvarlağın Köşeleri (özdeyişler)
1962
Yumuşaklıklar Değil
1970
Nasılsın
1975
Çiçekleri
Yemeyin
1978
Yalnızlık
Paylaşılmaz
1983
Benden
Sonra Mutluluk
1987
Dün Yağmur Yağacak
Şiirlerinden...
Yalnızlık Paylaşılmaz
Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep
yeniden başlayan..
Dışından
anlaşılmaz.
Ya da
kocaman bir yalan,
Kovdukça
kovalayan..
Paylaşılmaz.
Bir
düşün'de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.
Daha gidilecek yerlerimiz var
Şu sohbetini dinler gideriz.
Coştukça şarkılar, türküler, sazlar
Rakı mı, şarap mı, içer gideriz.
Geçse de umudun baharı yazı
Gözlerde kalıyor yaşanmış izi
Kimseler kınamaz burada bizi
Ne varsa hesabı öder gideriz.
Söyleyecek sözü olan anlatsın
İsterse içine yalan da katsın
Yeter ki kendinden, bizden söz etsin
Yalanı doğruyu sezer gideriz.
Neler gördük neler bu güne kadar
Daha gidilecek yerlerimiz var
Bizi buralarda unutamazlar
Kalacak bir türkü söyler gideriz.
Sevgiye var olduk sevdik sevildik
Kavgalara girdik öldük, dirildik
Bir anlam fırını içinde piştik
Anlamlı
güzeli sever gideriz.
Kaynakça: Son Yüzyıl Büyük Türk Şiiri
Antolojisi - Ataol Behramoğlu
|