| |
 |
|
12.7.1904 - 23.9.1973
"Latin Amerika'nın Şiirsel Sesi"
Gün asla kaymaz ellerinden
Korursun güneşi, toprağı, menekşeleri
Uyuduğunda zarif gölgenle
Ve aynen böyle, her sabah
Hayat verirsin bana...
Pablo Neruda |
Şilili şair Neruda toplumsal ve siyasal şiirleriyle Latin Amerika
edebiyatının dünyada itibar kazanmasını sağladı.
Canto
General adlı epik şiir dizisiyle kendi kıtasının tarihini ve
şimdiki zamanını yansıttı.
Neruda,
Neftali Ricardo Reyes Basoalto adıyla Güney Şili'de
Parral'da dünyaya geldi. Babası lokomotifçi, doğumundan hemen
sonra ölen annesiyse öğretmendi. Neruda henüz 15 yaşındayken
yurdunun taşra gazetesindeki edebiyat eklerini düzeltmekle
görevlendirildi. Bu dönemde, Çekoslovakyalı şair Jan Neruda'ya
olan hayranlığından dolayı Pablo Neruda takma adını aldı.
1924'te ilk şiirleriyle bir edebiyat yarışmasını kazanarak bir
bursa layık görüldü. Santiago'da üç yıl Fransız edebiyatı
öğrenimi gördükten sonra gazeteci olarak çalışmaya başladı.
1924:
Veinle poemas de amor Neruda'nın ilk şiir derlemesi
Crespıısctılario adı altında 1923 yılında çıktı. Bir yıl
sonra yayınlanan Veinte poemas de amour y una cancion
desesperada (Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı) Latin
Amerika'nın en çok satış yapan şiir kitabı oldu. Neruda bir aşk
öyküsünü fon alarak aynı anda bir şehvet objesi, sığınılabilecek
bir liman ve kozmik bir güç olan kadına bir od yazdı.
1927-36:
Diplomat 1927'de diplomatlık kariyerini seçen Neruda, altı
yıl boyunca Güneydoğu Asya'da konsolosluk yaptı. Bu bölgedeki
toplumsal sorunlar yüzünden ömrünün "en çok acı veren dönemi"
olarak nitelendirdiği bu zaman içinde Kesidencia en la tierra
(Yeryüzünde Konaklama, 1935) adlı iki ciltlik yapıtını
verdi.
|
 |
|
Eski şiirlerinin melankolisi dünyadaki acıların doğrudan
doğruya anlatımına yer verdi burada. Kendine özgü metriği ve
dili de ana konusu olan yozlaşmaya uygundu.
Neruda katı mısra ve
şiir biçimlerine yer vermeyip her şiiri kendine özgü bir ritimle
yazmıştı. 1934'te İspanya'ya giden Neruda, burada sembolizm,
sürrealizm ve füturizm etkisinde kalan 1927 Nesli adlı
şair topluluğuna katıldı. İç Savaş patlayınca Neruda
Franco'ya karşı çıktığı için diplomatik hizmetten çıkarıldı. |
İç Savaşın
üzüntüsü içinde 1937'de Espana en el corazon (İspanya
Gönüllerde) adlı şiir kitabını yayınladı.
1950:
Canto General 1939'da diplomatlık
mesleğine geri dönen Neruda, başkonsolos olarak Meksika'ya gitti
ve bu görevini 1943'e kadar sürdürdü. Altı yıl sonra Şili
Komünist Partisine girerek senatör oldu. Başkan Gonzalez
Videla'yı eleştirmesi üzerine hükümeti tarafından 1948'de devlet
düşmanı ilan edildi ve gıyabi bir tutuklama emriyle arandı.
Rahip kılığında Arjantin'e kaçmayı başardı. İzleyen yıllarda Batı Avrupa'da, Sovyetler Birliği'nde ve
Çin'de yaşamını sürdürdü. 1950'de Canto general (Evrensel
Şarkı) adlı şiirler dizisi çıktı.
|
 |
|
Suçlama ile duygudaşlığın egemen olduğu bu ilahi havalı yapıtıyla
Neruda, Latin Amerika'yı mitleri ve tarihiyle, doğası ve
politik/sosyal durumlarıyla bir bütün olarak yansıtmaya
çalıştı.
Tarihe Marksist bir görüş açısı getirerek Stalin'e olan
hayranlığını da hiç saklamadı. |
5O'li
Yıllar Bilinçli Bir Yalınlık
1952'de Şili'ye dönen Neruda başka bir ad altında Los versos del
Capitan'ı (Kaptanın Dizeleri) adlı şiir kitabını yayınladı.
Ancak on yıl sonra bu yapıtın yazarı olduğunu açıkladı. Bunun
nedeni, 1955 yılında üçüncü evliliğini yaptığı Matilde
Urrutia'ya aşkını şiirlerle ilan ederken bir önceki karısını
incitmek istememesidir. Neruda yapıtlarında giderek daha önce
kullandığı, anlaşılması güç mecazlardan (simgelerden) vazgeçti.
Böylelikle insanın var oluşunun bir envanteri olan Odas
elementares (Temel Odlar, 1954), Nuevas odas elementares
(Yeni Temel Odlar, 1956) ve Tercer libro de las odas
(Üçüncü Odlar Kitabı, 1957) adlı yapıtlarındaki dizeler
çoğunlukla bir ve iki heceli sözcüklerden oluşmaktadır.
Stalin terörünün boyutu açıklanınca Neruda'nın dünya görüşü
sarsıldı. Estravaganzio (Acayiplikler, 1958) ve beş
ciltlik Memorial de Isla Negra (Karaada Defteri, 1964)
adlı otobiyografik yansıtmalarında kuşkularını dile getirdi.

Pablo
Neruda'ya verilen Nobel Edebiyat Diploması
1971:
Nobel Edebiyat Ödülü
1969 yılında Komünist Parti tarafından başkan adayı gösterilen
Neruda, Salvador Allende'nin ulusal cephesine katılmak üzere
1970'te adaylığını geri aldı. Arkasından Ailende tarafından
Fransa'ya büyükelçi olarak atandı. Bir yıl sonra Neruda Nobel
Edebiyat Ödülüne layık görüldü. Incitation al nbconcidio y
alabanda de la revolution chilena (Nixon'u Devirmeye Çağrı
ve Şili Devrimine Övgü, 1973) adlı şiir kitabında ABD'nin solcu
hükümetin dengesini bozmaya yönelik çalışmalarını eleştirdi.
1973'te kansere yakalanan Neruda, Allende'ye karşı düzenlenen
askerî darbeden birkaç gün sonra, 69 yaşında Santiago'da hayata
gözlerini kapadı. Anıları Confieso que ho Livido
(Yaşadığımı İtiraf Ediyorum) adı altında ölümünden sonra
yayınlandı.
Şiirleri
Ağıt
Almeria
Amerika
Anlatalım
Asma Çubuğu ve Rüzgar
Bayraklar Nasıl Doğar
Bazı Şeyleri Açıklıyorum
Bir Bir Sayalım Onları
Büyük Sevinç
Can Vermeler
Deniz
Dönüş Sevinci
Federico Garcia Lorca'ya Yanık Şiir
Huerta Usta
İnsanla Toprak Bir Oldular
Jimenez De Queseda
Julius Fuçik’le Konuşma
Kıyımlar
Kızıl Çizgi
Luis Cortes
Macchu Picchu' nun Dorukları
Muzaffer Halk
Nitrat Adamları
Oğulları Ölen Analara Öğüt
Ölüm
Pedro Valdivia'nın Kalbi
Plaza Ölüleri
Savaşan Toprak
Tembel
Toqui Kaupolikan
Uyansın Oduncu
Yargıçlar
Şiirlerinden
Seçmeler
FEDERICO GARCIA LORCA'YA YANIK ŞİİR
Issız bir
evde,
Korkudan ağlayabilseydim;
Gözlerimi çıkarabilsem de,
Yiyebilseydim;
Senin sesin için yapardım
Bunları,
Yaşlı portakal ağacı sesin;
Senin şiirin için yapardım
Bunları,
Çığlık çığlığa fışkıran şiirin.
Baksana,
Maviye boyuyorlar hastaneleri,
Senin için;
Kıyıdaki kenar mahalleleri
Ve okullar,
Senin için büyüyorlar;
Tüy salıyorlar,
Yaralı melekler;
Pullar örtünüyor,
Düğün balıkları;
Deniz kestaneleri,
Göğe uçuyorlar;
Siyah tülleriyle terzi dükkanları:
Kanla doluyorlar, kaşıklarla,
Senin için;
Ve,
Yutuyorlar,
Yırtılmış kurdeleleri;
Öz canlarına kıyıyorlar,
Öpüşe öpüşe;
Ve ak sadeler giyiniyorlar.
Bir şeftali ağacı
Giyinip de,
Kuş gibi seğirtirken sen;
Kasırga gibi fırıl fırıl,
Bir pirinç gülüşüyle gülerken;
Türküler çağırdığında;
Allak bullak ederken,
Atardamarlarını,
Dişlerini, gırtlağını,
Parmaklarını;
Vay ne şirindin,
Kahrolurdum ben
Kahrolurdum ben
Kızıl göller için:
Güz ortasında bir şahbaz at
Ve kana belenmiş bir tanrıyla,
Beraber yaşadığın.
Kahrolurdum ben,
Mezarlıklar için:
Gece, sesi kısılmış
Çanlar arasından,
Suyla, mezarlarla küllenmiş
Nehirler gibi geçen;
Nehirler:
Hasta asker koğuşları sanki,
Tıklım tıklım dolu;
Ve matem yağlı ölüme,
Çürük taçlı mermer şifreli ölüme,
Nehir nehir gelen ölüme doğru;
Birdenbire taşıveren nehirler.
Gece, ayakta, ağlaya ağlaya,
Boğulmuş çarmıhların geçişini
Seyrederken sen;
Kahrolurdum seni görmek için:
Bak,
Ölüm nehrinin önünde ağlıyorsun
Perperişan;
Garip kalmış köşelerde başın,
Durmaz ha, durmaz gözlerin
Ağlar yaşın yaşın.
Gece ve çıldırasıya yalnız,
Külleri ısıra ısıra;
Dumanı, gölgeyi, unutmayı:
Siyah bir huniyle yığabilseydim,
Trenlerin, gemilerin üstüne;
Filizlendiğin ağaç için,
Yapardım bunları,
Topladığın,
Yaldızlı su yuvaları için;
Sarmaşık için,
Yapardım bunları;
Gecenin sırrını sana ileterek,
Kemiklerini saran
Sarmaşık için.
Islak soğan kokusu gelen
Şehirlerden,
Seni bekliyorlar;
Boğuk bir sesle,
Şarkı söyleyerek
Geçesin diye.
Yeşil kırlangıçlar,
Saçlarının arasına yapıyorlar,
Yuvalarını;
Dilsiz sperma sandalları,
Peşin sıra geliyorlar;
Sümüklü böcekler, haftalar,
Yelkenleri düşürülmüş serenler,
Kirazlar da,
Dönüveriyorlar o saat:
Gözükünce solgun başın,
On beş gözlü başın,
Al kan içindeki ağzın.
Şehrin otellerini,
İsle doldurabilseydim;
Hıçkıra hıçkıra,
Yok edebilseydim
Çalar saatları;
Ezik dudaklarıyla yaz ayı,
Evine nasıl gelecek,
Göreyim diye
Yapardım bunları;
Yığın yığın insanların,
Melûl mahzun tantanalarıyla
Ülkelerin,
İşlemez sabanların,
Gelincik çiçeklerinin;
Mezar kazıcıların, süvarilerin,
Kanlı haritaların, gezegenlerin,
Evine nasıl geldiklerini
Göreyim diye;
Yapardım bunları.
Küllerle örtülü dalgıçların,
Uzun bıçaklarla delik deşik olmuş
Meryem Ana tasvirlerini
Sürüte sürüte gelen maskelerin;
Damarların, köklerin, hastanelerin,
Karıncaların, su gözelerinin,
Evine nasıl geldiklerini
Göreyim diye;
Yapardım bunları.
İçine kapanmış atlının
Örümcekler arasında öldüğü
Bir yatakla,
Gecenin;
Kinden, dikenlerden bir gülün,
Sarıya çalan bir geminin,
Rüzgârlı bir günle, bir bebeğin;
Evine nasıl geldiklerini
Göreyim diye:
Yapardım bunları.
Ben, Oliverio, Norah,
Vicente Aleixandre, Delia,
Maruca, Malva, Marina,
Maria Luisa, Larco, La Rubia,
Rafael Ugarte, Cotapos,
Rafael Alberti, Carlos,
Manolo Altolaguirre, Bebé,
Molinari, Rosales, Concha Méndez,
Ve daha da unuttuklarım;
Evine nasıl gelecektik,
Göreyim diye
Yapardım bunları.
Gel de taçlar takayım,
Gel, sağlık esenlik delikanlısı,
Gel, kelebek kravatlı civan;
Sen ey,
Sonsuz hür siyah bir şimşek gibi:
Pırıl pırıl insan;
Madem, geç vakitlere dek,
Kalınamıyor daha kayalıklarda;
Bari aramızda konuşalım,
Gel,
Şöylece bir, olduğumuz gibi;
Çiğ için olmadıktan sonra,
Şiirlerde n'olacak yani?
Bir ağu hançerin,
İçimize işlediği bu gece için
Olmadıktan sonra;
Şiirlerde n'olacak yani?
Bu tan kızıllığı için,
Olmadıktan sonra;
İnsanın vurulmuş yüreğinin,
Ölüme hazırlandığı,
Şu viran köşe için olmadıktan sonra
Şiirlerde n'olacak yani?
En çok gece, geceleyin:
Kıyamet gibi yıldızlardır,
Dolmuşlar hepten ırmağa;
Bir kurdele gibiler,
Fakir fukara dolu evlerin
Pencerelerindeki..
Bir ölen var,
Onların evlerinde;
Bürolarda, hastanelerde belki,
Belki asansör ve madenlerde,
İşlerinden oldular.
Onulur şey değil yaraları,
Yaratıklar,
Acı çekiyorlar.
Her yanda dert yanış,
Her yanda,
Vay şuymuş vay bu;
Pencereler,
Göz yaşıyla dolu,
Aşınmış eşikler,
Göz yaşından;
Yüklükler ıslak,
Bir dalga gibi
Halıları dişlemeye gelen
Göz yaşından,
Oysa ki yıldızlardır akar
Uçsuz bucaksız bir nehirde.
Federico,
Dünyayı görüyorsun.
Yolları görüyorsun,
Sirkeyi görüyorsun;
Birkaç ayrılıştan,
Taşlardan, raylardan gayrı,
Kimseciklerin kalmadığı,
Köşeden:
Duman ha deyince,
Zalim tekerleklerine;
Hoşça kalları görüyorsun,
İstasyonlardaki..
Her yanda, sorunlar koyuyorlar,
Çeşit çeşit insan var:
Kanlı bıçaklı kör var,
Öfkelisi, ümitsizi var,
Yoksul var, tırnak ağaçları var;
Şunun bunun sırtından,
Geçinmek sevdasıyla;
Harami var.
Hayat böyle, Federico,
Ey babayiğit,
Ey kara sevdalı adam.
Sana,
Dostluğumun sunabileceği şey
İşte bunlar..
Sen de epeyce şey biliyorsun
Şimdiden.
Yavaş yavaş, daha da,
Öğreneceklerin var.
Çeviren: Enver Gökçe
BU GECE EN HÜZÜNLÜ ŞİİRİ YAZABİLİRİM
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana
Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona
Çeviren: Sait Maden
UMUTSUZ
BİR ŞARKI
Çıkıp
geliyor hayalin beni saran geceden.
Denize karıştırıyor inatçı yakınışını ırmak.
Terk edilmiş, gün batımındaki rıhtımlar gibi.
Ayrılık saati bu, ey terk edilmiş!
Yağıyor yüreğime soğuk taç yaprakları.
Ey yıkıntı uçurumu, vahşi mağarası kaza geçirenlerin.
Sende toplanır savaşlar ve uçuşlar.
Yükselir senden şarkı kuşlarının kanatları.
Bir uzaklık gibi yuttun her şeyi.
Deniz gibi, zaman gibi sende battı her şey!
Saldırı ve öpüşün mutlu saatiydi o.
Deniz feneri gibi parıldayan o esrime saati.
Uçuş korkusu, kör dalgıç öfkesi,
çalkantılı esrikliği aşkın, sende battı her şey!
Kanatlandı, yaralandı ruhum pusun çocukluğunda.
Kayıp keşif, sende battı her şey!
Sarıp sarmaladın acıyı, tutunuyorsun arzuya,
kendinden geçmişsin üzüntüyle, sende battı her şey!
İttim gölge duvarını geriye,
arzu ve eylemin ötesine, yürüdüm gittim.
Ah, ten, benim tenim, sevip yitirdiğim kadın,
seni çağırıyorum yaslı saatte, sana adıyorum şarkımı.
İçine aldın sonsuz sevecenliği bir fanus gibi
ve tuz buz etti seni sonsuz unutuluş.
Oradaydı adaların kara yalnızlığı,
orada sevda kadını, sardı kolların beni.
Susuzluk ve açlık vardı, meyveydin sen.
Acı ve yıkıntı vardı, mucizeydin sen.
Ah kadın, bilmem nasıl erittin beni
ruhumun toprağında, kollarının arasında!
Ne korkunç ve ne kısa oldu sana olan tutkum!
Ne zorlu ve ne esrik, ne gergin ve ne aç.
Öpücükler mezarlığı, sönmedi hâlâ yangını mezarlarının
yanar hâlâ kuşların gagaladığı verimli dalların.
Ey ısırılmış ağız, ey öpülmüş organlar,
ey aç dişler, ey sarmalanan bedenler.
Ey umut ve çabanın çılgın bağlanışı,
içinde kaynaşıp umutsuzlandığımız.
Ve sevecenlik, su ve toz kadar hafif,
başlar sözcük belli belirsiz dudaklar arasında.
Yazgımdı bu içinde geçti özlem yolculuğum
ve orada yıkıldı özlemim, sende battı her şey!
Ey yıkıntı uçurumu, içine düştü her şey,
çekmediğin hangi üzüntü kaldı, hangi dalgalar kaldı
seni yutmayan.
Yine de seslendin, şarkı söyledin dalgalardan dalgalara.
Dikilip bir gemici gibi pruvasında geminin.
Çiçek açarsın şarkılarla hâlâ, hâlâ kırılırsın akıntılarda.
Ey yıkıntı uçurumu, açık ve acı kuyu.
Solgun kör dalgıç, derinliklerin bahtsızı,
kayıp kaşif, sende battı her şey!
Ayrılık saati bu, hoyrat, bu gibi saat.
Gecenin tüm zaman çizelgelerine işaretlendiği an.
Sarar kıyıyı hışırdayan kuşağı denizin.
Yükselir soğuk yıldızlar, göç eder kara kuşlar.
Terk edilmiş, günbatımındaki rıhtımlar gibi.
Titrek bir gölge kaldı ellerimde oynaşan.
Ah, her şeyden uzak. Her şeyden uzak.
Ayrılık saati bu. Ey terk edilmiş!
Kaynakça:
Yüzyılın 100 Yazarı (Yeni Binyıl)
siir.gen.tr
epigraf.fisek.com.tr
http://geocities.com/neruda_tr
Kaya Aydemir'e teşekkürlerimizle
|
|