e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Hem Stil Hem Statü: Padişah Kaftanları

  Füsun Akay   

 

Siyasi güç ile sanatın buluştuğu ‘padişah kaftanları’, 22 Ocak’a kadar Washington Smithsonian Müzesi’nde göz kamaştıracak...  

Davet edildiği bir düğün ziyafetine gündelik elbiseleriyle gidince, kimse aldırış etmez Nasreddin Hoca’ya. Ne buyur diyen vardır, ne de otur diyen. Duruma canı sıkılan Hoca, bir koşu evine gider ve bayramlık kürkünü geçirir sırtına. Düğün yerine gelir yeniden. Hoca’yı kürküyle görenler, onu baş köşeye oturtup önüne envai çeşit yemek sıralarlar. Hoca da kürkünün ucunu, çorba tasına daldırır birden: “Ye kürküm ye!” diye bağırır. Herkes şaşırıp sorar: “Ne yapıyorsun Hoca efendi, kürk yemek yer mi hiç?” O da şu cevabı verir: “Madem ki bütün saygı ve ikram kürküme yapılmıştır. Öyleyse yemeği de o yesin!”

13. yüzyılda yaşamış Türk halk düşünürü Nasreddin Hoca’nın en bilinen gülmecesidir bu. Yüzyıllardır anlatıla gelen ve anlamını hâlâ yitirmeyen...

‘Şaka’ bir yana, kıyafetler önemli bir ‘güç göstergesi’ olmuştur her devirde. Günümüzde kullandığımız arabadan oturduğumuz eve, hatta taktığımız saatten ziynet eşyasına kadar pek çok detay gibi... Osmanlı döneminde kullanılan kaftanlar da, özellikle padişahların gücünü gösteren büyük bir sembol olmuştur. Sultan kaftanları, yalnızca siyasi gücün değil; o dönemlerin ince zevkinin, Osmanlı sanatı ve yaratıcılığının da ne denli zengin olduğunun göstergesidir aynı zamanda...

İşte bu zenginliği tüm dünya, Washington Smithsonian Müzesi’nin Freer ve Arthur Sackler galerilerinde düzenlenen ‘Stil ve Statü: Osmanlı Türkiyesi’nden Saray Kıyafetleri’ adlı muhteşem sergiyle bir kez daha görme fırsatı buldu. Bulmaya da devam ediyor... Koç Holding’in ana sponsorluğunda, T.C. Kültür Bakanlığı ve Smithsonian Vakfı işbirliğiyle gerçekleştirilen ve 22 Ocak’a kadar sürecek sergi, 16. ve 17. yüzyılın görkemli imparatorluk kaftanlarıyla buluşturuyor ziyaretçileri. Bu sergi aynı zamanda, ABD ve Türkiye arasındaki on yıllık kültürel programın da bir başlangıcı; Koç Holding de bu sürecin en önemli destekçilerinden...

 

Tarihi Görevleri Var 

Osmanlı sanatı uzmanı Prof. Dr. Nurhan Atasay ve Arthur M. Sackler Galerisi’nden Dr. Massumeh Farhad’ın küratörlüğünde gerçekleşen sergideki kaftanların çoğu, dünya çapında en fazla sayıda İslami tekstil eserinin yer aldığı Topkapı Sarayı Müzesi’nden getirildi.

Geri kalanı ise, Konya’daki Mevlâna Müzesi ile Rusya’daki St. Petersburg kentinde bulunan Hermitage Müzesi’ndeki koleksiyonlara ait. Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve oğlu Şehzade Bayezid’e ait kaftanların yanı sıra; yine Topkapı Sarayı’nın koleksiyonundan şapka, minder ve yer döşemeleri ile işlenmiş kumaşlar da dahil edilmiş sergiye.

Kuşkusuz, müzeyi gezenlerin ilgisini en çok çeken, kumaş, renk ve desenleriyle göz kamaştıran kaftanlar... Padişah ve ailesi için özel olarak hazırlanan kaftanlar; uzun ve bol kesim yapılarıyla dikkat çekiyor. Kaftan boyutlarının büyük olmasındaki amaç da, padişahın görkemine görkem katmak... Çoğu; önü açık, küçük dik yakalı, uzun veya kısa kollu, cepli ve yanları yırtmaçlı.

Sultanların iç ve dış olmak üzere iki çeşit kaftanları vardı. Dışa giyilenler, ‘merasim kaftanları’ydı. Biçim bakımından diğerleriyle aynı olan dış kaftanlarda, kol üzerinden omuzdan aşağıya kaftan boyu kadar ‘yen’ denilen ikinci bir kol bulunuyordu. Bu yenlerin, sultanın görünüşüne ayrı bir görkem katmasının yanı sıra, tarihi bir görevi de vardı: Bayram gibi çeşitli törenlerde ‘öpülmek’. Tanzimat döneminden itibaren bu usul kalkmış; yen yerine taht saçağı öpülmeye başlanmıştı.

 

En Değerlisi ‘Seraser’

Dış kaftanların çoğu seraser, kemha ve atlas gibi pahalı kumaşlar kullanılarak hazırlanır; üzerleri kürk ile elmas ve zümrüt gibi değerli mücevherlerle süslenirdi. ‘Seraser’, Osmanlı’da en değer verilen kumaştı. Altın alaşımlı gümüş tel veya doğrudan doğruya gümüş tel kullanılarak dokunan bu kumaşın en iyi cinsi, İstanbul’da Saray’a bağlı tezgâhlarda ‘Serasercibaşı’ nezaretinde dokunurdu. Bir nevi brokar olan ‘kemha’ ise, daha çok Bursa ve Amasya’da dokunuyordu. Padişah giysileri arasında, dikkat çekecek çoğunluktaki kaftanlar da, ‘atlas’tan yapılmış olanlar. İnce ipekten sık dokunmuş, düz renkte, sert ve parlak bir kumaş türü olan atlasta, en çok mavi, yeşil ve kırmızı renkleri tercih edilmiş padişahlarca. Altın telli çatma, kadife, hataî, gezi, selimiye ve çuha ise, kaftan yapımında kullanılan diğer kumaşlar... 

 

Doğadan Motifler...

Bir kaftanda en az kumaş kadar önemli unsurlar da vardı: Renk, desen ve motifler... İmparatorluğun ilk dönemlerinde, çok canlı renklere sahip kumaşlar üzerine, çınar yaprağı, nar ve iri kozalak motifleri sıkça kullanılmıştır. Türk kumaş sanatının en ileri düzeyde olduğu 16. yüzyılda; lâle, bulut ve benek motifli kaftanlara çok rastlanır. Padişahlar, kudretin sembolü, üç yuvarlaktan oluşan ‘çintemani’ motifli kaftanlarını da, genelde savaş meydanında düşmanı etkilemek için giyiyorlardı.

 

17. yüzyılda ise, kumaşlarda karanfil motifi çok kullanılmış ve stilize birer yelpaze şeklini almıştır. Osmanlı’nın siyasi anlamda ihtişamını kaybettiği dönemlerdeki kaftanları incelediğimizde de, yapımında küçük ve yollu kumaşların tercih edildiğini görüyoruz.

“Padişah ve ailesi dışında kaftan giyen yok muydu?” diye merak edenleri de hemen cevaplandıralım. Osmanlı’da sultan kaftanlarının yanı sıra, ‘hil’at’ adı verilen onur kaftanları vardı. Bu tür kaftanlar, yüksek rütbeli yabancılara, saray erkânına ve devlet yetkililerine dağıtılırdı. Ödüllendirme amacıyla yapılan kaftanlar ise, devlete yararlılık gösteren üstün nitelikli kişilere sunuluyordu...

Kimine göre güç göstergesi, kimine göreyse Osmanlı sanatındaki ince zevkin ve yaratıcılığın tezahürü... İster stil deyin, ister statü, ister ikisini birden... Ama önce yüzyılların tanığı bu muhteşem kaftanları görün...

 

Görsel malzemelerin sağlanmasındaki katkılarından dolayı Koç Holding’e teşekkür ederiz.

 

    Kaynakça: Skylife  Aralık 2005

 

Füsun Akay'a teşekkürlerimizle

Denizce