|

Kapı evin ağzıdır. Pencere ise gözü! Balkon ise, evin hiç
kapanmayan çekmecesi. Sanki bir kez açılmış ve öylece sıkışıp
kalmış gibi. Balkonsuz ev vardır ama penceresiz ev kimin aklına
gelir?

Pencereleri en çok kim sever? Önüne dizilen saksılardaki
çiçekler mi, camcılar ve çerçeveciler mi, bakkal çırağına sepet
sarkıtan yaşlılar mı? Peki ya balkonları? Bir uçtan öbür uca
gerilen ipte kuruyan çamaşırlar mı, deniz gören bir balkonda
akşam sofrasını kurup yemek yiyenler mi, baharı orada bekleyen
bisikletler mi, yoksa tarhana, mısır, biber kurutan kadınlar mı?
Bu soruları düşünedurun siz, biz bu arada dizelerin arasına
dalalım.

Pencereleri En
Çok Şairler Sever
Kim ne derse desin, pencereleri en çok şairler sever. Pencere
yalnızca evlerin değil, bazı şiirlerin de gözü, hatta
gözbebeğidir. Yannis Ritsos, “Barış, açılan bir pencereden, ne
zaman olursa olsun gökyüzünün dolmasıdır içeriye” der. Ritsos’un
en sevdiği şairlerden biri olan Nazım Hikmet, sevdiği kadına,
Piraye’ye yazdığı ‘Saat 21-22 Şiirleri’nden birinde aşkı ve
öfkeyi dizelere düşürür: “Ve hemen/fırlayarak
yerimden/penceremde demirlere yapışarak/hürriyetin sütbeyaz
maviliğine/sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım…”

Turgut Uyar, Türk şiirinin elmas dizeleriyle dolu olan ‘Göğe
Bakma Durağı’ adlı şiirinde sevdiğine “Sayısız penceren vardı
bir bir kapattım/Bana dönesin diye bir bir kapattım” diye yazar.
Cevat Çapan, gözleriyle pencereden Şirket-i Hayriye vapurlarını
izler. O vapurlardan biri Kızkulesi’ne sürtünmek üzeredir. Başka
bir şiirinde, pencereden karanlıkta balığa çıkan kayıklarla yalı
mahallesinin tenha sokaklarını görür. Orhan Veli ise bir başka
pencere tutkunudur ve oradan kanatların peşine düşer: “Pencere;
en iyisi pencere;/Geçen kuşları görürsün hiç olmazsa;/Dört
duvarı göreceğine.”
Her Pencerede
Biraz Gözyaşı Gizlidir
Pencereden neler görülmez ki: elindeki çiçeği yukarı fırlatan
sevgililer, iş dönüşü elinde fileyle eve dönen babalar, okul
çıkışı çantasını sırtına yüklemiş ilkokul çocukları, sokağa
salınan evin kedisi, eskicinin arabası, kaldırımın kıyısına park
edilen arabalar, denizden geçen yelkenliler, gün batımları…
Pencere, buluşmaların ve ayrılıkların gözüdür. Oradan görülür
sokağın başından gelen ve sonunda yitip giden. Her pencerenin
içinde biraz gözyaşı gizlidir. Taşra kasabalarındaki eski
evlerde, nineler büyük kentlere çalışmak için giden çocuklarının
resimlerinin camlarını silerler her gün ve pencerede umutla
onların geleceği günleri beklerler. Onlar beklerken, bahçelerde
elmalar, çiçekler; uzaktaki gelinlerin karınlarında yeni bebeler
büyür. Evlerin duvarlarında kök boya ile yapılmış resimlerdeki
ağaçlar yavaş yavaş solar.
Pencere Bazen
Yaşam Sevincidir
“Güneş girmeyen eve doktor girer” diye bir söz vardır ya, o
tümcede bile pencere gizlidir. Güneş ışınlarının eve daldıkları
yer pencereden başka bir yer değildir çünkü. Çok sevdiğim,
bilinen bir öykü vardır. Bir hastane odasında, cam kenarındaki
yatakta yatan hasta herkese pencereden ne gördüğünü
anlatmaktadır. “İşte, bakın çiçekli etek giyen kız, sevgilisiyle
el ele geçiyor!”, “Bakkalın oğlu gıcır gıcır bir bisiklet
almış!”, “İlkokul çocukları piyese gidiyorlar palyaço
giysileriyle!” Anlattıkları, yataklarından kalkamayan hastaların
yaşam sevinci olur.

Ama hemen yanındaki yatakta yatan hasta, için için kıskançlık
duymaktadır pencere kenarındaki hastaya. Bir gece onun alacağı
ilaçları yere düşürür. Ertesi sabah onun boşalan yatağına
yerleştirilir. Heyecanla bin bir güzellik görmek için başını
kaldırdığında, pencereden gördüğü yalnızca simsiyah bir duvar
olur. Ne sokak vardır, ne de insanlar!
O zaman gerçeği anlar. Odadaki hastaların yaşam sevincini,
komşusunun düş gücü ayakta tutmuştur. Pencere de o sevincin
yardımcısıdır yalnızca.
Evet, pencere yaşam sevincine ilişik bir yerdir. Bahçedeki
hanımeli, leylak, yasemin kokusu evin içine pencereden girer.
Akdeniz’in kıyı kasabalarında, testideki su pencerede soğur.
Kafesinden çıkarılan muhabbet kuşları pencereden kaçar. Ev bir
fotoğraf makinesi olsaydı, merceği kesinlikle pencere olurdu.
Evin Nefes Alan
Yeridir Balkonlar
Evin bittiği yerin pencere olduğu düşünülür. İşte tam o
sırada balkon çıkar ortaya. Pencerenin tersine, iki boyutlu
değil, üç boyutludur. Yalnızca bir çıkıntı değildir. Balkon evin
küçük açık hava odasıdır. Kendini göstermek için göğsünü gere
gere uzanır. Sıcak yaz günlerinde nefes almakta zorlanan ev
halkı balkonda arar mutluluğu, esintiyi ve mehtabın şarkısını.
Bir şair, Melih Cevdet Anday evle güvercini bakıştırır. Oysa
biraz önce, güvercinin kanat sesleri için, “pencerede kopan
alkış” deyip geçmiştir!

Balkon penceresini en çok kim sever derseniz, çok düşünmeye
gerek yok: Hırsızlar! Ama yeni yapılan binalarda mimarların ve
mühendislerin balkonları bizlerden esirgemeye başlamalarının
nedeni hırsızlar olmasa gerek! Onlara balkonlarımızı yine bize
geri vermelerini rica ederek, başka bir yerde bitirelim
sözümüzü: Pencereler, balkonlar bir yana, biz bahçelerimizi
otopark yapmaya başladığımızda yitirdik aslında mutluluğumuzu…
Bize bahçelerimizi de geri verin!

Yazı - Foto: Akgün Akova
Kaynakça:
SkyLife - Şubat 2008
Akgün Akova'ya teşekkürlerimizle,
Denizce

05.03.2008 |