e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Evlerin Nefesi Pencere ve Balkon

Akgün Akova   

 

 

Kapı evin ağzıdır. Pencere ise gözü! Balkon ise, evin hiç kapanmayan çekmecesi. Sanki bir kez açılmış ve öylece sıkışıp kalmış gibi. Balkonsuz ev vardır ama penceresiz ev kimin aklına gelir?

Pencereleri en çok kim sever? Önüne dizilen saksılardaki çiçekler mi, camcılar ve çerçeveciler mi, bakkal çırağına sepet sarkıtan yaşlılar mı? Peki ya balkonları? Bir uçtan öbür uca gerilen ipte kuruyan çamaşırlar mı, deniz gören bir balkonda akşam sofrasını kurup yemek yiyenler mi, baharı orada bekleyen bisikletler mi, yoksa tarhana, mısır, biber kurutan kadınlar mı? Bu soruları düşünedurun siz, biz bu arada dizelerin arasına dalalım.

Pencereleri En Çok Şairler Sever

Kim ne derse desin, pencereleri en çok şairler sever. Pencere yalnızca evlerin değil, bazı şiirlerin de gözü, hatta gözbebeğidir. Yannis Ritsos, “Barış, açılan bir pencereden, ne zaman olursa olsun gökyüzünün dolmasıdır içeriye” der. Ritsos’un en sevdiği şairlerden biri olan Nazım Hikmet, sevdiği kadına, Piraye’ye yazdığı ‘Saat 21-22 Şiirleri’nden birinde aşkı ve öfkeyi dizelere düşürür: “Ve hemen/fırlayarak yerimden/penceremde demirlere yapışarak/hürriyetin sütbeyaz maviliğine/sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım…” 

Turgut Uyar, Türk şiirinin elmas dizeleriyle dolu olan ‘Göğe Bakma Durağı’ adlı şiirinde sevdiğine “Sayısız penceren vardı bir bir kapattım/Bana dönesin diye bir bir kapattım” diye yazar. Cevat Çapan, gözleriyle pencereden Şirket-i Hayriye vapurlarını izler. O vapurlardan biri Kızkulesi’ne sürtünmek üzeredir. Başka bir şiirinde, pencereden karanlıkta balığa çıkan kayıklarla yalı mahallesinin tenha sokaklarını görür. Orhan Veli ise bir başka pencere tutkunudur ve oradan kanatların peşine düşer: “Pencere; en iyisi pencere;/Geçen kuşları görürsün hiç olmazsa;/Dört duvarı göreceğine.”

 

Her Pencerede Biraz Gözyaşı Gizlidir

Pencereden neler görülmez ki: elindeki çiçeği yukarı fırlatan sevgililer, iş dönüşü elinde fileyle eve dönen babalar, okul çıkışı çantasını sırtına yüklemiş ilkokul çocukları, sokağa salınan evin kedisi, eskicinin arabası, kaldırımın kıyısına park edilen arabalar, denizden geçen yelkenliler, gün batımları… Pencere, buluşmaların ve ayrılıkların gözüdür. Oradan görülür sokağın başından gelen ve sonunda yitip giden. Her pencerenin içinde biraz gözyaşı gizlidir. Taşra kasabalarındaki eski evlerde, nineler büyük kentlere çalışmak için giden çocuklarının resimlerinin camlarını silerler her gün ve pencerede umutla onların geleceği günleri beklerler. Onlar beklerken, bahçelerde elmalar, çiçekler; uzaktaki gelinlerin karınlarında yeni bebeler büyür. Evlerin duvarlarında kök boya ile yapılmış resimlerdeki ağaçlar yavaş yavaş solar.

 

Pencere Bazen Yaşam Sevincidir

“Güneş girmeyen eve doktor girer” diye bir söz vardır ya, o tümcede bile pencere gizlidir. Güneş ışınlarının eve daldıkları yer pencereden başka bir yer değildir çünkü. Çok sevdiğim, bilinen bir öykü vardır. Bir hastane odasında, cam kenarındaki yatakta yatan hasta herkese pencereden ne gördüğünü anlatmaktadır. “İşte, bakın çiçekli etek giyen kız, sevgilisiyle el ele geçiyor!”, “Bakkalın oğlu gıcır gıcır bir bisiklet almış!”, “İlkokul çocukları piyese gidiyorlar palyaço giysileriyle!” Anlattıkları, yataklarından kalkamayan hastaların yaşam sevinci olur.

Ama hemen yanındaki yatakta yatan hasta, için için kıskançlık duymaktadır pencere kenarındaki hastaya. Bir gece onun alacağı ilaçları yere düşürür. Ertesi sabah onun boşalan yatağına yerleştirilir. Heyecanla bin bir güzellik görmek için başını kaldırdığında, pencereden gördüğü yalnızca simsiyah bir duvar olur. Ne sokak vardır, ne de insanlar!

 

O zaman gerçeği anlar. Odadaki hastaların yaşam sevincini, komşusunun düş gücü ayakta tutmuştur. Pencere de o sevincin yardımcısıdır yalnızca.

Evet, pencere yaşam sevincine ilişik bir yerdir. Bahçedeki hanımeli, leylak, yasemin kokusu evin içine pencereden girer. Akdeniz’in kıyı kasabalarında, testideki su pencerede soğur. Kafesinden çıkarılan muhabbet kuşları pencereden kaçar. Ev bir fotoğraf makinesi olsaydı, merceği kesinlikle pencere olurdu.

 

Evin Nefes Alan Yeridir Balkonlar

Evin bittiği yerin pencere olduğu düşünülür. İşte tam o sırada balkon çıkar ortaya. Pencerenin tersine, iki boyutlu değil, üç boyutludur. Yalnızca bir çıkıntı değildir. Balkon evin küçük açık hava odasıdır. Kendini göstermek için göğsünü gere gere uzanır. Sıcak yaz günlerinde nefes almakta zorlanan ev halkı balkonda arar mutluluğu, esintiyi ve mehtabın şarkısını. Bir şair, Melih Cevdet Anday evle güvercini bakıştırır. Oysa biraz önce, güvercinin kanat sesleri için, “pencerede kopan alkış” deyip geçmiştir!

Balkon penceresini en çok kim sever derseniz, çok düşünmeye gerek yok: Hırsızlar! Ama yeni yapılan binalarda mimarların ve mühendislerin balkonları bizlerden esirgemeye başlamalarının nedeni hırsızlar olmasa gerek! Onlara balkonlarımızı yine bize geri vermelerini rica ederek, başka bir yerde bitirelim sözümüzü: Pencereler, balkonlar bir yana, biz bahçelerimizi otopark yapmaya başladığımızda yitirdik aslında mutluluğumuzu… Bize bahçelerimizi de geri verin! 

 

Yazı - Foto: Akgün Akova       

   Kaynakça:
   SkyLife
- Şubat 2008


Akgün Akova
'ya teşekkürlerimizle,

Denizce

05.03.2008