|

Mütevazı bir kahvaltıdan en görkemli ziyafetlere,
sofralardaki yerini her zaman alan ve bir rastlantı sonucu
keşfedilen peynir...
Yiyecek ve içecek dünyamızın belirli kilometre taşlarını
oluşturan bazı besin maddeleri vardır. Ve bu gıdalar
keşfedildikleri günden beri sofralarda varlığını devam ettirir,
ettirmeye devam edecekleri de bellidir. Tarihin ilk dönemlerinde
sadece beslenme ihtiyacını karşılayan çoğu gıda maddesi zaman
içinde gelişmiş ve günümüzde damak keyfinin aradığı lezzetler
haline gelmişlerdir.

Fransızların ‘fromage', İtalyanların ‘formaggio',
İspanyolların ‘queso', Almanların ‘kase', Rus ve Boşnakların
‘sir', Farsların ‘penir', Hintlilerin ‘paneer', Arapların ‘cebn’
ya da ‘cübn', Yunanlıların ‘tiri', eski Türklerin ‘ağrımşık',
‘akerişimik', ‘sogut', ‘bışlak', ‘irimçik’ diye adlandırdıkları
peynir; sofralarımızın temel gıdası rolünü tarih boyunca olduğu
gibi günümüzde de sürdürüyor. Peynirin tarihi o kadar eskiye
dayanıyor ki, dünyada ilk kez nasıl ve ne zaman üretildiğini
gösteren kesin bir bilgi henüz ele geçmemiş. Ancak
varsayımlardan yola çıkarak kesin olmayan yorumlar yapılıyor.
Sümerler ve
Peynir
Araştırmacılar peynir ile ilgili ilk bilgilere Sümer dönemine
ait eserler sayesinde ulaşmışlar. Fakat bundan önce peynirin
ortaya çıkışını, keşfedilmesini açıklayan varsayımlardan da
bahsetmek gerekir.

İnsanlar yerleşik düzene geçmeden önce en önemli beslenme
kaynaklarını avcılık yaparak sağlıyorlardı. Bu faaliyet
sırasında hayvanları evcilleştirmeye başladılar. Evcilleşen
hayvanların sadece etinden değil, başta sütü ve postu olmak
üzere her şeyinden yararlanmayı keşfetti. Bazı hayvanları
sağabileceğini ve ortaya lezzetli bir gıda kaynağı
çıkarabileceğini fark eden insanoğlu, bu kez de sütü uzun süre
saklayabilmenin yollarını araştırmaya başladı. Belki de bunu
bilinçli olarak düşünmemişti ama bazı rastlantılar kendisine
yardım etti. Sütün havadaki bakteriler ile temasa geçip
fermantasyona girmesi ortaya yoğurt ve peyniri çıkardı.
Mutlu Bir Tesadüf
Araştırmacılara göre, peynir insanoğlunun bilinçli çabası
sonucu değil, bazı zincirleme tesadüfî olaylar nihayetinde
keşfedildi. Kesin olmayan bu görüşe göre, insanlar tarihin ilk
dönemlerinde sıvıları saklamak ya da taşımak için kapları değil,
hayvan tulumlarını veya işkembelerini kullanıyorlardı. Süt de
muhtemelen bir koyun ya da keçi işkembesinde saklanırken,
işkembenin şirden bölümündeki pıhtılaştırıcı özelliğe sahip bir
enzim sütü yoğunlaştırdı ve biraz yumuşak olsa da tarihin ilk
peynirinin oluşmasını sağladı. İşte bu ilk peynir asırlar
boyunca insanlar tarafından durmadan geliştirildi ve ortaya
günümüzdeki hepsi birbirinden değişik lezzette ve görünümde olan
bin beş yüz kadar peynir çeşidini çıkardı.
Bir dönemler ‘beyaz et’ olarak nitelendirilen peynir, son
derece besleyici ve lezzetli bir gıda. Uzun süre saklanabilme ve
her ortamda, hemen tüketilebilmesi ise cabası. Bu nedenle de
peynir, basit bir sabah kahvaltısından görkemli bir ziyafete
kadar bütün mönülerde beğeniyle yerini alır.
Geleneksel
Üretimden Teknolojiye
Teknolojik
açıdan hızla gelişen dünyamızda geleneksel peynir yapımı da
büyük ölçüde değişmiştir. Ancak hâlâ birçok yerde, örneğin
ülkemizde keçi tulumunda, ufak küplerde veya tülbentler içinde
son derece lezzetli ve geleneksel peynirler yapılmaya devam
ediyor. Ne yazık ki ‘Ayvalık sepet peyniri’ gibi çok özel ve
geleneksel peynirler, teknolojik üretim karşısında yavaşça
unutulmaya doğru gidiyor. Ayvalık sepet peyniri, çift başlı
yılan örgüsü sepetlerde üretilmekteyken, bugün plastik kaplarda
üretiliyor. Geleneksel yöntemde sepet örgüsünün özelliğinden
dolayı peynirin süzülmesi ve olgunlaşma süresi daha uzun zaman
alıyordu belki ama bu süre Ayvalık peynirine özel bir lezzet
katıyordu. Yeni üretim yöntemlerindeyse aynı lezzeti
yakalayabilmek pek mümkün değil. Oysa insanların sadece kaliteli
ve lezzetli peynir üretmek için yıllarca emek verdikleri bu tarz
geleneksel üretim teknikleri uygulanmaya devam etmeli ve
desteklenmelidir. Bu uğurda ülkemiz peynirlerini ve
peynirciliğini araştıran ve ölümsüz bir eser olan ‘Süt Uyuyunca’
kitabını hazırlayan Artun Ünsal’a teşekkürlerimiz sonsuzdur.
Yazı: Vedat Başaran
Foto: Önder Durmaz
Kaynakça:
SkyLife - Ağustos 2007
Vedat Başaran ve
Önder Durmaz'a teşekkürlerimizle
Denizce

24.09.2008
|