|

Özellikle Asya mutfak kültürünün vazgeçilmez baş aktörü olan
pirinç, dünyanın, tarihi en eskiye dayanan besinlerinin başında
geliyor... Farklı mutfak kültürlerinde farklı usullerle
pişirilen ve yepyeni lezzetlerle çeşitlenen bu gıda, bir İtalyan
restoranında “risotto”, İspanyol mutfağında “paella” olarak
çıkıyor karşımıza...

Dünyanın en eski temel besin kaynaklarının başında gelen
pirinç, buğday kadar değerli bir tahıldır. Günümüzde dünya
nüfusunun yarısının temel gıdasını pirinç oluşturuyor. Tropik ve
tropikaltı iklim ve coğrafyalarda ekimi yapılan çeltik
bitkisinin meyvesi olan pirinç, su içinde yetişen tek tahıl olma
özelliği de taşıyor. Buna karşın dünyada 112 ülkede pirinç ekimi
yapılıyor. Dünya pirincinin %95’inin üretimi ve tüketimi Asya’da
gerçekleştiriliyor. Pirincin dünya sofralarında yer almasına
ilişkin pek çok tarih belirtilmekle birlikte, M.Ö. 7000
yıllarına kadar uzanan bir tarihin varlığından söz ediliyor.
Sofraların Baş
Yemeği Pilav
Suyun içinde hasatı oldukça zahmetli olan çeltik bitkisinin
işlenmesinin çıkışı veya icadı üzerine yapılan araştırmalar, bu
konuda da farklı görüşler ortaya koyuyor. Doyurucu ve besleyici
özelliği olan pirinç aynı zamanda alerjik madde gluten içermeyen
nadir gıdalardan biri.
Asya ülkelerinin temel besin kaynağı durumundaki pirinç
zamanla Güney Avrupa’ya, Balkanlar’a ve Amerika kıtasına kadar
bazen bilinçli bazen de kazayla ulaşmış. Türklerin pirinçle
ilişkisi Orta Asya’ya göç etmeleriyle başlar. İlk önceleri Kuzey
Çin’e yakın olan, sonraları ise Hindistan’a inen Türkler, bu
nedenle iki farklı bölgenin oluşturmuş olduğu pirinç kültürünü
yakından tanımıştır. Günümüzde bu bölgede yaşayan devletlerin
mutfak kültürlerinde farklı pişirme ve tüketme alışkanlıklarını
görmek mümkün. Çeltik bitkisinin ekimine uygun olan Asya’da
pirinç, yaşam kültüründe nerdeyse kutsallık mertebesine
oturtulmuştur. Hemen tüm Asya kültürlerinde misafirlere sunulan
baş yemek mutlaka pirinçle pişirilmiş olmak zorundadır.
Günümüzde dünyaca ünlü bazı Uzakdoğulu firmaların isimleri dahi
pirinç tarlalarından esinlenerek belirlenmiştir.
Batı
Mutfaklarının da Vazgeçilmezi
Pirinç, Orta Doğu’ya Pers İmparatorluğu tarafından M.Ö. 1000
yılında tanıtılmıştır. Romalılar ise ilk kez Büyük İskender’in
Hindistan’a yaptığı sefer sayesinde öğrenmişler pirinci. Pirinç
8. yüzyılda da Araplar tarafından İspanya’ya götürülmüş. İtalya
topraklarına ve Balkanlar’a ulaşması Osmanlılar tarafından
13-16. yüzyıllar arasında gerçekleşmiş. Batı’ya doğru gidildikçe
pirincin mutfaklardaki kullanım alanı daralmıştır. Buna rağmen
Avrupa’da İspanyollar, “paella” gibi pirinçle yapılan ve
İspanyol mutfağının bayrağı sayılan bir yemek geliştirmiş,
İtalyanlar ise mutfak kültürlerinde pizza ve makarnadan sonra
pirinçle yapılan ve dünya mutfak literatüründe klasikleşmiş
“rissotto”larını üretmişlerdir. Hatta “rissotto”, İtalyan
mutfağının en incelikli pişirme tekniği olarak
değerlendirilmektedir. Pirinç Anadolu’ya doğal olarak
Türkler’den önce gelmiştir. Ancak pirinç ve pirinç ürünleri,
Anadolu’daki gerçek varlığını Türklerin Anadolu’ya gelmelerinden
sonra ortaya koymuştur. Özellikle İran üzerinden Anadolu’ya
gelen Selçuklular, pirincin Çin, Hindistan ve İran mutfak
kültürlerindeki deneyim ve birikimlerini bu bölgeye
taşımışlardır. Osmanlı İmparatorluğunda pirinç, Mevlevi
sofralarından sultan sofralarına kadar uzanan ziyafetlerde baş
yemek olarak yerini almıştır.
Aşçının Başarı
Ölçütü
Pirinç ve pilav kelimeleri Farsça’dan yerleşmiştir dilimize.
Osmanlı’da pirinç yerine “dane” ismi kullanılırdı. Muhtemelen
“dane” kelimesi, Hint dilinde ‘insanın gıdası’ anlamına gelen
“dhanya” kelimesinden türemiştir. Örneğin Osmanlılar, safranlı
pirinç pilavının yerine “dane-i saru” tanımını kullanmış
yıllarca. Osmanlı’da, vücudun kudret kaynağı olarak kabul edilen
pirinç pilavının pişirilmesi ve tüketilmesinin de yazılı olmayan
pek çok ilkesi vardır. Özellikle Topkapı Sarayı’nda çapı 1
metre, derinliği 1.20 metreyi bulan dev yemek kazanlarında pilav
pişirmek büyük ustalık ister. Bu nedenle saraya alınacak
aşçıların yetenekleri pilav pişirmekteki başarılarıyla
ölçülmekteydi.

Pirinç pilavının Osmanlı’daki önemini, pilav için kullanılan
malzemelerden anlamaktayız. Pişirilen tüm pirinç pilavlarının
tamamında kuzu etinin yanı sıra, temini kolay olmayan tarçın ve
sakız kullanıldığı dikkat çekiyor. Tanzimat dönemiyle birlikte
değişen sofra düzenlerinde pilav, ana yemek rolünden çıkmış,
hoşab ( hoşaf ) eşliğinde tatlıdan önce tüketilmeye başlamıştır.
Günümüzde bu alışkanlık da terkedilmiştir. Artık, ana yemeklerin
değişmez garnitürü olarak sunulup tüketiliyor pilav. Dünyada
hızla değişen yemek alışkanlıklarına rağmen Türk mutfağı
uygulamalarında pirinç ve pirinç ürünlerinin geleneksel rolü
devam etmektedir. Son söz? Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın!

Yazı :
Vedat Başaran
Fotograf: Önder Durmaz
Kaynakça:
SkyLife - Mart 2009
Vedat Başaran ve
Önder Durmaz'a teşekkürlerimizle
Denizce

16.04.2009
|