| |
Hayat, sayfa sayısı sonsuz bir kitap gibi…
Her insan, bende yeni bir heyecan uyandırır. Bu heyecanın
dozunu ise, karşımdaki kişinin özgünlüğü, karmaşıklığı, sâhiciliği
belirler. Hepimiz, karman çorman bir kurgunun, kendimizce
başkişileriyiz.
İçinde yol aldığı bir kayık da olsa, kaptan şapkasını hiç
çıkarmaksızın takan milyonlarca insanın arasında yaşamak, onları
gözlemlemek, onlarla paylaşmak, hâlâ sevmeye değer yönler bulabilmek
hârika!
Ama bir de sevmediklerimiz var… Kendi adıma, onları ifşâ
edeceğim bugün. Hiç utanmadan, sıkılmadan; işaret parmağımı
gözlerine sokup “evet, işte bunlara tahammül edemiyorum” diyeceğim.
Şu hayatta çeşidi türlü insana rastladım; sevdim, sevildim,
on yıllara dayanan dostluklar kurdum, beşerî ilişkilerde noktalardan
ziyâde virgüllere meylettim, kimseden ölesiye nefret etmedim,
kimseden öç almadım, yıllanmış kinler biriktirmedim. Fakat gelin
görün ki okkalı bir tokat savurma hayâlinin, kimsenin görmediği bir
düşünce bulutu şeklinde açılıp, başımda bayrak gibi dalgalanmasına
sebep olan bir insan türü tespit etmiş bulunuyorum. Riyakârlar,
sadistler, pasif agresifler, tâcizseverler, aynada kendiyle sevişen
narsisistler, omurgasızlar, tek hücreliler, yürüyen penisler, ayak
kaydırmacılar, şıpsevdiler, ağırlık merkezi her an yer değiştirenler
falan değil. Bu saydıklarımın her birinde, illâki yaşanmaya, takdire
değer bir yön bulunur ama Polyanna’larda bulunmaz!
Bakın dikkat edin; kahkaha atmaz, krize girip karınlarına
ağrı girene dek gülmez hiç Polyanna’lar ama dâima gülümserler. Biraz
gözlem yeteneğiyle, bunun plâstik bir gülümseme olduğunu, açısının
bir derece dahi oynamadığını fark edersiniz. Birisi onlara “sence bu
nasıl” diye görüşlerini sorduğunda tek bir yanıtları vardır: “Bence
hârika”! Bilhassa, çoğunluğun açık yüreklilikle memnuniyetsizlik
sergilediği durumlarda “benim hoşuma gitti” demek doyum noktasına
yakın bir zevk verir bu meczuplara. Dâima her şeyi beğenirler,
överler, sevdiklerini iddia ederler. Büyümüş de küçülmüş kız çocuğu
gibidirler. Ellerine düşmeye görün; bir bez bebek muamelesi görmeye
başlarsınız. Onlar bu oyunda annedir elbette! “Bilgedirler”,
öğretirler, hiç sinirlenmezler, hep olumludurlar, ölesiye, biteviye…
Çoğunda konu döner dolaşır NLP’ye falan gelir; evrene ne gönderirsen
onu alırsın!
“Kahrolası evrene ne menem şey gönderdim ki seni bana revâ
gördü” diye haykırmak gelir içinizden. Elinizdeki gofreti kınar,
sigaranızı alır sizin yerinize söndürür, paketi çöpe yollarlar.
Meselâ, organik beslenme hevesiniz varsa, onlara rastlayınca ve
öğütlerini dinleyince, bu işten de öyle soğursunuz ki, soluğu bir
kebapçıda almanız işten değildir. İstisnasız, herkese “seni çok
seviyorum, çok takdir ediyorum, çok özelsin” mesajı verirler. İşin
acısı, çoğu insan bu hislerin sâhici olduğunu sanır.
Kadınlar, böylelerinin içyüzünü anlamakta daha ustadır.
Erkekler, zeki olsalar da pek kurnaz olamadıklarından, genelde bu
Polyanna’ları “ermiş” falan zannederler.
Dedim ya, çeşitli soysuz tanıdım, tuhaflıklarla bezeli kayıp
ruhlara arkadaşlık ettim, hepsinden az ya da çok bir haz aldım. Ama
Polyanna’lar benden uzak dursun!
Ağlamayan, öfkelenmeyen, sınırlı sayıda cümleyle ömür bitiren
bu didaktik insanlardan kaçının siz de. Tükenmek bilmeyen bir
onaylanma, sevilme, sayılma ihtiyacıyla içten içe kavrulan bu
“serinkanlı” insanlara aldanmayın. Onların içinde öyle derin bir
boşluk vardır ki, gün gelir sizi de içine çeker.
Dost, acı söyler.
Acı söylemeyi bilenlere, alkış tutmaktan avuçları şişenlerden
daha çok güvenin.
Hakiki olun, hakikâti arayın, işinize gelmese bile…
Seblâ Kutsal
İstanbul – 19.01.2011
Seblâ Kutsal'a
teşekkürlerimizle
Denizce

07.04.2011
|
|