| |
İstanbul’da Marmara Denizine bakan
ve güneye doğru manzarası açık olan hemen her noktadan Marmara
Adaları görülebilir. Havanın puslu veya sisli olduğu günlerde
denizin adeta üzerinde yüzdükleri hissini veren uzak ve
ulaşılmaz bir manzara sergiler, şehrin canlılığından garip
biçimde ayrı düşmüş ve bağlantısız kalmış gibi görünürler. Tüm
ayrıntılarıyla rahatça seçilebildikleri berrak ve açık günlerde
ise, adeta elle tutulabilecek denli yakın durdukları izlenimini
verirler. Berrak gecelerde havaları tamimiyle farklıdır. Böyle
zamanlarda, keskin ışık noktacıklarının parıldaştığı dalgalar
arasında yüzen büyük okyanus transatlantiklerini andırırlar.

Büyükada'dan Heybeli'ye bakış
Ancak hava durumu ve koşulları
nasıl olursa olsun, adaların görüntüsü uzak veya yakın da olsa,
berrak veya sisle örtülü de olsa, manzarayı şehirden izlemekte
olan herkeste bir özlem duygusu, orada yaşamıyor olmaktan dolayı
bir pişmanlık hissi uyandırır. Tarif edilmesi güç olduğu halde
oldukça etkili olan bu cazibe, adaların hepsinin değişmeyen
ortak özelliğidir. Adaların dokuzu da Boğaz kanalının geniş
ağzının açılımının hemen güneydoğusunda, Marmara Denizinde
sıralanmıştır. Sanki Boğaz gemiciliğinin zoruyla kenara itilerek
Asya kıtasına yaklaşmış gibi bir görüntü sergilerler,
İstanbul’dan vapurla bir saatten fazla çekmeyen bir uzaklıkta
toplu halde kümelenmiş olmalarına rağmen, çok farklı bir zaman
diliminde donup kalmış gibi görünmenin çekiciliğini taşırlar.
Üstelik bu zaman dilimi, kalabalık ve modern şehrin hayatının
fazlasıyla uzağında kalmaktadır, insanı başka herkesin elde
edebileceğinden daha zarif, rahat ve aheste bir yaşamın
temposuna inatla, ısrarla ve mantığa aykırı bir vurguyla davet
etmektedirler adeta. Bu konudaki özellikleri, adalar üzerinde
otomobil kullanımına izin verilmeyerek desteklenmektedir;
böylece geriye kalan ulaşım araçları, yani atlı fayton, bisiklet
veya yürüyüş, yaşamın ritmini yüz yıl önceki seviyesine
çekmektedir. Bunun sonucu olarak, adaya ilk ayak basıldığında,
şehre yakınlık derecesine rağmen fazlasıyla düşük düzeylerde
seyreden gürültü ve kirliliğe tanık olmanın şoku yaşanır.
|

Heybeli'den Burgaz'a bakış
|
|
Buna yüksek binaların
inşaatını engelleyen kontrolleri, eski ve geleneksel Türk
evlerini ve yüzyıl başının zengin 'Stamboul' tüccar ve
bankerlerinin malikanelerini eklerseniz, oluşturdukları
benzersiz atmosferi de tahmin edebilirsiniz. Ancak adalar,
vapur iskelelerinin çevresine toplaşmış küçük yerleşimler
olmanın fazlasıyla ötesindedirler. iniş noktasının biraz
ötesinde, evlerin, lokantaların ve küçük dükkanların hemen
bitiminde, kendinizi büyük oranda bozulmadan kalmış bir doğa
ve sahil bölgesinde bulmanın beklenmedik mutluluğunu
yaşarsınız. Uçurumlar denize doğru dik inmekte; kumlu
plajlar, körfezler ve ıssız koylar her köşe dönüşünde
önünüze serilmekte; çam ormanları her adanın kıyılarından
merkez tepelerine ve sırtlarına doğru uzanmaktadır. |
Aslında adaların kendileri 8000
yıl kadar önce, son buzul çağının sonunda suya batmış olan küçük
bir dağ silsilesinin zirvelerinden oluşmaktadır. Gezegen ısı
kazanırken Avrupa'nın yarısını kaplayan geniş buz tabakalarından
salınan su, dünyanın nehir ve denizlerini iyice şişirerek
patlama noktasına getirmiştir. Sonunda kalıbından taşan Akdeniz,
Çanakkale kapıları üzerinden geçip ardındaki geniş tatlısu
havzasını Marmara Denizini oluşturacak biçimde doldurmuş,
dağların eteklerini sular altına alarak geriye adaları
bırakmıştır. Yoluna devam eden sular İstanbul Boğazını oluşturan
vadiyi aşıp, ikiyüz adet Niagara şelalesininkine eşdeğer bir
güçle dökülerek Karadeniz'i meydana getirmiştir. Adalarda bugün
hüküm süren sükunete bakıldığında, bu coşkun ve gürültülü doğa
olaylarını hayal etmek bile oldukça güçtür.
Grubu oluşturan dokuz adanın yalnızca en büyükleri olan dördünde
kalıcı meskenler mevcuttur. Vapurlar adalara sırayla uğrayarak
ziyaretçilere her birinin tadına varma fırsatı verir; onlara
kaliteli atmosferi tanıyan birer uzman misali, o günü hangi
deneyimin keyfini çıkararak geçireceklerine karar verme şansı
tanır. Vapurların adalara uğrama sırası şöyledir: En küçükleri
olan Kınalı ada, biraz daha büyük ve birbirine aşağı yukarı eşit
olan Burgaz ve Heybeli adaları, son olarak da en genişleri olan
Büyükada.
Bizans döneminde Büyükada,
Prinkipo veya Prenslerin Adası olarak anılmaktaydı. Bu isim, MS
509 yılında ll.Justin tarafından buraya kurdurulan krallık
sarayından gelmektedir. 'Prenslerin Adaları1 tamlaması daha
sonra tüm ada grubu için kullanılan bir isme dönüşmüştür.
Adaların merkez tepelerinin yüksek bölümlerinde hâlâ Rum
Ortodoks kiliseleri, papaz okulları ve manastırları
bulunmaktadır. Zamanında hatalar yapan veya fazla hırslı hareket
eden Bizans asillerinin ve tahttan indirilen imparatorların
sürgüne gönderildiği yerler işte bu manastırlardır.
Bizans imparatorluğunun MS 1071
yılındaki Malazgirt savaşıyla yaşadığı en büyük yenilgiden sonra
imparator IV .Romanus, Selçuklu Sultanı Alp Arslan tarafından
tutsak alınmış ve iadesi için fidye istenmişti. Bu sırada
Romanus evinde, en hatırı sayılır Bizans gelenekleri uyarınca
üvey oğlu tarafından tahttan indirildi, kör edildi ve
Kınalıada'ya sürgüne gönderildi.
Adalarda sürgün hayatı yaşayan
önemli kişilerin sonuncusu, 1929-1933 tarihleri arasında 55
Çankaya Caddesi, Büyükada adresinde ikamet eden Leon Troçki idi.
Yaygın söylentiye göre, kendisine yaklaşan herkes için tehlike
teşkil eden birisiydi. Deniz kenarındaki bahçesinin fazla
yakınına sürüklenme şanssızlığına uğrayan balıkçılar, adamın
tabancasından çıkan kurşunlarla karşı karşıya kalmaktaydılar.
Bir suikastçının günlük dehşetinin işkencesini yaşayan ve Josef
Stalin'in elinin nerelere uzanabileceğini gayet iyi bilen bu
kişi, sonunda kaçarak önce Norveç'e, oradan da Meksika'ya
gitmişti.
Bu sürgün teması bir dizi inciyi
bağlayan ip misali tüm adaların öykülerinde yer alarak
işlenmekte, üstelik hâlâ devam da etmektedir. Ancak günümüzde
söz konusu olabilecek sürgünler, insanların kendi kararlarıyla
uyguladıkları türdendir. Peki böyle bir şeyin çekiciliği nerede
yatıyor? Her şeyden önce buralarda sunulan daha insani, daha
anlaşılabilir yaşam düzeyi önem taşıyor olsa gerek Tek bir
bakışla sınırları kavranabilen; yürüme mesafeleri, aktiviteleri,
sakinlerinin birbirleriyle ilişkileri ve yaşam biçimleri kolayca
anlaşılabilen bir düzeydir bu. Diğer bir deyişle adalarda hayat,
ne kadar kısa süreli bir deneyim olursa olsun, büyük şehirdeki
yaşamın boyutları, kalabalıkta kaybolmuşluğu ve temposuyla
yaşadığımız problemlere yukarıdan bakma fırsatı tanımaktadır.
Ada hayatında anlaşmazlıklar kaynağına dönmekte; ait oldukları
yere, yani insanların kendi aralarına geri gönderilmektedirler.
Yine kişisel kararlarla uygulanan, ancak tanımlaması ve
sınırlarını belirlemesi daha güç olan bir başka sürgün biçimi de
söz konusudur. Sosyal benliğimizden uzaklaşma, insanlara dönük
maske kişiliğimizden kurtulma ve ta içimizdeki yenilenme
kaynaklarına dönerek güç toplana amaçlı bir iç sürgündür bu. Ne
de olsa bir denizi aşmak, yolculuk her ne kadar kısa da olsa,
daha önceki yaşam biçimimizi geride bırakarak uzaklaşma
psikolojisine işaret etmektedir. Bilinmeyen ve kendine yeterli
bir dünyaya ayak bastığımızda, bu sembolik izolasyon bize kendi
en derin duyum kaynaklarımızla yeniden bağlantı kurmak için
gereken iç mekanizmayı harekete geçirme gücü sağlamaktadır.
Kınalıada (Proti)
İlk durak, adaların Sirkeci'ye en yakın ve ötekilerinden en
farklı olanı, Kınalıada...
|

Kınalıada iskele |
|
Farkı yalnızca çok uzaktan
fark edilen ve ona bir kirpi görünümü veren tepesindeki TV
antenleri değil tabii. En önemli fark, iklimi. Kınalıada
dışındaki tüm adalar anakaradaki Kayışdağı, Çamlıca Tepesi
gibi yükseltiler tarafından kuzeyli rüzgârlardan
korundukları için iklimleri İstanbul’a oranla daha yumuşak.
Kınalıada bu doğal korunağın dışında kalıyor. Bu yüzden
iklimi daha sert. Başka bir önemli fark ise, hemen
görüleceği gibi yeşilliğin öteki adalara oranla daha az
olması. Bu da adanın kayalık yapısından kaynaklanıyor. Hemen
dudak bükmeyin öyle! Bu kayalık yapı ki, bize İstanbul
surlarını, Haydarpaşa rıhtım ve mendireğini sundu. |
Adanın arka tarafında yer
alan ve yarısını yok eden tarihi taş ocağı binlerce yıldır
İstanbul’un imarına hizmet veriyor. Neyse ki bu "hizmet
anlayışı" ndan bir süredir vazgeçildi. Yoksa Kınalıada diye bir
yer kalmayacaktı.
Kınalıada tertemiz denizi, özellikle arka tarafında yer alan
Ayazma Plajı'yla çok cazip bir yazlık mekân, ancak tesis fakiri.
Adalarının fazla kalabalıklaşmasını istemeyen yazlık sahipleri
belki de böylesini yeğlemişlerdir. Çok eski bir yerleşim yeri
olmasına karşın, öteki adalarda sıkça görülen tarihi yapılar,
bir iki ahşap bina -iskeleden görünen ikiz binalar en
önemlileri- ve bazı manastır kalıntıları dışında Kınalıada'da
fazla korunamamış.
Burgazada (Antigoni)
Burgaz'ı tanımlarken, adaların en doğalı ve en "ada gibi
olanı" demek daha doğru olacak herhalde... Tabii Sait Faik'in
adası olduğunu da hemen eklemek gerek. Üstadın öykülerinde
balığından martısına, Rum balıkçısından Laz bakkalına,
ayışığında yakamozlanan dalgalarına değin pek çok ayrıntı
bulabilirsiniz Burgaz hakkında.
|

4 Aralık "Barba" nın doğumgünü |
|
Emin olun, hepsi doğru ve
pek çoğunu hâlâ bulabilirsiniz adada. Mesela Laz bakkalın
oğlu ya da torunu işbaşında. Rum balıkçı yaşıyor mu,
bilmiyorum ama Rum balık lokantası tüm lezzetiyle hizmet
vermeye devam ediyor. Burgazada'ya gelip de
"Barba" Yani'nin
deniz ürünlerini tatmadan ayrılmak ciddi bir kayıp. Hele de
karidesli böreğini...
Adaya gidince ziyaret edilmesi
olmazsa olmaz ikinci yer ise Kalpazankaya... Kalpazankaya,
güzel tarihi yapılara, bahçe ve korulara bakınarak yapılacak
aheste bir yürüyüşle iskeleye yarım saat uzaklıkta. Tabii
dileyenler Prens Adaları'nın biricik taşıtı faytonla on
dakikada ulaşabilir. Sonra görkemli çamların gölgesinde,
denize doğru uzanan kayalık bir burunla karşılaşacaksınız. |
Kayalığın üstünde hayli ehven
fiyatlarla ama ehven ötesi bir lezzetle hizmet veren bir
lokanta/çay bahçesi var. Aşağıda ise çamların gölgesinde uzanan
taşlık bir plaj ve garip ama hâlâ masmavi bir deniz... Tek bir
ricam var bu güzelliği yaşayacak olanlardan: Allah aşkına
ayrılırken çöplerinizi de yanınıza alın! Yoksa bir daha
gelişinizde dünyanın en güzel çöp döküm alanında denize giriyor
olabilirsiniz... ki durum yazık ki öyle...
Burgaz'ın, aslında öteki adaların
da kendilerine özgü bir yapısı var: Buralarda, cami, kilise,
sinagog ve cem evi gibi ibadethaneler birbirlerine hayli yakın.
Ama en yakın oldukları yer Burgazada... Belki de ada çok küçük
olduğu içindir.
Heybeliada (Halki)
Heybeliada'ya yaklaşırken sizi önce çamlık bir tepenin
zirvesindeki tarihi Ortodoks Ruhban Okulu karşılar. Okul,
Ege'nin öteki yakasındaki komşumuzla olan çelişkilerimiz
nedeniyle bir süredir neredeyse öğrencisiz. Okulu ve
uluslararası düzeyde eşsiz kütüphanesini gezebilirsiniz, ancak
önceden izin almak kaydıyla... Adaya yaklaşırken göreceğiniz
önemli tarihi yapılardan bir diğeri de Deniz Lisesi... Binanın
üzerine 1773 tarihi düşülmüş. Eğer adaya hafta sonu günlerinde
gelir ve giderseniz yarının gemi dolusu deniz astsubay ve
subaylarını, beyaz üniformaları ve çocuksu cıvıltılarıyla hemen
ayırt edersiniz. Adanın bir diğer önemli "resmi" yapısı ise
artık tarihi sayılan sanatoryumu. Bunların dışında, en az öteki
adalar kadar yeşil, çam ormanlarıyla bezeli; kıyıya yakın iç
kısımlardaki çirkin denilebilecek -bu durumu tarihi bir yangına
borçluyuz- beton yapıları saymazsak, adaların geleneksel ahşap
ağırlıklı yapılarıyla süslü.
Adanın Değirmen denilen "mevkii"
ve plajları gerçekten çok güzel. Ziyaret edilecek ya da
yaşanacak yerlere gelince... Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın bugün
müze olan evi, İsmet İnönü’nün bütün "çivileme"lerini yaptığı ve
bugün müze olan evi ile tarihi Halki Palas Oteli. Gastronomiye
gelince, Prens Adaları'nda hiç eksik olmayan güzel lokantalardan
bir dolusu da Heybeliada'da mukim. Hemen tümü deniz otobüsü
iskelesinin karşısında yer alan lokantaların hepsi güzel ama
birine değinmeden geçemeyeceğim: Mavi... Selanik kökenli bir
abla-kız kardeşin işlettiği lokantada, Selanik kökenli
zeytinyağlıların en güzellerini bulabilirsiniz. Yaz ve kış, her
mevsimin sebze ve otlarıyla...
Büyükada (Prinkipo)
Adından anlaşılacağı gibi adaların en büyüğü ve bence en
olağanüstüsü. Olağanüstü; çünkü adalar doğasının tüm vahşi
yeşilini ve görkemli/hüzünlü mimari yapısını size sunarken,
kentin nimetlerinden de yararlanmanızı en çok sağlayan ada...
Mesela çeşitli banka şubeleri ve "ATM"lerinde günlük efektif
"mesainizi" harcayabilir ve yine de adada olmaktan mutlu
olabilirsiniz.

Görkemli ama hayli pahalı
çarşısında kuşsütü dahil her türlü arzunuzu tatmin
edebilirsiniz. Ya da Deniz otobüsü iskelesinden sola doğru bir
kilometre boyunca uzanan sahil lokantalarında her türden
gastronomik kaprisiniz hoşgörüyle karşılanacaktır; tabii hatırı
sayılır bir hesap karşılığında... Günahlarını almayalım:
Boğaziçi lokantalarıyla kıyaslandığında yine de mütevazı
kalacaklardır.
Günübirlikçiler içinse gerçek bir cennet Büyükada. iskeleden
yürüyerek 40 dakika uzaklıktaki -faytonla 15 dakika- Dil Burnu
size en güzel çam korusunu ve en güzel denizi bir arada sunuyor.
Kayalıklardan korkmuyorsanız tabii. Laf aramızda, size zarar
verecek bir deniz yaratığı asla yok bu kıyılarda. Ama siz onlara
zarar verebilirsiniz; çöplerinizle... Ada çevresince, Yörük Ali
dahil, çeşitli plajlar var. Plaj dediysek kum sanmayın, taşlık
ve çakıllık ama temiz ve güzel.
Görülecek mekânlara gelince, Leon
Troçki'nin, Lenin tarafından kovulunca Türkiye'ye gelip yaşadığı
ev ve Aya Yorgi Manastır ve Kilisesi'nin özel bir yeri var:
Her yıl 23 Nisan ve 24 Eylül günlerinde sayısız mü'minin -her
dinden insan var aralarında- 200 metrelik bu tepeyi soluksuz
tırmanıp kiliseye ulaştığını ve inancı doğrultusunda dua
ettiğini, niyet tuttuğunu ya da şifa umuduyla siyah cüppeli bir
Ortodoks papaza kendisini okuttuğunu görebilirsiniz ki bu
okutanlar arasında İslami kabul edilen giysiler içindeki kadın
ve erkekler de azımsanmayacak bir yüzde oluşturur.

Deniz mavi, hayat güzel, satırlar
az ve adalar çok... çok güzel... Her şeyiyle güzel...
Yazlıkçısıyla, kışlıkçısıyla, günübirlikçisiyle, her din ve
mezhepten insanıyla...
Orada demokrasi mi var ne?
KAYNAKÇA
HI-SKY [Onur Air] 2002 / 2
Peter Mark Adams
Sea Life [İDO]
2002 / 8
Korhan
Atay
Tüm emeği geçenlere
teşekkürlerimizle
Denizce

|
|