| |
http://www.yankiyazgan.com
Eşiniz (yaşınız müsaitse, anneniz) sizi markete yolladı,
böreklik un ve arap sabunu alasınız diye... Eve döndüğünüzde,
elinizde bir kutu ketçap ve bulaşık deterjanı var. Üstelik
ağzınız kulaklarınızda. Bu durumu açıklayınız. Saçma mı buldunuz
sorumu? Şöyle sorayım: Büyük marketlerde raflarda duran binlerce
mal arasında 'en uygun' fiyatla satılan 5 tane malı en çabuk kim
bulabilir?
'Cherry picker'. Hafta sonu gazetelerinin arasına
sıkıştırılmış broşürlerde, marketlerin en uygun fiyatlı olarak
sunulan mallarını resimleriyle görebiliriz. Pazarlama
jargonunda, 'traffic builder' (müşterinin ayağını alıştırıcı,
müşteri çekici) olarak tanımlanan 'en uygun' fiyatlı malların
reklamını broşürlerde görüp, markete gittiğimizde, hesapta
olmayan başka birçok malı da alır çıkarız. En uygun fiyatlı
olanlar (aslında) zararına satılırken, satıcıya esas parayı
kazandıran bu 'en uygun' fiyatlılar dışındaki mallar olur. Ama,
piyasa dilinde 'cherry picker' (tam tercümesi 'kiraz
toplayıcısı', seçmece yapan müşteri anlamına) diye adlandırılan
bir tip alıcı var ki, mağazaya girdiğinde, sadece ve sadece bu
en uygun fiyatlı olan 3-5 malı alıp çıkarlar. Kazanç sağlayıcı
olan mallara ellerini bile sürmeden... Satıcıları çıldırtan bu
grup alıcıların en nadide örneklerinin Türkiye'de bulunduğu
söyleniyor. Yurdumuz insanın pratik zekasına bir örnek daha
olarak görebileceğimiz bu davranıştan gurur duymamak mümkün
değil. Üstelik insanımızın bir ekonomi bilgesi ve alışveriş
ustası olarak yaptığı şöhret büyük alışveriş merkezlerini
korkutmuş vaziyette, diye ulusal bir heyecana kapılabiliriz.
Kuşkuculuk rahat bırakmaz. Ama tam da, orada pratik zeka
konusunda, bu köşede artık alıştığınız ve bazen kendimi bile
sinir edici kuşkucu yaklaşım devreye giriyor. 'En uygun' fiyatla
satılan malları bulup çıkmak, eğer bu konuda bir yarışma
yapılıyorsa, çok iyi.. Ama, markete arap sabunu ve böreklik un
almak için gidip, 'en uygun' fiyattaki bulaşık deterjanı ve
ketçap'ı alıp çıktığınızda, pratik zekanız sayesinde, eve hiç
ihtiyacınız olmayan, ama 'en uygun' fiyatlı, nesnelerle dönmüş
oluyorsunuz.. Bu durumun iyi yanlarını bulmaya çalışıyorum. Bana
yardım edin.
Pratik zeka yerine P.Z. diyerek, yazımını pratikleştireyim
önce. Marketteki pratik zeka nereden doğmuştur diye düşünürken,
yukarıdaki pazarlama kavramlarını ve terimlerini kendisinden
alıntıladığım Sn Hazım Ellialtı (şu anda, Algida Gn. Md.) bu
durumu 'Türk müşterinin kendiliğinden ekonomi bilgisinin
yüksekliği'ne bağladı. Elindeki parayı 'en uygun' fiyatlıya
harcayıp, 'parasının hakkını en iyi şekilde almaya çalışan
insanlarımızın bunu bir hayat mücadelesi biçimi olarak
benimsediği aşikar.' Hiç öyle düşünmemiştim.
PZ'nin bu hayat mücadelesini kolaylaştırıcı bir etkisi
olduğunu kabul ediyorum. Ama, bu kolaylaştırıcı etkinin bir
süreliğine, özellikle kısa vadeli durumlarda geçerli olduğunu
düşünüyorum... P.Z. 'en uygun' sonucu hemen şimdi veriyor. İşler
uzadığında, ya da hemen şimdi'nin bir sonrası varsa, durum
farklı olabilir. Bu farkı anlamak için, sizi arap sabunu ve
böreklik un almak için markete yollayan kişiye, eve
döndüğünüzde, fikrini sorabilirsiniz.
Kurnazlık vs. Pratik zeka, ya da kısaca P.Z., kurnazlık,
uyanıklık ya da işini bilme, yolunu/adamını bulma gibi değişik
biçimlerde ortaya çıkabilir. Ezbercilikten illallah demiş bir
ülkede, P.Z.'ya bu düşkünlüğümüzü, belki de anlayışla karşılamak
lazım. Öğrendiklerimizin hayatımızın içindeki anlamını
bilemediğimizde, 'bari yaptığım işime yarasın' düşüncesine
kapılmak kaçınılmaz olabilir. Yarın hayatımızın nasıl olacağını
kestiremiyorsak, bugünden başka bir zaman bilmiyorsak, günü
kurtarmak için pratik zekadan uygunu olmayacak.
Prof. Dr. Yankı Yazgan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

28.11.2006 |
|