|
Dişi üreme
sisteminin bir bölümü olan rahim, karnın alt bölgesinde yer alan
ve gebelik süresince embriyoyu koruyan ana yapı. Rahim boynu
(serviks) adı verilen bölgeyle dölyolunun (vajina) yukarısına
bağlanan rahim iki kısım halinde inceleniyor. Bunlardan ilki,
rahmin büyük bölümünü oluşturan düz kas yapısındaki “rahim
duvarı”. Bunu astarlayan bölgeyse, kübik epitel hücrelerinden ve
bunların çevresini saran destek dokudan oluşan “endometriyum”.
Hormonal değişimlere son derece duyarlı olan endometriyum, adet
döngüsü ve gebelik süresince değişikliğe uğruyor.
Rahmin bu
saydığımız bölgelerinin hepsinde, farklı kanser türleri
oluşabiliyor. Düz kas hücrelerinde oluşan kanserlere
“leiomiyosarkom” adı verilirken, bu bölgedeki iyi huylu tümörler
de “miyom” ya da “fibroid” olarak adlandırılıyor. Endometriyum
hücre dizisinde, kemik, kas ya da kıkırdak gibi destek dokularda
görülen ve “sarkom” adı verilen kanser türü oluşabiliyor. Bu
bölgede bulunan bezlerdeyse, rahim kanserlerinin %90’ını
oluşturan ve “adenokarsinom” olarak bilinen kanserler
gözlenebiliyor.

Risk
Faktörleri
Adenokarsinomların menopoz döneminde ya da sonrasında ortaya
çıkmaları nedeniyle, en güçlü risk faktörünün “yaş” olduğu kabul
ediliyor. Bir diğer risk faktörüyse, vücuttaki östrojen
dengesinde görülen aksaklıklar.
Bir eşey
hormonu olan östrojen, yumurtalıklar tarafından üretilir.
Hormonun üretim sürecinde ilk yönlendirici, baş bölgemizde
konumlanmış olan hipofiz bezidir. Hipofiz bezinden salgılanan
Folikül Uyarıcı Hormonun (FSH) etkisiyle, yumurtalıkların
içerisinde bulunan öncül yumurta hücrelerinden birisi
olgunlaşmaya başlar. Olgunlaşma süresince yumurtalıklardan
östrojen salgılanır ve olgunlaşmakta olan yumurta hücresinin
etrafında kist benzeri bir “folikül” oluşturulur. Bu süreçte
salgılanan östrojen hormonunun etkisiyle de, endometriyum
bezleri gelişir ve hücre sayılarını artırırlar. Yumurtanın
olgunlaşması tamamlandığında, hipofiz bezi yeniden devreye
girerek, Lüteinleştirici Hormon (LH) salgısıyla yumurtalıklara
“yumurtla!” emrini verir. Bu da, oluşturulan folikülün kırılması
ve olgunlaştırılan yumurta hücresinin yumurtalık dokusundan
serbest bırakılmasıyla sonuçlanır.
Folikülden
geriye kalan artıklar, LH etkisiyle birlikte “progesteron” adı
verilen ikinci bir eşey hormonunun salgılanmasını başlatır.
Progesteron hormonu, rahim duvarını, olası bir gebeliği kabul
edecek şekilde değişime uğratır. Gebelik gerçekleşmezse,
yumurtalıklar progesteron salgısını durdururlar. Progesteron
düzeyleri azalmaya başladığı anda, rahim duvarı parçalanmaya ve
eski haline dönmeye başlar. “Adet döngüsü” adı verilen olay, bu
basamaklardan oluşur ve her ay, aynı döngü en baştan kendini
tekrar eder: Östrojen, yumurtlama, progesteron ve kanama.
Eğer tıbbi
bir sorun nedeniyle yumurtlama gerçekleşemiyorsa, yumurtalıklar
östrojen salgılamaya ve endometriyum bezleri de östrojen etkisi
altında hiç durmadan hücre sayılarını artırmaya devam ederler.
Bu da, endometriyum bezlerinde kanser oluşumu riskini artırır
(normal riskin 5-12 kat fazlası kadar). Menopoza girmiş olan,
ancak östrojen içerikli ilaçlar kullanmaya devam eden kadınlar
için de aynı risk söz konusudur. Obezite sorunu yaşayan menopoza
girmiş kadınlarsa, östrojen ilaçları kullanmasalar bile, yağ
dokularının normal vücut kimyasallarını östrojene dönüştürmesi
nedeniyle yine benzer bir kanser riski altındadırlar.
Rahim
üzerinde progesteron etkisini artırmaya yönelik olan her koşul,
endometriyum dokusunda kanser oluşum riskini azaltıcı etkiye
sahiptir. Gebelik süresince progesteron düzeyleri yüksek olduğu
için, çok sayıda gebelik yaşayan kadınlarda rahim kanseri
olasılığı daha düşüktür. Doğum kontrol hapları da rahim kanseri
riskini düşürür. Bunun nedeni, içeriklerinde hem östrojen hem de
progestin (progesteron öncülü) bulunmasına karşın, asıl etken
maddenin progestin olmasıdır. Uzun süreli progestin etkisi,
östrojen etkisinin tam tersine, endometriyum bezleri üzerinde
inceltici etkiye sahiptir.
Belirtiler ve
Tanı
Rahim
kanserinin en sık görülen belirtisi, normal dışı kanamalardır.
Menopoz sonrasında görülen her türlü kanama, aksi ispatlanıncaya
dek kanser göstergesi kabul edilir ve mutlaka ciddiye alınmaları
gerekir. Bunu anlamanın tek yolu, rahim duvarından bir parçanın
alınarak incelenmesi şeklinde gerçekleştirilen biyopsilerdir.
Bazen de, “histeroskopi (doku görüntülenmesi)” adı verilen
yöntemle, rahim içerisine yerleştirilen görüntüleme cihazının
yardımıyla, parça alınmaksızın doğrudan biyopsi incelemesi
yapılabilir. Biyopsi uygulamalarının zor olduğu durumlarda,
ultrason uygulamaları yoluna da gidilebilir. Herhangi bir yöntem
sonucu rahmin 5 mm’den daha ince olduğunun gözlenmesi, büyük
olasılıkla kanser varlığına işarettir.
Menopoz
sonrasında yapılan hormon yenileme tedavileri, düzensiz
kanamalara neden olabilir. Hormonların düzenli ve kontrollü
olarak kullanılmasını takiben, kanamaların da öngörülen günlerde
ve hafif şekilde seyretmesi, herhangi bir biyopsi
gerektirmeyecektir. Ancak, kanamalarda herhangi bir düzensizlik
görülmesi, mutlaka biyopsi yapılmasını gerektirir.
Risk
altındaki kadınların düzenli olarak her yıl biyopsi yaptırması,
zamanında müdahalenin yapılabilmesi açısından önerilmekte. Rahim
kanserlerinin tanısı, yukarıda sayılan yöntemlerden herhangi
biriyle (ya da D&C ve Pap testleri olarak bilinen diğer bazı
özel yöntemlerle) yapılabilir. Düzensiz kanamaların, kanserlerin
erken evrelerinde bile görülmesi, erken tanı için büyük önem
taşır. Rahim kanserlerinin 3/4'ünün tanısı konulabilir ve
bunların büyük bir kısmı da tedavilere olumlu sonuç verir. Bu
nedenle, en sık karşılaşılan jinekolojik kanser tipi olmasına
karşın, rahim kanseri sonucu ölümler çok az sayıdadır.
Tedavi
Rahim
kanserinin tedavisinde, sıklıkla cerrahi müdahale ve radyasyon
tedavisi birlikte kullanılır. Erken evrelerde olduğu tespit
edilen kanserlerde, öncelikle rahim, fallop tüpü ve yumurtalık
gibi yapılar cerrahi müdahaleyle çıkarılarak, evre konusunda
yürütülen tahmin doğrulanır. Bunlara ek olarak, kalça kemeri ve
ana atardamar (aort) yakınındaki lenf düğümlerinde de inceleme
yapılabilir. Kanser yalnızca rahim duvarının küçük bir bölümünde
varsa ameliyat yeterlidir ve radyasyon tedavisine gerek
duyulmaz. Üreme sistemini oluşturan bu organların alınmaması
durumunda, tedaviye olumlu yanıt verme şansı %20 oranında
azalır.
Daha geç
evrelerde ya da derecelerdeyse, sıklıkla leğen kemiği bölgesine
radyasyon uygulaması önerilir. Radyasyon uygulamasının yeterli
olmayabileceği düşünülürse, kemoterapi uygulamasına da
geçilebilir. Kemoterapi uygulamalarında en sık tercih edilen
madde, çok az yan etki gösteren tanıdık bir kimyasal olan
progesterondur. Tedavinin başlamasını takiben, ilk 2 yıl
içerisinde belirtiler yeniden gözlenebilir. Eğer 5 yıl süresince
belirtilerde tekrarlama görülmezse, hasta başarılı bir şekilde
tedavi edilmiş kabul edilir.
Rahim
Kanserinin Evreleri
1. EVRE:
Kanser, yalnızca rahim astarıyla sınırlıdır. (Tedaviye olumlu
yanıt verme şansı %80)
1A: Rahim
duvarına sıçrama yoktur.
1B: Rahim
duvarının yarısından azına sıçrama gerçekleşmiştir.
1C: Rahim
duvarının yarısından fazlasına sıçrama gerçekleşmiştir.
2. EVRE:
Kanser, rahim boynuna ulaşmıştır. (Tedaviye olumlu yanıt verme
şansı %65)
2A: Kanser,
rahim boynunda yalnızca yüzeysel olarak görülür.
2B: Kanser,
rahim boynunun derinlerine kadar ulaşmıştır.
3. EVRE:
Kanser, rahmin ilerisine sıçramıştır. (Tedaviye olumlu yanıt
verme şansı %30)
3A: Kanser,
fallop tüpleri ya da yumurtalıklara yayılmıştır.
3B: Kanser,
dölyoluna (vajinaya) yayılmıştır.
3C: Kanser,
kalça kemeri ve ana atar damar (aort) yakınındaki lenf düğümlere
yayılmıştır.
4. EVRE: Daha
uzak dokulara sıçrama gerçekleşmiştir. (Tedaviye olumlu yanıt
verme şansı %10)
4A: Safra
kesesi ya da düzbağırsak (rektum) dokularına sıçrama
gerçekleşmiştir.
4B: Karın
boşluğu boyunca ya da diğer bazı uzak dokulara sıçrama
gerçekleşmiştir.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi Eki - Nisan 2005
Deniz Candaş'a
teşekkürlerimizle
Denizce

19.06.2008
|