|
"Sosyal
Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası" (SGGSS) yasası uygulanmaya
başladığında gerek sağlık hizmeti alacak yurttaşlara ek yükler
getirecek, gerekse sağlık çalışanlarında hak kayıplarına yol
açacaktır. Bu durumdan kazançlı çıkanlar; ulus ötesi
bağlantıları gün geçtikçe güçlenen özel sağlık kuruluşları, ilaç
şirketleri ve tıp teknolojisi şirketleri olacaktır.
Yasanın
yaratacağı toplumsal hoşnutsuzluğu göze alamayan AKP iktidarı,
yürürlüğünü iki kez erteleyip seçim sonrasına bırakmış
bulunmaktadır.
2002 den bu yana
IMF ve Dünya Bankası dayatmaları çerçevesinde yeniden yapılanan
ve ticarileştirilen sağlık sistemi, yaratacağı olumsuzlukların
farkına varılması sonucu planlanandan çok daha yavaş ve bölük
pörçük yürürlüğe konmaktadır.
Bu bölük pörçük
ve ikircikli durum sağlık mevzuatının çok fazla değişmesine
neden olurken, bir biriyle tamamen çelişen yönetmeliklere,
yönergelere de yol açmıştır.
Nihai sonuç
olarak sağlık hizmetlerinin tamamen özelleştirilmesini,
ticarileştirilmesini amaçlayan yeni sağlık sistemi tam olarak
uygulanır hale gelindiğinde yaşanacak sorunlar; artan sağlık
harcamaları yanı sıra azalan sağlık hizmetleri kalitesi ve artan
acılar, önlenebilir ölümlerin artışı olabilecektir.
Dr. Mustafa
Sütlaş’ın Bianet’de bakın bu tespiti nasıl yapıyor:
“Diğer yandan
hiçbir zaman kendi giderlerini karşılayacak durumda olmayan
verem, zührevi hastalıklar, cüzzam, bazı sakat bırakan
hastalıklar gibi "sosyal" boyutu olan hastalıklar için açılmış
ve hizmet veren kurumlar "kâr etmedikleri" gerekçe gösterilerek
kapatıldı, yatak sayıları ve personeli azaltıldı veya
dönüştürüldü. Benzer şeyler Avrupa ülkelerinde de yapılıyordu.
Türkiye de onlara uymak zorundaydı.
Bu
hastalıkları yaşayanların gereksindikleri hizmeti nereden ve
nasıl alacakları, almadıkları zaman onlara ve bunların çoğu
bulaşıcı hastalıklar olduğu için topluma yönelik etkilerinin
nasıl olacağı hemen hiç dikkate alınmadı.
Çünkü kurgu
"daha çok kâr" üzerineydi.”
Yerleştirilmek
istenen sağlık sisteminin kabulünü kolaylaştırmak amacıyla
başlangıçta insanların hoşuna gidecek şeyler yapılmaktadır. Özel
sağlık kuruluşları ile yapılan alelacele anlaşmalar ile
poliklinik hizmetlerine erişimi kolaylaştırmak, sevk
zorunluluğunu kaldırmak, müşteri
memnuniyeti anlayışıyla hastanın talep ettiği reçeteleri
itirazsız düzenlemek, ilaç satmak için birbiriyle
kıyasıya rekabete giren eczanelerin hastalara reçete yazdırmak
da dahil her türlü hizmeti vermesini sağlayacak koşulları
oluşturmak, yeşil kartı olabildiğince çok dağıtmak gibi…
Reçete
yazdırmakta ve ilacı almakta kolaylık, senelerdir bu konuda
yaşanan sıkıntılar nedeniyle insanlarımızın gözünü boyamaya
büyük ölçüde yetmiş gibi gözükmektedir. Sağlık hizmetlerinin en
yaygını olan bu alandaki durum, diğer alanlarda yaşanan hizmet
kalitesindeki düşüklüğü buna karşın 3
kat artan sağlık harcamalarını görmeyi engelliyor
gibi durmaktadır.
Yani;
kolay reçete yazdırmak, reçeteye istediği
ilacı yazdırmak ve ilaca kolay ulaşmak mevcut sağlık
hizmetlerindeki sıkıntıları perdelediği gibi gelecekteki
sıkıntılara davetiye çıkarmakta, sağlıkta yeniden yapılanmaya
halk desteğini kolaylaştırmaktadır.
Yani; “kendi
düşen ağlamaz” dense de ileride hep birlikte çok ağlayacağız…
www.pratikhaber.com
Dr. Nedim İnce'ye
teşekkürlerimizle
Denizce

10.07.2007
|