|
Fatma Refet Angın, (d. 18 Mart 1915 - Gelibolu, Çanakkale -
ö. 30 Ocak 2010) Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk kadın
öğretmenlerinden.
Gelibolu'da Emmiyet Amiri Hafız Şerif Bey'le Halime Hanım'ın
üç çocuğundan en büyüğü olarak 1915'de dünyaya geldi. Babası bir
Kuvay-i Milliye üyesidir. Mustafa Kemal'in arkasından Anadolu'ya
gidip orta cephede üç yıl savaşmıştır. İlk okul denemesini
mahalle mektebinde yaşayan Angın, bu sistemdeki eğitime ancak
iki gün dayanabilmiştir. Okuma yazmayı annesinden öğrenen Refet
Angın, Cumhuriyetin ilanı ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'ndan sonra
Gelibolu'da açılan iki okuldan biri olan Cumhuriyet Okulu
sınavını kazanarak okula üçüncü sınıftan başlamış, henüz küçük
bir çocukken öğretmen olmaya da karar vermişti.
Mustafa Kemal Atatürk ile yolları bir çok kez kesişen Refet
Angın, birinci karşılaşması olan ilk okul yıllarında Atatürk'ün
"Büyüyünce ne olacaksın çocuk?" sözüne, "Öğretmen" diye cevap
verir. İkinci karşılaşmalarında ise Öğretmen Okulu öğrencisidir
ve Atatürk'e "Bakın sözümü tuttum Paşam. Öğretmen olacağım işte"
dediğinde, Atatürk onun Gelibolu'daki küçük kız olduğunu derhal
hatırlar ve bunu belirterek, ne öğretmeni olmak istediğini
sorar. 'Matematik' cevabını alınca "Hayır tarih öğretmeni
olacaksın. Çünkü nesillere tarihlerini öğretmek en önemli
vazifedir" sözü üzerine Refet Angın, tarih öğretmeni olmaya
karar verir.

1955 - 1975 yılları arasında Ankara'da görev yapan Angın,
Ankara Bahçelievler Deneme Lisesi Müdüreliğini de yürütür. Daha
sonraki meslek hayatını İstanbul'da sürdüren Angın, Atatürk'ün
100'üncü yaş kutlamalarında görevlendirilir. İlk Öğretmenler
Gününde ise yılın öğretmeni seçilir. Tarih öğretmenliğinden
1982'de emekli olan Refet Angın, Yıldız Teknik Üniversitesi
senatosunun 29 Haziran 2006 tarihinde aldığı kararla onursal
doktora ünvanını, yapılan bir törenle almıştır. Halen Bakanlık
Danışmanı olarak görevini sürdürmektedir. Ayrıca İstanbul
Kağıthane'de adına kurulmuş bir ilkokul vardır. Hürriyet
Mahallesi içindedir. Okul 2 binalıdır. Ayrıca Hayat Bilgisi
dizisinin bir bölümünde - dizide - Afet Güçverir'in öğretmeni
olarak karşımıza çıkmıştır.
Cumhuriyetin ilk kadın öğretmenlerinden Fatma Refet Angın
tedavi gördüğü İstanbul Bahçelievler Özel Hizmet Hastanesi'nde
30 Ocak 2010 Çarşamba günü 95 yaşındayken hayata gözlerini
yummuştur.
Kaynakça:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Refet_Ang%C4%B1n
100 Yaşın Eşiğinde Bir Eğitici: Refet Angın’la Bir Sohbetin
Öğrettikleri
“Öğretmen Herşeyden Önce Rehber Olmalıdır”
Sabiha Kocabıçak, YÖRET Vakfı Proje Koordinatörü
OCAK 2005 – YÖRET POSTASI 21
Refet Angın’la 15.12.2004 Çarşamba günü yaptığım
söyleşi yaşamımı yeniden gözden geçirmeme neden oldu.
Öğretmenlerimle olan etkileşimlerimin ve onların benim
üzerimdeki etkilerinin bu gözden geçirmede önemli bir yer
tuttuğunu farkettim. Öğretmenlerimden kimisi beni destekledi;
kimisi aşağıladı, suçladı ve cezalandırdı. Bazıları da değişik
zamanlarda her iki tutumu da sergiledi. Şurası bir gerçek ki
hepsi beni etkiledi. Benim bugünkü Sabiha olmama katkıda
bulundular.
Neden özellikle öğretmenlerimle olan
etkileşimlerimi anımsamamı tetikledi bu söyleşi? Bu soruya yanıt
vermek için Refet Angın’ın kim olduğunu bilmek gerekiyor.
Doğumu ve Çocukluğu
Çanakkale’nin kurtuluş günü olan 18 Mart 1915’te
ikindi üzeri Çanakkale’nin Gelibolu ilçesinde doğdu. Babası
Komiser Hafız Şerif, 35 yaşındaki eşini dört yaşındaki Refet ve
biri 2 yaşında, diğeri bir yaşına bile basmamış olan üç kız
çocuk ile bırakarak Anadolu’ya Mustafa Kemal’in yanına gitti.
Annesinin geçimini sağlayacak parası yoktu. Çocukların
belediyede görevli olan dayısının yardımıyla günde vesikayla bir
ekmek alma hakları vardı. Annesi bazen kuru ekmeğin dışında
yiyecek başka hiçbir şeyin olmadığı tek ekmeği dörde bölerdi.
Küçük Refet, doymadığı için ağlayan kardeşini görünce kendi
payına düşen parçayı böler ve bir kısmını ona verirdi. Birazdan
diğer kız kardeşi de ağlamaya başlardı. Bu durum karşısında
küçük Refet’in seçimi ekmeğinin bir parçasını da ona vermek
olurdu. Annesi, yıllar sonra O’na “Ben senin günlerce aç
kaldığını bilirim” diyecekti.
Başka neler oldu da ayakta kalabildi bu aile?
Zaten yoksul olan evin eşyaları günden güne azalmaya başladı.
Bir gün vazo kayboluyordu, bir başka gün ise halı. Annenin
parmağındaki yüzüğün yok olması da bunlara ekleniyordu.
Komşuları ise İstanbul’dan besleniyordu. Çeşitli
konfeksiyon ürünleri, rugan pabuçlar, çikolotalar ve oyuncaklar
geliyordu onlara. Çıkarıp gösteriyorlar ama vermiyorlardı.
Kardeşleri ağlıyordu Refet’in. Oysa, hiçbir yiyeceğin veya giyim
eşyasının yokluğu O’nun içine oturmuyor; sadece gramafon için
üzülüyordu. Komşuları bayramlarda gramafon çalıyordu. Annesine
neden kendilerinin gramafon çalmadıklarını sordu.
“Biz baban ve Mustafa Kemal döndüğü zaman bayram yapacağız”
yanıtını aldı.
Eğitimi ve Mustafa Kemal’le
Karşılaşması
Savaş bitti. Annesi büyük kızı olan Refet’i
Mahalle Mektebi’ne götürdü ama Refet okulu beğenmedi. İlk
eğitimini evde annesinden aldı. 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat
(Eğitim ve Öğretim Birliği) yasasının kabulünün ve hilafetin
kaldırılışının ardından, Gelibolu’da iki okul açıldı: Cumhuriyet
Mektebi ve Tomris Hatun Kız Mektebi. Savaştan dönen babası,
Refet’i Cumhuriyet Mektebi’ne yazdırdı. Böylece, 1925 yılında
karma eğitimin yapıldığı okulda resmi eğitimine başladı.
Sınavdaki başarısıyla on yaşında son sınıftan
başladığı ilkokuldan 11 yaşında 1926’da mezun oldu. Ancak, mezun
olmadan önce Mustafa Kemal’le bir etkileşimleri olmuştu. Mustafa
Kemal Cumhurbaşkanı olarak Gelibolu’ya gelmişti. Öğretmenleri
Refet’i Mustafa Kemal’i karşılayıp O’na çiçek verecek kişi
olarak seçmişlerdi. Çiçeği verdi. Mustafa Kemal “Çocuk, ne
olacaksın?” diye sorunca “Muallim olacağım” yanıtını verdi.
Öğretmenlik revaçtaydı. Öğretmenlerin giyimlerinden ve konuşma
tarzlarından etkileniyordu.
Bu 5-10 dakikalık etkileşimden yıllar sonra,
Mustafa Kemal’i ikinci kez karşıladı ve O’na yine çiçek verdi.
Bu sefer, Edirne Kız Muallim Mektebi’nde (Dar-ül Muallimat) son
sınıfta okuyordu. Kendisini anımsattı: “Size söz vermiştim
öğretmen olacağım diye, öğretmen oluyorum”. Mustafa Kemal zaten
anımsıyordu. Önce “Sen şu Gelibolu’daki çocuk değil misin?” diye
sordu; ardından ne öğretmeni olacağını. Refet, matematik
öğretmenine aşık olduğundan aynı alana yönelmek istiyordu ama
Mustafa Kemal tarih öğretmenliğini uygun görmüştü. Küçük Refet
“Emredin ama...” diye karşı çıktı. Bunun üzerine Mustafa Kemal
“Bacak kadardın beni karşıladığında, gene çiçek vermek için sen
seçildiğine göre bir sebebi var” diye özetleyebileceğim espirili
sözlerinin ardından, “Bak çocuk, okuyan bir çocuksun. Güzel
konuşuyorsun. Bunlar çok önemli. Ve de
tarihini bilmeyen toplumlar yarınlara emin adımlarla gidemezler. Onun için sen tarih öğretmeni olacaksın” dedi. O da memnun ve mutlu
olarak, gözlerinden yaşlar akarak yine söz verdi; eğitimini
sürdürdü ve tarih öğretmeni oldu.
2004 yılında 90 yaşında olan Refet Hanım’a tarih
öğretmeni olduğu için hiç pişman olup olmadığını sordum.
Olmamış. Atatürk’e karşı görevini yerine getirmiş olabilmeyi
istiyor. Sıkıntılı anlarında Atatürk’le konuşuyor ve O’ndan güç
istiyor. Rüyalarında O’nu görüyor.
Peki Atatürk’le etkileşimleri bu kadarla sınırlı
kaldı mı? Hayır. Refet, Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü’ne ve
aynı zamanda Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne giderken,
Mustafa Kemal, kızkardeşi Makbule Atadan’ın Refet’e sahip
çıkmasını ister. Refet arada bir Köşk’e gider. Yıkanır;
giysileri temizlenir; bavuluna biraz para konulur ve sonra
Köşk’ten ayrılır. Her ne kadar Makbule Atadan parasal olarak
destek oluyor olsa da, bu yeterli gelmez. Çünkü babası ölmüştür
ve babasından kalan aylığı annesi ile kardeşlerine bırakmıştır.
Bunun nedeni, annesinin bir an önce Refet’in çalışmaya
başlayarak para kazanmasını istemesi olmuştur. O ise daha okumak
istemektedir. Kendi giderlerini karşılamanın sorumluluğunu alır.
İki okul birden okumasının yanı sıra, ders vererek para
kazanmaya çalışır ve yoğun günler yaşar.
Görevleri
Yaşamı sürekli koşuşturmaca ve mücadele ile
geçen Refet Hanım, daha sonra iki kardeşi ile yeğenlerinin
eğitimine katkıda bulunmuş ve bir kardeşini evlendirmiş bir kişi
olarak, gözleri parıl parıl parıldayarak bana bakıyor. “90
yaşımdayım ama hizmete devam ediyorum. Yirmi yıl öğretmenlik
yapıp emekli olanları hiç anlamıyorum” diyerek erken emekliliğe
kesinlikle karşı olduğunu belirtiyor. O’na göre hizmet, ölünceye
kadar sürer.
Refet Hanım, yıllarca birçok görevde bulunmuş.
Çeşitli illerdeki pekçok okulda öğretmen, müdür yardımcısı ve
okul müdürü olmanın yanısıra, Ankara Hasanoğlan Köy
Enstitüsü’nde Yüksek Kısım’da eğitim şefi, Kız Teknik Yüksek
Öğretmen Okulu’nda müdür yardımcısı ve Ankara Deneme Lisesi’nin
kurucusu olarak çalışmış. 1981’de yılın öğretmeni seçilmiş.
Emekliliğine dört ay kala, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nde
‘Bakanlık Danışmanı’ olarak çalışmaya başlamış. Resmi olarak
emekli olmuş ama 24 yıldır özel anlaşma ile görevine devam
ediyor. 2004 yılı itibariyle, mesleğe başladığından bu yana, 11.
Milli Eğitim Müdürü, 15. Milli Eğitim Bakanı ve 7. İstanbul
Valisi ile çalışıyor. Bütün cumhurbaşkanlarını tanıyor. İkinci
Tarih Kongresi sırasında, 1937’de, 22-23 gün boyunca ilk
cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün sekreterliğini yapmak da
görevleri arasında bulunuyor.
Eğitimle, Eğitimciyle ve
Öğrenciyle İlgili Görüşleri
Refet Hanım’ın çok ilgimi çeken ve zevkle
dinlediğim yaşam öyküsünden sonra, sözü bugüne ve eğitime
getiriyoruz. “İnsanın daha rahat yaşayabilmesı için bilgiye
sahip olması gerekli” diyerek eğitimin ve bilginin önemini
vurguladıktan sonra, eğitimcinin vicdan duygusuna sahip,
öğrencisini seven, sabırlı ve dirayetli olmasının gerektiğini
söylüyor.
“Öğretmen herşeyden önce rehber olmalıdır”
dedikten sonra, öğretmenin anlayışla hareket etmesinin ve
özverili olmasının vazgeçilmez bir koşul olduğunu belirtiyor.
Daha sonra, sözü tutumlu olmaya getiriyor.
Kendisinin hala kirada oturduğunu ama geçimini sağlayabildiğini
dile getiriyor. Herhangi bir maddi varlığı olmamasına karşın,
Tanrı ve Atatürk dışında kimseye minnet borcunun bulunmadığını;
manevi varlıklarının yeterli olduğunu belirtiyor. Kağıthane’deki
Refet Angın İlköğretim Okulu’yla adının yaşayacak olması ve
Ankara Hasanoğlan’da öğrencilerinin dikmiş olduğu fidanlar O’nu
mutlu ediyor.
Bugünün eğitimcilerinin fazla para harcadığından
ve kendilerini geliştirme konusunda eksik kaldıklarından söz
ederek azıcık eleştirmeden edemiyor. Öğrencilerin özellikle ilk
karşılaşmada öğretmenlerini sınadıklarından, öğretmenlerin
dirayetli, birikime sahip, konuşmaları ve bilimsel tutumuyla
güçlü, öğrencilere karşı hazırlıklı, özgüvenli, bilgisiyle
otorite sağlayan kişiler olması gerektiğini belirtiyor.
Yakın zamanda basına yansıyan, kopye çektiği
gerekçesiyle öğretmeni tarafından mahkemeye verilen lise
öğrencisi ve top oynarken okulun camını kırdıkları için okul
müdürü tarafından polise verilen çocukların sorguya çekilmesine
üzüldüğünü, hatta ağladığını anlatıyor. Barışçıl çözüm
yollarının aranması gerektiğini söylüyor. Öğretmenlerin ve okul
yöneticilerinin disiplinsizliğe kendilerinin izin verdiğini dile
getiriyor.
Günümüzde çocukların ve gençlerin en önemli
sorununun ne olduğunu soruyorum. Mücadele etmenin, engelleri
kaldırmanın, geleceğe hazırlanmanın, okumanın ve kişisel
gelişimin öneminden söz ediyor. “Çocuklar büyüdüklerinde ve daha
fazla özgürlüğe sahip olduklarında toplumda etkili olabiliyorlar
mı? Sosyal ve psikolojik yaşantılarını zenginleştirebiliyorlar
mı?” diye soruyor.
Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü
Sözü toplumda sivil toplum kuruluşlarının (STK)
rolüne getiriyorum. Ait olduğu ve katkıda bulunduğu STK’leri
belirttikten sonra, ulusal eğitim seferberliğine değiniyor.
Kendisi ortaokuldayken, 1928’de, böyle bir seferberlik olduğunu
ve Latin harflerine geçerken başarıya ulaşıldığını anlatıyor.
Sivil toplum hareketlerinde liderin olmasının önemini
vurguluyor. 1928’de başlayan seferberlikte bunun Atatürk
olduğunu, Atatürk’ten sonra, özellikle 1950’lerde ihmalin
başladığını belirtiyor. 12 Eylül’den sonra yeniden ivme kazanan
hareketin tekrar ihmale uğradığından söz ediyor.
Refet Hanım, son zamanlarda, yeniden bir
hareketlenme olduğunu belirtiyor. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet
Sezer’in eşi emekli öğretmen Semra Sezer başkanlığında yapılan
kurultaylar ulusal eğitime katkıda bulunmak üzere çalışıyor.
Artık, Türkiye’de okuma yazma bilmeyen insan kalmaması
gerektiğini söylüyor Refet Hanım. Kısacası, STK’lere düşen en
önemli görevin toplumun eğitimi olduğunu, eğitimin içersinde de
okuma yazmanın en önemli paya sahip olduğunu düşünüyor.
Son Sözler
Kıtlığın, savaşın ve yeniden yapılanmanın olduğu
bir dönemde büyüyen, yetişen, yetiştiren ve yaşamı sürekli
mücadele içinde geçen ama yaşama sevincini yitirmeyen, tam
tersine zorlukları gücüyle aşabilen, gözleri parıl parıl
parlayan 90 yaşında bir kişi olan Refet Angın’la görüşmekten
memnun oldum. Doksan yaşındaki Refet Hanım’ın tırnaklarındaki
beyaz oje gözümden kaçmadı ve çok hoşuma gitti. Bana ilkokul
öğretmenimi hatırlattı. Bir ilkokul çocuğu olarak ilk kez onun
tırnaklarında gördüğüm beyaz sedefli ojeyi o gün bugündür
severim. Ayrıca, Refet Hanım’la hemşehri olduğumuzu öğrenmek
benim için sürpriz oldu. Söyleşimiz beni doğduğum topraklara;
çocukluğumda kıtlığını, zorluklarını, öykülerini ve destanlarını
dinleyerek büyüdüğüm savaş yıllarına götürdü. Başka neler
anımsattı bana? Eğitimimin ilk yıllarındaki dersleri,
sınıfımdaki Atatürk fotoğrafını, ailemin verdiği eğitimi ve daha
pek çok şeyi...
Kaynakça:
http://www.yoret.org.tr
|