|
RÖNESANS Felsefesİ
Rönesans felsefesinin temel dayanağı ve çıkış noktası İlk çağ
Antik felsefesidir.
Rönesans, orta çağ boyunca olduğu
gibi bırakılıp, dondurulmuş olan bu felsefeyi yeniden ele alıp
işlemeye başlamıştır. Oluşan özgürlük havası içinde bu
felsefenin öz kaynaklarına inmiş, orta çağ boyunca oluşmuş olan
engelleri kaldırarak ona gelişme yolları açmıştır. Bu
felsefeleri iyice işleyip, kendini geliştirdikten sonra da,
öğrencisi olduğu bu felsefeye kendine özgü eleştiriler ve ekler
ile gelişmeler ve yenilikler kazandırmıştır.
Belki Antik çağ etkisi ve belki de
din baskısı nedeni ile Rönesans felsefesi öncelikle insan
sorunu üzerine yönelmiş, insanı incelemiştir. Hümanizma akımı
olarak isimlendirilmiş bu akımda öncelikle Antik çağ eserlerinin
taranması ve tercümeleri yapılmıştır. Bu filolojik çalışmaların
sonunda doğal olarak insanın ne olduğu sorusu (İnsan nedir? Ne
olacaktır?) sorgulanmaya başlanmıştır.
Hümanizma akımının baş mimari
Francesco PETRARCA’dır.
Petrarca Hıristiyan skolastik görüşlerinden sıyrılıp, bu
dünyanın zenginlik ve coşkuları ile ilgilenir, daha iyi yaşamak
için yaşama sanatının kurallarını araştırır. Bireyin devamlı
ödevinin kendisini geliştirmek olduğuna ve bunun için de devamlı
çalışması gerektiğine inanır De Vita
Solitaria adlı yapıtında kendini geliştirmek ve
erdemlere ulaşabilmek için insanın hatta tek başına yaşayıp,
yalnızca kendisini geliştirmek için çalışması gerektiğini
savunur.
Petrarca bir anlamda Antik Roma stoa
filozoflarının ruhun özgürlük ve mutluluk ideallerini çağının
insanına taşımıştır.
Giovanni
BOCCACCİO da, kilise ve töre baskılarının
ötesinde, insanın bu dünyada yaşamakta olduğunu, bu dünya ile
bağlantılı olduğunu ortaya koyar.
Rönesans’ın ileriki yıllarındaki
düşünürlerden Niccolo MACCHIAVELLI
insanın ne olduğu, ne ve nasıl yapması gerektiği üzerinde
çalışmıştır. Ona göre insan bir doğa gücüdür, canlı bir enerji
kütlesidir. Böyle bir yaratık, Hıristiyanlığın alçakgönüllülük
ve gönül tokluğunun en yüksek erdem olarak gösteren öğütlerinin
içine sığamaz. Hatta eski çok tanrılı pagan dinlerini
Hıristiyanlıktan daha üstün görür. Çünkü bu dinler, ona göre
insana bu dünyada iyi yaşamayı öğütleyerek onu hayata
bağlamışlardır.
Çağın sonlarına doğru yaşamış olan
Michelde MONTAIGNE de
indivudualist
Ve Hümanisttir. İnsan yaşamı ve insan doğasının yapısı onun da
çalıştığı başlıca konudur. “Her şeyden önce ben kendimi
araştırıyorum. Benim fiziğim de metafiziğim de bu.” der.
”İçimizde bir doğa kımıldıyor, ona kulak verir, yasalarını
kavrarsak, erdeme, dolayası ile de mutluluğa giden yolu bulmuş
oluruz.” diye devam eder. Dogmatizmin tam düşmanıdır.
Doğruyu nerede bulmak gerektiğini sorunu onu sonraları Antik çağ
şüpheciliğine götürmüştür. Yalnız o bu akıma klasik öğretisine
ek olarak bir yenilik kazandırmıştır. Antik şüphecilik “hiçbir
şey bilmiyorum, öyle ise bilginin hiçbir önemi yok”
yargısına varır. Montaigne ise böyle pesimist değil, o son sözün
“hiçbir şey bilmiyorum değil, ne biliyorum sorusu“
olmalıdır iddiasındadır.
Montaigne’nin insan yaşamının özü
ile ilgili sezgileri ve şüphecilik (spepsis)
üzerine düşünceleri devrinde geniş ilgi ile karşılanmıştır.
Özellikle şüphecilik üzerine düşünceleri, bilim karşısında
inanca da açık kapı bıraktığı için Rönesans’ın özgürlük
havası içinde iyice yayılmıştır. Daha sonraları diğer düşünceler
(Pierre CHARRON ve
Francois SANCHEZ )
şüpheciliğe sistemli bir biçim ve şekil bile kazandırmışlardır.
Rönesans felsefesi içinde
PLATONİZM ve ARİSTOTELİZM adları altında oluşmuş olan
iki akım üzerinde de durmak gereklidir.
Ortaçağ, skolastik felsefesini
direkt olarak Antikçağ otoritesi Aristoteles’e dayandırır. Bu
felsefenin karşısında olan Rönesans’ın da
Aristo’ya karşı tepki
göstermesi doğaldır.
Rönesans, Aristo karşısında
Platon’a derin bir
sevgi ve saygı ile bağlıdır. Platonun yaptıklarını inceler,,
adına sevgi dernekleri ve hatta bir Akademi
(Floransa’ da ki Platon Akademisi) bile kurulur.
Platon’ a karşı duyulan sevginin İstanbul’un işgalini takiben
Bizans’tan göçen
bilginler tarafından başlatıldığı yaygın olarak iddia edilir.
Platonizm’in yanında
Aristoteles felsefesinin özüne inip, onu
ortaçağ doğmalarından arındırıp yeniden incelemeyi amaçlayan bir
Aristo çığırı da Rönesans felsefe akımları içinde var
olmuştur.
Kaynakça:
Dünya Sanat Tarihi, Adnan Turani, Remzi Kitabevi.
Sanatın Öyküsü, E.H Gombrich, Remzi Kitabevi.
Art in Renaissance Italy, J.T.Paoletti& G.M.Radke
Laurence King Publiishing
|