Konu Başlıkları
 Rönesans Dönemi
  * Tarihsel Süreç

  * Felsefe
  * Din Anlayışı
  * Doğa Felsefesi
 
* Sanat
  * Resim ve Heykel
  * Mimari


     

  e-mail
denizce@denizce.com
 





  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

  Rönesans (Renaissance) Dönemi Kültür, Sanat ve Felsefesi

Derleyenler: Ahmet Demirelli, Mehmet İstemi, Mesut Tokgöz   

 

 

RÖNESANS’da Doğa Felsefesİ

Rönesans insanı doğa bilgisi ve doğa felsefesi üzerine de Ortaçağ anlayışından bambaşka ve yepyeni bir görüş ve çalışmalar dizisi ortaya koymuş ve bu çalışmalar sonunda da bugünkü modern doğa bilimimizi yaratmıştır. Rönesans doğa biliminin getirdiği yenilikleri iyi kavrayabilmek için bu yeniliklerin tam karşıtı olan orta çağ doğa anlayışını anımsamada fayda var.

Ortaçağ doğa bilimi Aristo fiziği, Ptolemaios astronomisi ve kutsal kitap öğretileri üzerine kurulmuştur.

Aristo fiziği diye adlandırılan öğreti, Aristo'nun kendi gözlemleri sonucunda 
“olsa, olsa böyle olmalıdır” yöntemi ile ortaya koyduğu tahminler dizisidir.

Bu öğretisinde Aristo yeryüzü cisimlerini, gökyüzü cisimlerinden tamamen ayrı bir varlık olarak kabul eder ona göre gökyüzü cisimleri AITHER (esis) dediği bir maddeden yapılmışlardır, düzenli ve sonsuz bir hareketleri vardır, tam bir düzgünlük ve yetkinliğin simgesi olan daireler üzerinde hareket ederler, gökyüzü tam bir düzenin, yetkinliğin ve sonsuzluğun evrenidir.

Buna karşılık yeryüzü cisimleri ise basit, bayağı, sınırlı hareketleri olan ve düzensizliği (chaos) temsil eden bir evrenin varlıklarıdır. Bu yeryüzü dünyasında bütün cisimler “doğal yerleri” olan konumlara varmak isterler ve hareketleri çizgisel ve sonludur.

Bu öğretinin çözmesi ve aşması gereken bir sorunu vardı. O da daha ilk çağlarda yapılan gözlemler sonucu ortaya çıkan gezegenlerin yörüngelerinden sapma hareketleri idi. Aristo öğretisinin aksine gökyüzü cisimlerinin yörüngeleri, doğruluk ve yetkinliğin simgesi olan daire hareketlerinden sapıyorlardı. Yani yörüngeleri daire şeklinde değildiler.

Bu sorunu çağının önde gelen Astronomi bilgini PTOLEMAIOS kendi gözlem ve düşünceleri ile çözmeye çalışmış olmakla bütün orta çağ boyunca geçerli olacak ARİSTOTELES – PTOLEMAİOS sistemi kurulmuş oluyordu.

Bu sistemde yeryüzü ortada ve sabit olarak durduğu ve diğer bütün gökyüzü cisimlerinin onun etrafında döndüğü kabul edilmekle Hıristiyanlık inançlarına tam bir uyum sağlanmakta idi. Bundan dolayı da Katolik kilisesince coşku ile kabul edilmiş, savunulmuş ve hatta kilisenin resmi doğa felsefesi olarak halk kitlelerine dikte ettirilmiştir.

Bu sisteme karşı ilk düşüncelerin görüldüğü filozof Alman Nicolaus CUSANUS’ dır. Cusanus alman mistisizminde yetişmiş ve ölünceye kadar etkisinde kalmış bir düşünürdür. Ama kilisenin hizmetinde ve skolastiğin içinde yaşıyor ve kardinalliğe kadar yükseliyor. Doğa üzerine çok çarpıcı görüşleri var. Doğayı bir evrim süreci olarak kabul ediyor. (oysa skolastiğe göre doğa olmuş bitmiş, değerce yüksek bir olgudur.) Karşıtların sürekli olan geçitlerle ortadan kalkacağını düşünüyor, yani bilgilerin göreceli olduğu gerçeğini buluyor. İnsan nerede bulunursa bulunsun, ister yeryüzünde, ister güneşte, ister yıldızlarda bulunsun kendini hep merkezde sanacaktır. Evrendeki her nokta hem bir merkez hem de çevrede bir nokta kabul edilebilir. Bu da yeryüzünün evrenin merkezi olmadığını gösterir. Bunlar hep Cusanus ‘un düşünceleri. Cusanus daha da ileri giderek, yer ile gök cisimlerinin aynı maddelerden oluştuğunu ve aynı yasalara bağlı olduğunu söylüyor. Bunları ortaya koymakla da bugünkü doğa anlayışımıza giden ve artık pek uzun olmayan yolun ilk adımlarını atıyor.

PARACELSUS da bir alman hekimi Tıpta kazandığı bilgileri doğa fenomenini çözmek için kullanıyor. Simya ile uğraşıyor ve olayları fantezileri ile çözmeye çalışıyor. Önemli yönü bu yolda ki çalışmaları sonucu bazı kimya esas ve kurallarını geliştirmiş olmasıdır.

İtalyan TELSIUS da fantezileri ile çözümlere gitmek isteyen bir bilgin. Olumlu yanı deneye tam ve mutlak öncelik vermesidir. Empirizmin baş temsilcisi olarak tanınır.

Bugünkü doğa anlayışımızın temelini kuran KOPERNIKUS da bir alman bilgini. Kopernikus aydın görüşleri, özgür ruhu ve araştırmacı kişiliği ile tam bir Rönesans insanı. Reformatıon hareketini desteklediği için güç durumda yaşıyor ve ömrünün sonları yalnızlık içinde geçiyor. Gökbilimleri üzerine yazdığı “Gökcisimlerinin dönmesi üzerine” adlı yapıtı uzun yıllar bekletilip, ancak ömrünün son yıllarında yayınlanıyor. O da “bu yapıt ve bilgilerin fazla ciddiye alınmaması gerektiği bu çalışmanın bir fantezi ürünü olduğu“ önsözü ilave edilerek . Böylece kilisenin hışmından kurtuluyor fakat bu önemli yapıt daha uzun yıllar saklı kalmış oluyordu.

Kopernikus’un yeni öğretisi çok tehlikeli bir öğreti idi. Çünkü yüzlerce yıllık ve bütün Hıristiyan aleminin inandığı, taptığı saçma ve boş bir hayal olduğunu ispatlıyordu. Koskoca Katolik kilisesinin haşmet ve otoritesi bir anda yok oluyordu.

Kopernıkus sisteminde geliştirilmesi gerekli bazı noktalar ve güçlükler daha sonraları bilginlerce işlenecek ve çözülecektir. Bu bilginlerden biri de Danimarka'lı Taycho BRAHE’dir. BRAHE’nin asıl amacı yeni öğreti ile kilise görüşlerini bir yolunu bulup uzlaştırmak. Tabii ki bunda pek başarılı olamıyor. Kendisi döneminin önemli astronomlarından. Kurduğu rasathanelerde gökyüzünü gözlemliyor ve bu gözlemleri kayıt altına alıyor. Bu notların ileride Kopernikus sistemini bilimsel temellendirmek yolunda Keppler'e büyük yararı olacaktır.

TAYCHO BRACHE, nin uzlaştırmacı tutumuna karşın Kopernıkus öğretisini bütün kalbi ile ve coşku ile savunan ve yayılmasına çalışan ve bunun karşılığında hayatını veren bir bilgin var ki o devrin belki en öndeki isimlerinden biri. O da hepimizin yakından tanıdığı Guardino BRUNO. 1600 yılında kilise engizisyon meclisi tarafından yakılarak ölüme mahkum edilmiş ve cezası infaz edilmiştir.

Bruno’ nun suçu Kopernıkus sistemine inanmaktır. Yani dünyanın güneşin etrafında döndüğünü söylemektir. Ömrü boyunca şiirsel bir anlatımla bu sistemi desteklemiş, yaymış ne felsefesel ne bilimsel olarak bu öğretiyi geliştirmiştir. İnsanlık kültür tarihine ve bütün insanlığın özgürlük ve mutluluğuna yaptığı bu katkının ödülü, canını yakılarak vermek olmuştur.

Guardino BRUNO hayatını, felsefesini ve getirdiği yenilikleri anlatmak başlı başına bir konferans konusu olduğu için, bu Rönesans sembolü bilgin hakkında, kardeşlerimizin de hoşgörüsüne sığınarak, şimdiye kadar söylediklerimizle yetineceğiz.

Kopernikus sistemini matematiksel olarak formüllendiren Alman bilgini KEPPLER bu başarısını büyük oranla Taycho Brahe’den kendisine miras kalan gözlem notlarına borçludur. Bu notların da yardımı ile Keppler kendi adını taşıyan 3 adet denklemi ortaya koymuştur. Böylece de matematiksel doğa biliminin temeli atılmıştır.

Matematiksel doğa bilimini Keppler’ den sonra daha da geliştiren Galileo GALILEI ‘dir. Kopernikus sistemine tamamen inanmasına karşın, profesörlük yaptığı Pisa ve Padua üniversitelerinde uzun yıllar Aristo-Ptolemaios sistemini okutmuştur. Engizisyon dan kurtulmak için kardinaline yeni sistemi yaymayacağını eğer yayanı görürse onu derhal ihbar edeceğine söz veriyor. Ama diğer taraftan da kendi yaptığı teleskopu ile Jüpiter’in uydularını keşfediyor, güneşin lekelerini buluyor. Venüs’ün yörüngesinde ki evreleri ortaya koyuyor. Fizik üzerine çalışmaları ile hareket öğretisini, düşme teorisini kurarak bugünkü modern fiziğin temellerini oluşturuyor.

Galile’ nin yasası matematik oranlardır. Her şeyi ölçmek veya ölçülmeyeni ölçülür hale getirmek onun ana ilkesidir. Doğa artık bir takım mistik etkilerle değil, fizik hareketleri ile açıklanmaktadır. Yani ruhun yerini kuvvet almaktadır.

Rönesans devrinin son filozofu Francis BACON’ dur. Bacon kendisinden önce gelen bütün bilgileri derleyip, toplamış, bu bilgileri yaşamın kullanımına sunmuştur. Dünya nimetlerinden faydalanmak için doğaya egemen olmak gerektiğine, fakat daha öncede ona itaat edip, onun yasalarını öğrenmek gerektiğine inanır. Bu öğretisini kısaca “Bilmek egemen olmaktır”  sözü ile özetlemiştir.


Kaynakça:

Dünya Sanat Tarihi, Adnan Turani, Remzi Kitabevi.
Sanatın Öyküsü, E.H Gombrich, Remzi Kitabevi.
Art in Renaissance Italy, J.T.Paoletti& G.M.Radke Laurence King Publiishing