Konu Başlıkları
 Rönesans Dönemi
  * Tarihsel Süreç

  * Felsefe
  * Din Anlayışı
  * Doğa Felsefesi
 
* Sanat
  * Resim ve Heykel
  * Mimari


     

  e-mail    
denizce@denizce.com
 





  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

  Rönesans (Renaissance) Dönemi Kültür, Sanat ve Felsefesi

Derleyenler: Ahmet Demirelli, Mehmet İstemi, Mesut Tokgöz   

 

 

RÖNESANS SANATI

Ortaçağ sanat dünyası içinde tohumu atılan ve çeşitli ekenlerle büyüyen yeni dünya görüşü, birden ortaya çıkmamış daha önceki bölümlerde anlattığımız sosyal, ekonomik, bilimsel ve teknik gelişmeleri içeren olayların sonucunda oluşmuştu. Ayrıca dönemin düşünce yapısı sanata etki eden önemli unsurdu. Sanat hareketleri de bu toplumsal gelişime paralel olarak belirip, gelişmiştir.

Yeni dünya görüşünün bir özelliği, insanın kendi dünyevi güçlerini anlamasıdır. Bilindiği gibi ortaçağda halk, sanatçılar, bilim ve din adamları kilisenin inancına paralel bir tanrı görüşüne sahipti. Ancak daha gotik dönemde bile ortaçağda kilise ile aynı görüşü paylaşmayan insanların ortaya çıktığını biliyoruz. İşte bu farklılaşma dinin insanın akıl terazisinde ölçülüp değerlendirildiğini göstermektedir. Bu hareket gittikçe büyümüş ve insanın kendi eleştirisine de önem vermesi ile sonuçlanmıştı. Bu eleştiri ortaçağ anlayışını da yargılayacak ve dinin Rönesans çağında zayıflamasına neden olacaktı. Başta Hıristiyanlığı eleştiren bazı felsefe okullarının ve bazı filozof kralların ortaya çıkması ile ve diğer etkiler ile din kurumu dünyevi ilişkilerinden gittikçe uzaklaşmıştır.

Bunun mimaride yansıması olarak daha erken zamanlarda Gotik dönemde Roman kilisesinde tanrıyı temsil eden apsid tarafındaki kulelerin, kralı temsil eden batı tarafındaki kulelerden daha alçak yapılarak belirdiğine tanık olunmuştu.

Bramante, Roma Monterio'da St.Pietro Kilisesi 1502


Bu yeni görüşleri yansıtan biçimlemeler, insanın kendi yorum ve düşüncelerine dogmalardan daha fazla önem verdiğini göstermektedir. Bu yeni görüş ortaçağın gotik katedrali karşısında, Rönesans’ın merkezi planlı yapısıyla da biçimlenmiş olmaktadır. Bu farkı en iyi 1400 yıllarında Regensburg’da yapılan ve tanrıya doğru sonsuzluğa yükselir şekilde inşa edilmek istenen Dom ile yüzyıl sonra 1502 de mimar Bramante tarafından Roma’da yapılan St.Pietro Kilisesi arasında görülür. St. Pietro kilisesinin kubbesi bir yarım küre iken ön cephesinde yarım daire planlara yer veriliyordu.

Çember ve küre antikçağda mutluluk sembolü olarak kabul ediliyordu. Ortaçağ öbür dünyadaki kurtuluşa, Rönesans ise dünyevi yetkinliğe ve bu dünyadaki kurtuluşa önem veriyordu. Ortaçağ dogmalarının yerini yeni çağda bilgi, dünyevi güzellik, kişisel başarı, mal, mülk alıyordu. Ortaçağda eserini altına imza atamayan sanatçı, bu çağda artık kendi yaratış gücüne inandığından eserin altına imzasını atacaktı.


Kaynakça:

Dünya Sanat Tarihi, Adnan Turani, Remzi Kitabevi.
Sanatın Öyküsü, E.H Gombrich, Remzi Kitabevi.
Art in Renaissance Italy, J.T.Paoletti& G.M.Radke Laurence King Publiishing