| |
Rönesans’ta Mimari
Geç Gotik, Orta Avrupa’da
15.
Yüzyılda eserlerini vermeye başladığında İtalya’da Floransa’da
erken Rönesans’ın ürünleri görülmeye başlamıştı. İtalyanlar
Gotiği bir barbar sanatı olarak kabul ettikleri için önce
Floransa’da bir karşı sanat hareketi başlamış ve Roma
1500’li
yıllardan başlayarak bu yeni anlayışı en üst düzeye çıkarmıştı.
|

Rönesans yapılarında
merkezi plan örnekleri |
|
Rönesans mimarisinin kurucusu olarak Florensa’lı
Flippo
Bruneleschi kabul edilir. Kırk yaşına kadar heykelci olan
sanatçının ilk eseri Floransa Domudur.
Burada kaburgalı kubbe
yapısında Gotik etkisi görülür. Sanatçının
1421 de yaptığı
St.
Lorenzo kilisesinde Gotik etki tamamen kaybolmuştur. Bu kilise
daha sonra Michelangelo’nun
yapacağı Medici ailesinin mezar kilisesi için de bir örnek
teşkil edecektir.
Bruneleschi ilk
eserlerinde Roman ve ilk Hıristiyanlık eserlerinden yararlanarak
biçimlendirmişti. Daha sonra ise antik kaynaklara yönelmişti.
Bu hareketin ikinci temsilcisi
Leon Battista Alberti idi. Şair,
kompozitör, hukukçu ve sporcu olan sanatçı Bologna
üniversitesini bitirip papaz olmuştu. Ancak sanat, matematik,
felsefe ve yapı sanatı üzerine yazılar yazmıştı. Mimar Alberti,
Hıristiyan kutsal yapısı ile Roman yapısını birleştirme yolunu
tutmuştu.
Bu sentezini Rimini’de S.Fransesco kilisesinde
uygulamak istemiş ancak eser yarım kalmıştı. Alberti’nin bir
diğer yapısı da Mantua’da ki S.Andrea kilisesi
idi.
|
Bu yapı uzun bir salon ve iki yanda birbirlerinden ayrılmış
şapelle nişlerin yer aldığı bölmelerden ibaretti.
Rönesans’ta tekrardan görmeye başladığımız merkezi yapı
heyecanını Bizans’tan alıyordu. Gotik sanata olan düşmanlık
Bizans sanatına yakınlık sağlıyordu.

Flippo Brunelleschi, Capelle Pazzi'nin içi, 1430 dolayları
Çapraz geminin kesiştiği yeri
de bir kubbe kapatıyordu. Uzun salonu ise taştan bir tonoz
örtüyordu. Bu yapı Gotik’den ayrılıyordu. Gotik’te her yöneliş
derine ve yukarı doğru hareket halinde olduğu halde, burada
mekan hareketi, yerinde duran bir etkide idi. Gotik’te duvarlar,
ayaklar, ve tonozlar silme ve kaburgalarla hareket eden ve bir
yöne yönelen etki içersinde düzenlenmişlerdi. Rönesans,
kaburgayı ve kaburgalı haç tonozu, dinamik etkileri nedeniyle
ret ediyordu. Bunun yerine klasik tonoz ile kubbeyi ele
alıyordu. Çünkü bu unsurlarda hareket özelliği bulunmuyordu.
Çatı örtüsü için eski Roma’nın saray ve hamamları örnek
alınmıştı. Buradaki formlar Rönesans sanatçısına daha ağır başlı
sakin ve ölçülü geliyordu. Bu yapılarda insan yeniden ana ölçü
birimi olmuştur. Ve bu şekilde sanatçı gotikte mantıklı olmayan
oranlar ve dini düşünce ile ilişkisini tamamen keser.

Leon Battista Alberti, San Andrea kilisesi, Mantua 1472
Bu klasik anlayışta Floransa dışında yalnız
Alberti
yapılar inşa
eder. Kuzey İtalya’da 16. Yüzyıla kadar karışık bir üslup hakim
olur. Bu karışık üslup geç Gotik ile antik unsurları
birleştirmeye çalışır. Yukarı İtalya’da klasik üsluba dönüş, bir
fresk ressamı olan Donato Bramante
ile başlar (1444-1514)
Milano’da Santa Maria Grazia kilisesini yapan sanatçı daha sonra
merkezi planlı yapıların en güzel örneği olan St. Pietro
klisesini gerçekleştirmişti. Bramante’nin daha sonraki görevi
Papaların Avignon’dan dönmesini takiben yaşadıkları yer olan
Vatikan’ın yeniden düzenlenmesi idi.

Venedik'te Dukalık Sarayı
Rönesan’ın dini ve sivil yapıları
aynı unsur ve özellikleri göstermektedir. Sivil mimarinin en
önemli sonucu Palazzo yani sarayların kazanılması idi.
Yeniçağ,
kral ve prensler için şato yerine sarayları uygun görüyordu. Bu
yapılarda toplum içinde kendini kabul ettirmiş, tüccar, bankacı
zihniyeti olan kral oturuyor, kudreti ve hümanist kültürü ile
çevresindekilerden üstün olduğu kabul ediliyordu. Plazzo’da Helenistik sütunları ile
avlu önemli bir unsurdu .Muhteşem bir
temsil gücü olması gereken yapının, özellikle cephesi gösterişli
idi. Konsollu frizler ve rustik tarzı yer, yer heroik etki
yaratıyordu.

Mimar A.Paladio
Villa Rotando'nun ön cephesi
S ivil mimari alanında, klasik
üslupta en çok eser veren sanatçılar Venedik okulundan
Jacopo
Sansovino (1486-1570) ve
Vicenza'lı Andrea Paladio’dur
(1518-1580).
Mimar Paladio, Sasovino’ya nazaran daha klasik
üsluba yakın olup Vicenza’da bir bazilika, bir tiyatro, bir
saray inşa ederek yeni mimarinin temellerini atarken bu şehri de
bir sanat merkezi haline getiriyordu. Bir çok büyük yapıyı
gerçekleştiren Paladio,
Kuzey İtalya’da sayıları 20 kadar olan
villa yapmıştır. Paladio eserlerindeki tutarlılık ve sadelikten
kaynaklanan başarısı nedeniyle ileri dönemlerde yapıtlarından en
çok esinlenen mimar olacaktır.
Rönesans yapı anlayışının kısa bir zaman içinde son bulması ve
bizzat klasik dönem sanatçılarından Michelangelo
tarafından
Barok’a yöneltilmesi dikkat çekicidir.
Rönesans mimarisi
16.
Yüzyıla gelindiğinde yerini Barok mimariye bırakmıştır. Bu
dönemden sonra Avrupa’da yapılarda görülen Rönesans etkisi bir
süslemeden öteye gitmemiştir.
Kaynakça:
Dünya Sanat Tarihi, Adnan Turani, Remzi Kitabevi.
Sanatın Öyküsü, E.H Gombrich, Remzi Kitabevi.
Art in Renaissance Italy, J.T.Paoletti& G.M.Radke
Laurence King Publiishing
|
|