| |

"Rumeli
Hisarı'na oturmuşum
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum..."
Şair Orhan
Veli "tarifsiz kederler içinde" yazdığı "İstanbul Türküsü" adlı
şiirinde, hayatının bir dönemini, hatta kim bilir, belki de
tamamını kaplayan derin yalnızlığı anlatıyor. Orta yeri sinema
olan bir şehirde, ondan başka herkesin, konuşacak, dertleşecek
bir dostu, koluna girip mahzunluğunu unutturacak bir sevdalısı
vardır sanki... O ise, hepsinden daha yalnız bir adam olarak,
Rumelihisarı'nın yükseklerinde bir yerde, mezarlıkların
arasında, martılarla sohbet etmekte, içini onlara dökmektedir...
Gelgelelim Rumelihisarı, hüzünden başka şeyleri de davet eder
çoğu zaman. Sözgelişi, ilkgençliklerini 1980'li yıllarda yaşamış
tüm bir kuşak için burası yalnızlığın değil tam aksi, özgür
keşiflerin ve derin dostlukların mekanıydı. İlkbaharda Hisar'ın
bademleriyle taze meyvelerinin, hele kirazıyla vişnesinin tadına
doyum olmazdı. Bu semtle epey haşır neşir olan Evliya Çelebi,
Seyahatname'sinde "diyar-ı Acem'de bu kirazlara "gülnar-ı Rum"
dendiğini ve "iki adet kirazın bir dövme riyal ağırlığında"
geldiğini anlatır.

Bizim güneşli
ilkbahar sabahlarındaki küçük keşif gezilerimiz daima en iyi
bildiğimiz, kendimizi bir bakıma 'evimizde' hissettiğimiz yerde,
Ali Baba'nın kahvesinde son bulurdu. Orada şiir okunur, filmler
konuşulur, siyaset tartışılır, kitaplar veya plaklar değiş-tokuş
edilir, aşık olunur, çokça gülünür, ara sıra da güya ders
çalışılırdı. Hisar'ı yıllar sonra yeniden gezmeye karar
verdiğimde içimde kıskançlığa benzer belli belirsiz bir his
vardı. Artık sadece benim, "bizim" değil, herkesin olmuştu. Ali
Baba'nın kahvesi yoktu ve eskisi kadar dingin bir semt değildi.
Yaz mevsimi boyunca surlarda süren konserler sayesinde ışıklı,
şaşaalı, kalabalık bir yer haline gelmişti. Ama, işte gördüm ki
üzülmeye hiç gerek yokmuş. Hisar hala aynı Hisar. Ali Baba'nın
kahvesi yerine açılan Deniz Çay Bahçesi, kalbimizi kazanıp
buzları eritti. Balık-ekmek gene çok lezzetli, gözlemeler ve
sosisli sandviçler sahiden iştah açıcı...
|
 |
|
Bir
dönemin gençliğinin hatıralarında bu kadar kuvvetli bir yer
edinmiş olan Rumelihisarı, Boğaziçi'nde Baltalimanı ile
Bebek arasında kalan nev'i şahsına münhasır bir semt. Hem
Bebek kadar gösterişli, parıltılı ve enerjik, hem de
Baltalimanı kadar kuytu, sakin ve alçakgönüllü. Rumelihisarı
biraz yeni, biraz eski. Biraz hareketli, biraz gizemli.
Sahilde cıvıltılı ve coşkulu, ara sokaklarda durgun ve
huzurlu.
Önde
restore edilmiş yalılar, arka taraflarda renkleri koyulaşmış
ahşap binalar var. Dar sokaklara saptığınızda eski İstanbul
ruhunu sürdüren mahalle esnafı çıkıyor karşınıza. Boğaz'ı
tepeden seyretmenize olanak sağlayan merdivenli sokaklar da
Rumelihisarı'na has özelliklerden. |
Bazı
sokakların iki yanı da duvar ve onlar hepsinin içinde en sakin,
en huzur verici olanlar, adeta bir "Ne içindeyim zamanın, ne de
büsbütün dışında" hissi veriyorlar insana.
En ünlü mekanlardan biri, 18. yüzyılda inşa edilmiş olan Yılanlı
Yalı. Taşıdığı ismin hikayesi enteresan: Vakti zamanında II.
Mahmud kayıkla sahilden geçerken bu yalıyı görüp çok beğenmiş,
hatta satın almak istemiş. Ancak kendisine nezaret edenlerden
biri, yalının sahibini evinden ayırmayı doğru bulmamış, bu
yüzden de alelacele bir yalan uydurup hünkara yalının
yılanlarıyla nam saldığını anlatmış ve o gün bugün burası
Yılanlı Yalı diye anılır olmuş.

Semt,
Türklerin Rumeli yakasında ilk yerleştikleri, mezarlık yeri
belirledikleri ve cami inşa ettikleri yöre; bu yüzden pek çok
tarihi eser barındırıyor. Şüphesiz bunlar arasında en önemli
olanı, Rumeli Hisarı. İstanbul'un Avrupa yakasında aynı adlı
semtte bulunan, Bopazkesen Hisarı olarak bilinen kale.
|
 |
|
Rumelihisarı boğazın en dar noktasında ve Anadolu Hisarı'nın
tam karşısındadır. Hisar, 1452
yılında
İstanbul'un fetih hazırlıkları sırasında Sultan II. Mehmed
tarafından İstanbul Boğazı’nın kolaylıkla denetlenebilmesi
amacıyla yaptırılmış. Kaynaklardan bir kısmı, bin usta ile
iki bini aşkın işçinin gece gündüz çalışarak dört ayda
tamamladığı Rumeli Hisarı’nın, Musliheddin adlı bir mimarın
eseri olduğunu söylüyor. Ancak orijinal planı yaratan bizzat
Fatih'miş. Planı
kabaca dörtgen biçiminde, uzunluğu yaklaşık 250 m, eni ise
50-125 m arasında değişmektedir. Uzun kenarı itibariyle
kıyıya paralel olarak uzanır. Surlar
üzerindeki üç kuleyse, Fatih'in vezirlerinden Halil Paşa,
Zaganos Paşa ve Saruca Paşa tarafından yaptırılmış.
|
Yedikule
Zindanları'ndan önce suçluların hapsedildiği ve kimi zaman idam
edildiği yer Rumeli Hisarı’ymış. İlk zamanlarda içinde, Fatih
Sultan Mehmed tarafından vakfedilen bir cami de varmış. Ancak
günümüzde bu caminin sadece minare gövdesi duruyor. Avlusuna bir
açıkhava tiyatrosunun yaptırılması ise 1953 yılında
gerçekleşmiş.

Tarih
kitaplarında pek rağbet edilmeyen rivayetler de var hisara dair.
Evliya Çelebi'nin aktardığı bir rivayet şöyle... Sultan II.
Mehmed, İstanbul’u ele geçirmeye karar verdiğinde av tutkusunu
bahane ederek Bizans imparatorundan şimdiki Rumeli Hisarı'nın
olduğu yere bir av köşkü yaptırmak için müsaade istemiş,
imparator istenen izni vermiş ama bir koşulu varmış; av köşkü ve
bahçesi en çok bir öküzün derisi kadar yer kaplayacakmış. Fatih
bir öküz derisini incecik bir bıçakla sırım sırım kestirmiş,
sırımları birbirine ekletmiş ve bu suretle meydana gelen şeridin
çevreleyebileceği alana Rumeli Hisarı'nı kondurmuş.
|
 |
|
Tabii bu arada
fetih hazırlıklarını başlatmayı da ihmal etmemiş. Dedik ya
inanılacak hikaye değil. Zaten ne tesadüftür ki mitolojideki
Dido'nun Kartaca şehrini kurması hikayesini de fazlasıyla
andırıyor...
Rumeli Hisarı,
zamanla önemini
yitirdi. İçine ahşap evler yapıldı, böylelikle
konut bölgesi haline geldi.
1918'de bir ölçüde
onarılmıştır. 1953'te ise, içindeki bütün evler yıkılarak
büyük bir onarımdan geçmiştir. Bahçesi park olarak
düzenlenmiş, yalnız minaresi kalan ortadaki camiinin yeri,
arazinin eğiminden yararlanılarak açık hava tiyatrosuna
çevrilmiştir.
Akşam
olurken denizden hafif hafif esen meltem bizi kıyıya
çağırıyor. Hisar'la çoktan senli benli olduk... Vapur
düdükleri, şen insan sesleri, bardak tabak şıngırtıları
alacakaranlığa karışıyor. Geriye kalan, onca zaman, koca bir
on yıl buradan uzak kalmış olmanın hüznü. |
Hepsinden
çok da, güzel bir gün geçirmiş olmanın mutluluğu...
Kaynakça:
www.osmanlı700.gen.tr
Skylife / 11-2002
Yazar
: Gülenay Börekçi
Fotoğraf: İzzet Keribar
Garo Miloşyan
Önemli
düzeltme-desteklerinden ötürü Vicdan Erkır'a candan teşekkür
ederiz.
Denizce
|
|