e-mail
denizce@denizce.com
 






Orhan Erdenen
Abut Efendi
Ahmet Fethi Paşa
Ahmet Afif Paşa
Ahmet Necip Bey
Amucazade Yalısı
Burhanettin Efendi
Dolmabahçe Sarayı I
Dolmabahçe Sarayı II
Edip Efendi
Ethem Pertev
Fehime Sultan Yalısı
Hacı Feyzi Efendi
Hamidiye Cami
Halil Ethem Paşa
Hekim Başı Yalısı
Huber Yalısı
İtalyan Sefareti
Kadri Paşa Yalısı
Kıbrıslı Yalısı
Kızkulesi
Kont Ostrorog
Mediha Sultan S.
Rahmi Koç Yalısı
Rumelihisarı
Sait Halim Paşa
Serasker Rıza Paşa
Şerifler Yalısı
Zarif Mustafa Paşa
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler

       

  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Boğaziçi Yalıları    

 Rumeli Hisarı
 

 

"Rumeli Hisarı'na oturmuşum
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum
..."

Şair Orhan Veli "tarifsiz kederler içinde" yazdığı "İstanbul Türküsü" adlı şiirinde, hayatının bir dönemini, hatta kim bilir, belki de tamamını kaplayan derin yalnızlığı anlatıyor. Orta yeri sinema olan bir şehirde, ondan başka herkesin, konuşacak, dertleşecek bir dostu, koluna girip mahzunluğunu unutturacak bir sevdalısı vardır sanki... O ise, hepsinden daha yalnız bir adam olarak, Rumelihisarı'nın yükseklerinde bir yerde, mezarlıkların arasında, martılarla sohbet etmekte, içini onlara dökmektedir... Gelgelelim Rumelihisarı, hüzünden başka şeyleri de davet eder çoğu zaman. Sözgelişi, ilkgençliklerini 1980'li yıllarda yaşamış tüm bir kuşak için burası yalnızlığın değil tam aksi, özgür keşiflerin ve derin dostlukların mekanıydı. İlkbaharda Hisar'ın bademleriyle taze meyvelerinin, hele kirazıyla vişnesinin tadına doyum olmazdı. Bu semtle epey haşır neşir olan Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde "diyar-ı Acem'de bu kirazlara "gülnar-ı Rum" dendiğini ve "iki adet kirazın bir dövme riyal ağırlığında" geldiğini anlatır. 

Bizim güneşli ilkbahar sabahlarındaki küçük keşif gezilerimiz daima en iyi bildiğimiz, kendimizi bir bakıma 'evimizde' hissettiğimiz yerde, Ali Baba'nın kahvesinde son bulurdu. Orada şiir okunur, filmler konuşulur, siyaset tartışılır, kitaplar veya plaklar değiş-tokuş edilir, aşık olunur, çokça gülünür, ara sıra da güya ders çalışılırdı. Hisar'ı yıllar sonra yeniden gezmeye karar verdiğimde içimde kıskançlığa benzer belli belirsiz bir his vardı. Artık sadece benim, "bizim" değil, herkesin olmuştu. Ali Baba'nın kahvesi yoktu ve eskisi kadar dingin bir semt değildi. Yaz mevsimi boyunca surlarda süren konserler sayesinde ışıklı, şaşaalı, kalabalık bir yer haline gelmişti. Ama, işte gördüm ki üzülmeye hiç gerek yokmuş. Hisar hala aynı Hisar. Ali Baba'nın kahvesi yerine açılan Deniz Çay Bahçesi, kalbimizi kazanıp buzları eritti. Balık-ekmek gene çok lezzetli, gözlemeler ve sosisli sandviçler sahiden iştah açıcı...

 

Bir dönemin gençliğinin hatıralarında bu kadar kuvvetli bir yer edinmiş olan Rumelihisarı, Boğaziçi'nde Baltalimanı ile Bebek arasında kalan nev'i şahsına münhasır bir semt. Hem Bebek kadar gösterişli, parıltılı ve enerjik, hem de Baltalimanı kadar kuytu, sakin ve alçakgönüllü. Rumelihisarı biraz yeni, biraz eski. Biraz hareketli, biraz gizemli. Sahilde cıvıltılı ve coşkulu, ara sokaklarda durgun ve huzurlu.

Önde restore edilmiş yalılar, arka taraflarda renkleri koyulaşmış ahşap binalar var. Dar sokaklara saptığınızda eski İstanbul ruhunu sürdüren mahalle esnafı çıkıyor karşınıza. Boğaz'ı tepeden seyretmenize olanak sağlayan merdivenli sokaklar da Rumelihisarı'na has özelliklerden.

Bazı sokakların iki yanı da duvar ve onlar hepsinin içinde en sakin, en huzur verici olanlar, adeta bir "Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında" hissi veriyorlar insana. En ünlü mekanlardan biri, 18. yüzyılda inşa edilmiş olan Yılanlı Yalı. Taşıdığı ismin hikayesi enteresan: Vakti zamanında II. Mahmud kayıkla sahilden geçerken bu yalıyı görüp çok beğenmiş, hatta satın almak istemiş. Ancak kendisine nezaret edenlerden biri, yalının sahibini evinden ayırmayı doğru bulmamış, bu yüzden de alelacele bir yalan uydurup hünkara yalının yılanlarıyla nam saldığını anlatmış ve o gün bugün burası Yılanlı Yalı diye anılır olmuş.

Semt, Türklerin Rumeli yakasında ilk yerleştikleri, mezarlık yeri belirledikleri ve cami inşa ettikleri yöre; bu yüzden pek çok tarihi eser barındırıyor. Şüphesiz bunlar arasında en önemli olanı, Rumeli Hisarı. İstanbul'un Avrupa yakasında aynı adlı semtte bulunan, Bopazkesen Hisarı olarak bilinen kale.

 

Rumelihisarı boğazın en dar noktasında ve Anadolu Hisarı'nın tam karşısındadır. Hisar, 1452 yılında İstanbul'un fetih hazırlıkları sırasında Sultan II. Mehmed tarafından İstanbul Boğazı’nın kolaylıkla denetlenebilmesi amacıyla yaptırılmış. Kaynaklardan bir kısmı, bin usta ile iki bini aşkın işçinin gece gündüz çalışarak dört ayda tamamladığı Rumeli Hisarı’nın, Musliheddin adlı bir mimarın eseri olduğunu söylüyor. Ancak orijinal planı yaratan bizzat Fatih'miş. Planı kabaca dörtgen biçiminde, uzunluğu yaklaşık 250 m, eni ise 50-125 m arasında değişmektedir. Uzun kenarı itibariyle kıyıya paralel olarak uzanır. Surlar üzerindeki üç kuleyse, Fatih'in vezirlerinden Halil Paşa, Zaganos Paşa ve Saruca Paşa tarafından yaptırılmış.

Yedikule Zindanları'ndan önce suçluların hapsedildiği ve kimi zaman idam edildiği yer Rumeli Hisarı’ymış. İlk zamanlarda içinde, Fatih Sultan Mehmed tarafından vakfedilen bir cami de varmış. Ancak günümüzde bu caminin sadece minare gövdesi duruyor. Avlusuna bir açıkhava tiyatrosunun yaptırılması ise 1953 yılında gerçekleşmiş.

Tarih kitaplarında pek rağbet edilmeyen rivayetler de var hisara dair. Evliya Çelebi'nin aktardığı bir rivayet şöyle... Sultan II. Mehmed, İstanbul’u ele geçirmeye karar verdiğinde av tutkusunu bahane ederek Bizans imparatorundan şimdiki Rumeli Hisarı'nın olduğu yere bir av köşkü yaptırmak için müsaade istemiş, imparator istenen izni vermiş ama bir koşulu varmış; av köşkü ve bahçesi en çok bir öküzün derisi kadar yer kaplayacakmış. Fatih bir öküz derisini incecik bir bıçakla sırım sırım kestirmiş, sırımları birbirine ekletmiş ve bu suretle meydana gelen şeridin çevreleyebileceği alana Rumeli Hisarı'nı kondurmuş.

 

Tabii bu arada fetih hazırlıklarını başlatmayı da ihmal etmemiş. Dedik ya inanılacak hikaye değil. Zaten ne tesadüftür ki mitolojideki Dido'nun Kartaca şehrini kurması hikayesini de fazlasıyla andırıyor... 

Rumeli Hisarı, zamanla önemini yitirdi. İçine ahşap evler yapıldı, böylelikle konut bölgesi haline geldi.

1918'de bir ölçüde onarılmıştır. 1953'te ise, içindeki bütün evler yıkılarak büyük bir onarımdan geçmiştir. Bahçesi park olarak düzenlenmiş, yalnız minaresi kalan ortadaki camiinin yeri, arazinin eğiminden yararlanılarak açık hava tiyatrosuna çevrilmiştir.

Akşam olurken denizden hafif hafif esen meltem bizi kıyıya çağırıyor. Hisar'la çoktan senli benli olduk... Vapur düdükleri, şen insan sesleri, bardak tabak şıngırtıları alacakaranlığa karışıyor. Geriye kalan, onca zaman, koca bir on yıl buradan uzak kalmış olmanın hüznü.

Hepsinden çok da, güzel bir gün geçirmiş olmanın mutluluğu...

 

Kaynakça: www.osmanlı700.gen.tr
            

Skylife / 11-2002  

Yazar     : Gülenay Börekçi
Fotoğraf: İzzet Keribar

               Garo Miloşyan

 

Önemli düzeltme-desteklerinden ötürü Vicdan Erkır'a candan teşekkür ederiz.

Denizce