| |

Kol saatlerinin bir lüks olmaktan çıkıp herkesin koluna
yerleştiği günden itibaren iktidarını bu küçücük aksesuarlara
bırakan saat kuleleri, zamanla eski popülerliğini yitirse de, mimari
özellikleriyle, kent estetiğinin başta gelen unsurları arasında yer
alıyor.

Yeryüzüne ayak bastığı günden beri zamanı kontrol eden
insanoğlu, son yüzyıllarda giderek onun esiri oldu. İşler,
randevular, ulaşım tarifeleri gibi pek çok şey sürekli akıp giderken
'neyi, ne zaman, nasıl?' yapmamız gerektiğine karar verebilmek için
zamanı belirleme çabası içindeyiz. Bu nedenle, saatimiz olmadan ya
da saati bilmeden günlük hayatı sürdüremiyoruz. Artık vazgeçilmez
bir gereksinime dönüşen saat kavramı, zamanın peşinden koşarak
kendine ve doğaya yabancılaşan mekanik bir varlık haline getirdi
modern insanı. Kurulu düzenin koşturmacası içerisinde zamanın bize
değil, bizim zamana hükmetmemiz gerektiğini unutuyoruz çoğu kez.
Kentlerdeki
Medeniyet Simgesi
Saatlerin yaşamımızda önemli bir yer edinmeye başlaması,
tarihin sayfalarına nasıl yazıldı? Hangi yılda olduğunu bilmek
isteyen antik çağ insanının, günün hangi saatini yaşadığı bilgisine
pek ihtiyacı yoktu. İlk saatler yaklaşık beş bin yıl önce
Ortadoğu'da yapıldı. Mısır'da zamanı öğrenebilmek için dört köşeli,
kule biçiminde dikili taşlar kullanıldığını biliyoruz. İnsanlık
tarihinde güneş, kum, su ve sarkaçlı saatler olarak evrim geçiren
zaman biliciler, sonunda mekanik düzenekli saat olarak cepte, kolda
ve duvarlarda; şehirlerin meydanlarında yerlerini aldılar. Saat
kulelerinin ilk örnekleri, 13. yüzyıldan itibaren Avrupa kıtasındaki
kilise ve saraylarda görüldü. Ardından, Yeniçağ'ın başlamasıyla
birlikte, modern hayatı belirleyen teknolojinin önemli bir
göstergesi olarak saat kuleleri yaygınlaştı. Strasbourg
Katedrali'nin saat kulesi, dünyanın ilk saat kulesi olarak tarih
sayfalarındaki yerini aldı.

Ülkemizde saat kulelerinin görülmeye başlandığı tarih,
Osmanlı dönemine kadar uzanır. 16. yüzyılın sonlarında gündelik
hayata giren saat kuleleri, 18 ve 19. yüzyıllarda kent ve
kasabalarda giderek artan sayıda boy göstermeye başlar. Ülkenin her
yanına inşa edilmiş bu zarif yapılar, özellikle saatçiliğe meraklı
olan Sultan II.Abdülhamid devrinde yaygınlaşmış. Sultan, 1901
yılında tahta çıkışının yirmi beşinci yılını kutlamak amacıyla,
kendine bağlı sancak ve vilayetlerde saat kulelerinin yapımını
emreder. Böylelikle Anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi, o dönem
Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde kalan Balkanlar ve
Ortadoğu yerleşimlerinde de pek çok saat kulesi inşa edilir. Doç.
Dr. Hakkı Acun'un “Anadolu Saat Kuleleri” adlı çalışmasından
öğrendiğimize göre; zamana direnerek günümüze ulaşan 52, çeşitli
nedenlerle yok olan 20, cumhuriyet sonrası sınırlarımız dışında
kalan 72 adet olmak üzere toplam 144 anıtsal kule var. Sonradan
Cumhuriyet döneminde yapılmış olan 8 saat kulesi daha eklendi bu
sayıya.

Kültürel ve tarihi değerler arasında sayılan bu zaman
göstericiler, değişik mimari biçimleriyle görsel bir abide olarak
tasarlanmışlar. Barok, neo-klasik, ampir ve oryantal gibi tarzlarda
inşa edilen bu görkemli yapılar, silindirik, çokgen, dörtgen,
yukarıya doğru daralan, iç içe geçmiş prizmalar şeklindeki gövde
tasarımlarıyla da birbirlerinden farklı görüntüler çizer. Kimi
oldukça sade tasarlanmışken, kimi de tüm süslerini takınıp mağrur
bir edayla çıkar karşımıza. Bazılarının üzerinde II. Abdülhamid'in
tuğrasına, bazılarının kapı ve duvarlarında ise değişik konular
hakkındaki kitabelere rastlanır. Kulelerin yapımını sadece II.
Abdülhamid'in fermanına bağlamak eksik olur. Saat kuleleri aynı
zamanda Osmanlı'nın içine girdiği batılılaşma sürecini de temsil
etmekteydi. Tanzimat Fermanı'ndan sonra her alanda görülen,
özellikle kamu yapılarında yaygınlaşan modernleşme girişiminin bir
sembolüydü kuleler. Osmanlı Müslüman toplumunun ezana endeksli zaman
ölçümünden daha standart ve detaylı bir zaman ölçümüne geçmesine
olanak tanıyarak, modernleşme sürecine ivme kattılar.
Zamana Direnen
Zaman Göstericeler
Çoğu, meydanlara ve yüksek yerlere, kısaca yerleşimlerin
merkezlerine konumlandıkları için her yerden görülebilir. Kimimiz
onun altında randevu verir, kimimiz adres tarifinde yararlanır,
kimimiz ise önünde hatıra fotoğrafı çektiririz. Saat kulelerinin
bazıları, zamanı göstermenin yanı sıra yangın gözetleme kulesi ve
meteorolojik olayların ölçüm istasyonu olarak da kullanılmış.
Altlarındaki sebiller susayanlara hayat vermiş, sisli havalarda ise
onun yol gösterici ışığından faydalanmış insanlar yıllar boyunca.

Saat kulelerine bulundukları yer itibariyle bakarsak;
meydanlarda, tepelerde veya bir yapının üzerindeki kuleler olmak
üzere üç değişik gruba ayırabiliriz. Her biri kültürel anıt
niteliğinde olan saat kulelerine en fazla, belki de dönemin başkenti
olma sıfatından dolayı İstanbul'da rastlıyoruz. Bulundukları
yerleşimlerin izlerini taşıyan bu abideler, birbirlerine oldukça
yakın konumlanmış. Sirkeci Garı, Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi,
Tophane, Dolmabahçe, Yıldız Sarayı ve Şişli Etfal'de bulunan saat
kuleleri, eski kentin anılarıyla birlikte yaşar hâlâ. Bunlara,
sonradan yapılan Büyükada ve Boğaziçi Üniversitesi'ndeki saat
kulelerini de eklemek gerekir. İzmir, Kocaeli, Dolmabahçe, Yıldız ve
Tophane'deki saat kuleleri, dış görünümlerindeki olağanüstü mimari
motiflerle, benzerleri arasından sıyrılan estetiğiyle öne çıkar.
Gökyüzüne uzanan bu yapıların en yüksekleri 33 metrelik Bursa ve 32
metrelik Adana saat kuleleridir. Gerede ve Mudurnu saat kuleleri ise
ahşap gövdeleriyle diğerlerinden ayrılır.

Adana, Antalya, Erzurum ve
Gümüşhacıköy gibi kuleler bir yapının üzerinde yükselenlere;
Bilecik, Göynük, Kastamonu, Mudurnu ve Sivrihisar ise tepelere
konumlanan kulelere en iyi örnekleri teşkil eder. Bu görkemli
yapıların son örnekleri ise, Cumhuriyet döneminde yapılan Alaca,
Boyabat, Çerikli, Gaziantep, Gerze, Karabük, Şefaatli ve Yerköy saat
kuleleridir. Tüm bu saydıklarımıza Osmanlı döneminde yapılıp şimdi
sınırlarımız dışında kalan Şam, Podgorica, Herceg Novi ve Saraybosna
saat kulelerini de eklemek gerekir elbette.

Kulelerin hemen hepsi yapı olarak eski olmasına karşın,
saatleri zaman içerisinde yenilenmiş. Ezani saat sistemi, 1926
yılında Miladî yıl ve Alafranga saat uygulamasının kabul
edilmesinden hemen sonra değiştirilmiş; 1928 Harf Devrimi'nin
ardından saat kadranlarındaki Arapça rakamlar kaldırılmış.
Meydanlarda, tepelerde ve bir yapının üzerinde yer alan kulelerin
büyük bir kısmı, işlevini hâlâ sürdürüyor günümüzde. Ama bir kısmı
da, ilgisizlik ve bakımsızlık nedeniyle terk edilmişliğin hüznünü
yaşıyor ne yazık ki.

Saatlerin yalnız zamana değil kendilerine ait bir dilleri de
var. Zamanın ölçü birimi saatler, güneş saatiyle başlayan serüvenine
devam ediyor yüzyıllardır. Süreç içerisinde mekanikten dijitale
çeşitli evrelerden geçen saatler, giderek teknolojik tasarım
ürünlerine dönüşüyor. Devasa cüsseleriyle saat kuleleriyse, artık
belirledikleri zamana yenik düşüyorlar sessizce. Şimdi, yitik
zamanın içinde kaybolan bu anıtları restore edip tarihi eser statüsü
kazandırarak koruma zamanı.
Kaynakça:
SkyLife - Aralık 2008
|
|