e-mail
denizce@denizce.com
 





AB Hotel
Acarlar Gölü
Agva
Amasya
Antalya Şel.
Antarktika
Assos
Borçka - Şavşat
Bordeaux
Bozcaada
Burgazada
Cezayir
Costa Farilya
Çağlayanlar
Çamaltı Tuzlası
Çığlıkara
Dalış Turları
. Avustralya
. Endonezya-Papua
. Endonezya-Walea
. Galapagos
. Honduras
. Komodo
. Maldivler
. Meksika
. Mikronezya
. Tayland
Düden
Dünyanın Renkleri
. Mali
. Myanmar
. Sicilya
. Toskana
Erciyes
Galata Kulesi
Galata Mevlev.I
Garipçe
Galata Mevlev.II
Gölyazı
Halfeti'den Hasankeyf'e
Ilgaz
Jeoparklar
Kaklık Mağarası
Kapıdağ Y.
Karaköy
Kastamonu
Kızıldeniz
Konya
Korfu Adası
Kumluca
Kuzguncuk
Loire Vadisi
Marmara Adası
Mersin
Mısır'ın Gizemi
Nice
Özbekistan-Darvaz
Palamutbükü-I
Palamutbükü-II
Piramitler
Prag
Prens Adaları
Rio
Sanaa
Santorini
Santorini
Sao Paulo
Sarıkamış
Sinop
Sultanahmet
Turkuaz Ada
Türkiye Kumsalları
Urla
Van
Yeditepe Nerede?
Yenice
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Gezelim Görelim  

  Unutulmuş Bir Dağ Kenti Sagalassos                                                               Emel Yenigelen

 

 

Unutulmuş Bir Dağ Kenti Sagalassos

Roma İmparatorluğu döneminde, Pisidia bölgesinin en önemli ve zengin kenti olan Sagalassos, yıllardır yürütülen kazı çalışmalarıyla eski görkemine kavuşturulmaya çalışılıyor.

Burdur’un Ağlasun ilçesine 7 km, Antalya’ya yaklaşık 110 km. uzaklıkta bulunan kent, 1450-1700 metre arası bir yükseklikte kurulmuş. Kuzeyde ve doğuda heybetli Akdağ (2271 m) ile çevrelenirken, güneyde ise Ağlasun ilçesinin verimli topraklarına tepeden bakıyor.

Sagalassos’un bağlı olduğu antik Pisidia bölgesinin sınırları günümüzde tam olarak bilinmese de, aşağı yukarı Göller Bölgesi ve Antalya’nın kuzeyindeki dağları kapsayan bir alanda yer alıyor. Burası batıda ve kuzeyde Frigya, doğuda İsaura, güneyde Likya ve Pamphylia ile çevrili dağlık bir bölge. Bölgeyi oluşturan kentler kesin bir liste olmamakla beraber; Selge, Sagalassos, Pednelissos, Adada, Tymbriada, Kremna, Pityassos, Amblada, Anabura, Sinda, Arrassos (Ariassos), Tarbassos, Termessos’tur. Yerleşimlerin ortalama yüksekliği 1000 metreden fazladır. Civardaki kalker yükseltilerde ve etrafı tepelerle çevrili düzlüklerde yer alan göller, (Eğirdir, Beyşehir, Burdur, Suğla..vs.) buranın iklimini önemli ölçüde etkileyerek çok zengin bir bitki örtüsünün oluşmasına imkan vermiştir. Bölge, bu yüzden çok eski çağlardan önemli bir yerleşim alanı olmuştur. Yapılan araştırmalara göre, Pisidia bölgesindeki en eski yerleşim izleri M.Ö. 35000 yılına kadar giden Üst Paleolitik evreye aittir.  

 

Kentin Yeniden Keşfi ve Tarihi

Sagalassos antik kenti, ilk olarak 1706 yılında Fransız gezgin Paul Lucas tarafından bulunmuş ancak kentin adının Sagalassos olduğunun anlaşılması için neredeyse yüz yıldan fazla bir zaman geçmesi gerekmiş. 1824’te yazıtlardan birinde kentin isminin bulunmasıyla burasının Batı Torosların en önemli yerleşim yerlerinden biri olduğu anlaşılmış. Bölgenin araştırılması, aralarında Belçika Leuven Katolik Üniversitesi’nden Marc Waelkens’in de bulunduğu İngiliz-Belçikalı bir ekibin ilk kez 1985’te buraya gelmesiyle başlamış. Kazı çalışmalarına, tam olarak bu yüzey araştırmasından dört yıl sonra, 1990’da, aynı ekip tarafından start verilmiş. Bu tarihten beri Sagalassos antik kentinde çalışmalar çeşitli bilim dallarından uzmanlarla sürdürülüyor. Arkeologların yanı sıra mimar, mühendis, restoratör, peyzaj mimarı, jeolog, jeomorfolog, zirai toprak mühendisleri gibi birçok disiplinden oluşan bu geniş ekibin çalışmaları sayesinde, geçen yirmi yılda kentin önemli bir bölümü gün ışığına kavuşturulmuş durumda.  

Prof.Dr. Waelkens ve ekibinin araştırmalarına göre Sagalassos’taki ilk avcı/toplayıcı insanlara ait izler, 12.000 yıl öncesine ait. M.Ö 8,000’lerde çiftçiler Burdur Gölü çevresine yerleşip tarım faaliyetlerine başlamışlar. Bronz Çağı’nda bu bölgede bazı yerler işgal edilip yönetim altına girse de, Sagalassos bunun dışında kalmış. Pisidia bölgesine ilk yoğun yerleşimin ise M.Ö. 3 bin yıllarında olduğu sanılıyor. Frikya ve Lidyalılar’ın kültürel etkisi altında kalan Sagalassos, bölgede önemli bir merkez haline gelmiş. Pers döneminde, Pisidia halkı savaşçı ve başkaldıran karakteriyle tanınmış.  M.Ö 333 yılında, Büyük İskender’in Pers hükümdarlığını yok etme planları doğrultusunda Pisidia’ya saldırmasıyla bölge çok kanlı bir savaşa tanık olmuş. Büyük İskender ciddi bir direnişle karşılaşsa da sonunda Pisidia’yı yönetimine geçirmiş.

Sagalassos, Helenistik dönemde (M.Ö. 333-25) Pisidia bölgesinin en önemli ikinci kenti haline gelmiş. M.Ö. 25’te egemenliğin Roma İmparatorluğu’na geçmesiyle kentin gücü daha da artmış. Verimli topraklarında yetiştirilen tahıl ve zeytin gibi ürünlerin yanında, bölgedeki kaliteli kilden tabak, çanak gibi sofra malzemeleri yapılıp başka kentlere satılmış. İhracata dayalı üretimin yapıldığı kentte, el sanatları da yüksek kaliteye ulaşmış. Roma İmparatorluğu yönetimi altında ticareti canlanan ve daha da gelişen Sagalassos, bu dönemde Pisidia bölgesinin birinci kenti statüsüne yükselmiş. Bu dönemlerde mimari olarak da en ihtişamlı zamanlarını yaşayan kentte, büyük, heybetli binalar inşa edilmiş. Kentin sıkıntılı dönemlere girmesi M.S. 400 civarında başlıyor. Bu dönemde Isaura ve bazı dağlık kabilelerin saldırılarından şehri korumaya çalışmışlar ve bir şekilde yine güçlerini korusalar da, M.S. 518 yılında yaşanan deprem kenti alt üst etmiş. Kentteki pek çok önemli yapı yıkılmış. Ancak kent için asıl çöküşünün ardında M.S. 541-542 yıllarında yaşanan veba salgını yatıyor. Halkın yarısının yok olduğu, bir kısmının ise başka yerlere göç etmek zorunda kaldığı salgından sağ kalanlar, M.S. 7. yy ortalarında yaşanan bir başka büyük depreme ve Araplar’ın Anadolu’ya yaptıkları ilk saldırılara dayanamayarak kenti terk etmek zorunda kalmıştır. Zaman içinde yaşanan büyük bir toprak kayması sonucunda da kent tamamen toprak altında kalmıştır.

 

 

Arkeolojik Kazı Çalışmaları

İleriki dönemlerde, toprak altında kaldığı için kentin hiç yağmalanmaması, Sagalassos’un günümüzde en iyi korunmuş antik kentlerden biri olmasını sağlamış. Ayrıca yerleşimin dağlık arazide ve yüksek rakımda olması nedeniyle büyük hacimli taşlar başka bir yere taşınamamış. Bu kadar bakir kalmış bir bölgede kazı çalışmalarına başlamak, kuşkusuz Prof.Dr. Waelkens için de son derece heyecan vericiydi. Doğanın bir şekilde koruduğu bu antik kentte yekpare, bozulmamış parçalar bulunmaya devam ediliyor. Yapılan kazılarda Roma imparatorlarından Marcus Aurelius’un dev mermer heykeli geçen yıl bulundu. M.S. 161-180 yılları arasında Roma’yı yöneten Aurelius, birbiri ardına tahta oturan “Beş İyi İmparator”dan sonuncusu sayılıyor. Bulunan pek çok heykel arasında ayrıca İmparatoriçe Faustina’nın baş heykeli, British Museum’da düzenlenen “Hadrian” sergisinin önemli parçası olan İmparator Hadrian’ın mermer baş heykeli, Tanrı Dionisos’un da iki büyük heykeli bulunuyor.

Prof.Dr. Waelkens’in belirttiğine göre; Sagalassos’ta kazı çalışmalarına ilk başlandığı zamanlarda kentle ilgili bilinen tek şey, Büyük İskender’e karşı direnen tek yerleşim olduğu ve M.Ö. 188 yılında Roma konseyine meydan okuduğuydu. 20 yıl süren kazı çalışmalarının ardından 1200 kilometrekarelik alana yayılmış olan bu kentin, yaşadığı iklim değişiklikleri, toprak kullanımı, tarihsel dönemleri, toprak paylaşımı, burada hangi ailelerin yaşadığı ve hangi binaları inşa ettirdikleri biliniyor artık. Bugüne kadar yapılan kazılarda ortaya çıkarılan kentin önemli yapılarından bazıları; Heroon (Onursal Anıt- yaklaşık olarak M.S.

0-14 yıllarında inşa edildiği sanılıyor), Bouleuterion (Konsey Binası - yaklaşık olarak M.Ö. 100 yılında inşa edilmiş), Antoninler Çeşmesi (M.S. 161-180), Zeus Tapınağı (M.Ö. 25-0), yukarı ve aşağı agoralar (M.Ö. 3. yy), Dört Onursal Sütun (Augustus döneminde agoranın yeniden düzenlenmesini yaptırmış olan ailenin bireyleri için agoranın dört köşesine dikilmiş yüksek sütunlar), Dor Tapınağı (M.Ö. 1. yy), Roma Hamamı (M.S. 2.yy), 9 bin kişilik tiyatro (M.S. 2. yy), Neon Kütüphanesi (M.S. 2. yy), Geç Hellenistik Çeşme (M.Ö. 2.yy).

Kazıların ilk başladığı 1990 yılında bulunan Neon Kütüphanesi ve Geç Hellenistik Çeşme’nin parçaları çok iyi durumda ele geçirildiğinden, hemen restorasyon çalışmalarına başlanmış. 1997 yılında her iki yapı da ayağa kaldırılmış. 1997’den sonra çalışmalar daha çok Yukarı Agora bölgesine kaymış. Augustus döneminde büyütülüp, genişletilmiş olan bu siyasi nitelikli meydanda, muhteşem motiflerle süslenmiş Antoninler Çeşmesi önemli yapılar arasında. 10 yıllık bir çalışmanın ardından çeşme bütün görkemiyle ortaya çıkmış durumda. Üzerindeki dans eden kız motifleriyle süslenmiş Heroon da, bir başka dikkat çekici eser.

Sagalassos, başta Prof. Dr. Marc Waelkens ve ekibi olmak üzere, Kültür Bakanlığı ve pek çok özel kuruluşun verdiği destekle, toprak altında yüzyıllardır süren uykusundan kaldırılıyor. Daha uzun yıllar çalışmaların devam edeceği bu antik kentte, emeği geçen herkesin tıpkı Sagalassoslular gibi yüzyıllar sonra da hatırlanmasını diliyoruz.

   Kaynakça:
   SkyLife
- Mayıs 2009

Yazı: Emel Yenigelen    
Foto: Öztürk Kayıkçı 
    


Emel Yenigelen ve
Öztürk Kayıkçı
'ya teşekkürlerimizle

Denizce

24.06.2009