| |

Unutulmuş Bir Dağ Kenti Sagalassos
Roma İmparatorluğu döneminde, Pisidia bölgesinin en önemli ve
zengin kenti olan Sagalassos, yıllardır yürütülen kazı
çalışmalarıyla eski görkemine kavuşturulmaya çalışılıyor.
Burdur’un Ağlasun ilçesine 7 km, Antalya’ya yaklaşık 110 km.
uzaklıkta bulunan kent, 1450-1700 metre arası bir yükseklikte
kurulmuş. Kuzeyde ve doğuda heybetli Akdağ (2271 m) ile
çevrelenirken, güneyde ise Ağlasun ilçesinin verimli
topraklarına tepeden bakıyor.

Sagalassos’un bağlı olduğu antik Pisidia bölgesinin sınırları
günümüzde tam olarak bilinmese de, aşağı yukarı Göller Bölgesi
ve Antalya’nın kuzeyindeki dağları kapsayan bir alanda yer
alıyor. Burası batıda ve kuzeyde Frigya, doğuda İsaura, güneyde
Likya ve Pamphylia ile çevrili dağlık bir bölge. Bölgeyi
oluşturan kentler kesin bir liste olmamakla beraber; Selge,
Sagalassos, Pednelissos, Adada, Tymbriada, Kremna, Pityassos,
Amblada, Anabura, Sinda, Arrassos (Ariassos), Tarbassos,
Termessos’tur. Yerleşimlerin ortalama yüksekliği 1000 metreden
fazladır. Civardaki kalker yükseltilerde ve etrafı tepelerle
çevrili düzlüklerde yer alan göller, (Eğirdir, Beyşehir, Burdur,
Suğla..vs.) buranın iklimini önemli ölçüde etkileyerek çok
zengin bir bitki örtüsünün oluşmasına imkan vermiştir. Bölge, bu
yüzden çok eski çağlardan önemli bir yerleşim alanı olmuştur.
Yapılan araştırmalara göre, Pisidia bölgesindeki en eski
yerleşim izleri M.Ö. 35000 yılına kadar giden Üst Paleolitik
evreye aittir.
Kentin Yeniden
Keşfi ve Tarihi
Sagalassos antik kenti, ilk olarak 1706 yılında Fransız
gezgin Paul Lucas tarafından bulunmuş ancak kentin adının
Sagalassos olduğunun anlaşılması için neredeyse yüz yıldan fazla
bir zaman geçmesi gerekmiş. 1824’te yazıtlardan birinde kentin
isminin bulunmasıyla burasının Batı Torosların en önemli
yerleşim yerlerinden biri olduğu anlaşılmış. Bölgenin
araştırılması, aralarında Belçika Leuven Katolik
Üniversitesi’nden Marc Waelkens’in de bulunduğu
İngiliz-Belçikalı bir ekibin ilk kez 1985’te buraya gelmesiyle
başlamış. Kazı çalışmalarına, tam olarak bu yüzey
araştırmasından dört yıl sonra, 1990’da, aynı ekip tarafından
start verilmiş. Bu tarihten beri Sagalassos antik kentinde
çalışmalar çeşitli bilim dallarından uzmanlarla sürdürülüyor.
Arkeologların yanı sıra mimar, mühendis, restoratör, peyzaj
mimarı, jeolog, jeomorfolog, zirai toprak mühendisleri gibi
birçok disiplinden oluşan bu geniş ekibin çalışmaları sayesinde,
geçen yirmi yılda kentin önemli bir bölümü gün ışığına
kavuşturulmuş durumda.

Prof.Dr. Waelkens ve ekibinin araştırmalarına göre
Sagalassos’taki ilk avcı/toplayıcı insanlara ait izler, 12.000
yıl öncesine ait. M.Ö 8,000’lerde çiftçiler Burdur Gölü
çevresine yerleşip tarım faaliyetlerine başlamışlar. Bronz
Çağı’nda bu bölgede bazı yerler işgal edilip yönetim altına
girse de, Sagalassos bunun dışında kalmış. Pisidia bölgesine ilk
yoğun yerleşimin ise M.Ö. 3 bin yıllarında olduğu sanılıyor.
Frikya ve Lidyalılar’ın kültürel etkisi altında kalan
Sagalassos, bölgede önemli bir merkez haline gelmiş. Pers
döneminde, Pisidia halkı savaşçı ve başkaldıran karakteriyle
tanınmış. M.Ö 333 yılında, Büyük İskender’in Pers
hükümdarlığını yok etme planları doğrultusunda Pisidia’ya
saldırmasıyla bölge çok kanlı bir savaşa tanık olmuş. Büyük
İskender ciddi bir direnişle karşılaşsa da sonunda Pisidia’yı
yönetimine geçirmiş.

Sagalassos, Helenistik dönemde (M.Ö. 333-25) Pisidia
bölgesinin en önemli ikinci kenti haline gelmiş. M.Ö. 25’te
egemenliğin Roma İmparatorluğu’na geçmesiyle kentin gücü daha da
artmış. Verimli topraklarında yetiştirilen tahıl ve zeytin gibi
ürünlerin yanında, bölgedeki kaliteli kilden tabak, çanak gibi
sofra malzemeleri yapılıp başka kentlere satılmış. İhracata
dayalı üretimin yapıldığı kentte, el sanatları da yüksek
kaliteye ulaşmış. Roma İmparatorluğu yönetimi altında ticareti
canlanan ve daha da gelişen Sagalassos, bu dönemde Pisidia
bölgesinin birinci kenti statüsüne yükselmiş. Bu dönemlerde
mimari olarak da en ihtişamlı zamanlarını yaşayan kentte, büyük,
heybetli binalar inşa edilmiş. Kentin sıkıntılı dönemlere
girmesi M.S. 400 civarında başlıyor. Bu dönemde Isaura ve bazı
dağlık kabilelerin saldırılarından şehri korumaya çalışmışlar ve
bir şekilde yine güçlerini korusalar da, M.S. 518 yılında
yaşanan deprem kenti alt üst etmiş. Kentteki pek çok önemli yapı
yıkılmış. Ancak kent için asıl çöküşünün ardında M.S. 541-542
yıllarında yaşanan veba salgını yatıyor. Halkın yarısının yok
olduğu, bir kısmının ise başka yerlere göç etmek zorunda kaldığı
salgından sağ kalanlar, M.S. 7. yy ortalarında yaşanan bir başka
büyük depreme ve Araplar’ın Anadolu’ya yaptıkları ilk
saldırılara dayanamayarak kenti terk etmek zorunda kalmıştır.
Zaman içinde yaşanan büyük bir toprak kayması sonucunda da kent
tamamen toprak altında kalmıştır.
Arkeolojik Kazı
Çalışmaları
İleriki dönemlerde, toprak altında kaldığı için kentin hiç
yağmalanmaması, Sagalassos’un günümüzde en iyi korunmuş antik
kentlerden biri olmasını sağlamış. Ayrıca yerleşimin dağlık
arazide ve yüksek rakımda olması nedeniyle büyük hacimli taşlar
başka bir yere taşınamamış. Bu kadar bakir kalmış bir bölgede
kazı çalışmalarına başlamak, kuşkusuz Prof.Dr. Waelkens için de
son derece heyecan vericiydi. Doğanın bir şekilde koruduğu bu
antik kentte yekpare, bozulmamış parçalar bulunmaya devam
ediliyor. Yapılan kazılarda Roma imparatorlarından Marcus
Aurelius’un dev mermer heykeli geçen yıl bulundu. M.S. 161-180
yılları arasında Roma’yı yöneten Aurelius, birbiri ardına tahta
oturan “Beş İyi İmparator”dan sonuncusu sayılıyor. Bulunan pek
çok heykel arasında ayrıca İmparatoriçe Faustina’nın baş
heykeli, British Museum’da düzenlenen “Hadrian” sergisinin
önemli parçası olan İmparator Hadrian’ın mermer baş heykeli,
Tanrı Dionisos’un da iki büyük heykeli bulunuyor.

Prof.Dr. Waelkens’in belirttiğine göre; Sagalassos’ta kazı
çalışmalarına ilk başlandığı zamanlarda kentle ilgili bilinen
tek şey, Büyük İskender’e karşı direnen tek yerleşim olduğu ve
M.Ö. 188 yılında Roma konseyine meydan okuduğuydu. 20 yıl süren
kazı çalışmalarının ardından 1200 kilometrekarelik alana
yayılmış olan bu kentin, yaşadığı iklim değişiklikleri, toprak
kullanımı, tarihsel dönemleri, toprak paylaşımı, burada hangi
ailelerin yaşadığı ve hangi binaları inşa ettirdikleri biliniyor
artık. Bugüne kadar yapılan kazılarda ortaya çıkarılan kentin
önemli yapılarından bazıları; Heroon (Onursal Anıt- yaklaşık
olarak M.S.

0-14 yıllarında inşa edildiği sanılıyor), Bouleuterion
(Konsey Binası - yaklaşık olarak M.Ö. 100 yılında inşa edilmiş),
Antoninler Çeşmesi (M.S. 161-180), Zeus Tapınağı (M.Ö. 25-0),
yukarı ve aşağı agoralar (M.Ö. 3. yy), Dört Onursal Sütun
(Augustus döneminde agoranın yeniden düzenlenmesini yaptırmış
olan ailenin bireyleri için agoranın dört köşesine dikilmiş
yüksek sütunlar), Dor Tapınağı (M.Ö. 1. yy), Roma Hamamı (M.S.
2.yy), 9 bin kişilik tiyatro (M.S. 2. yy), Neon Kütüphanesi
(M.S. 2. yy), Geç Hellenistik Çeşme (M.Ö. 2.yy).
Kazıların ilk başladığı 1990 yılında bulunan Neon Kütüphanesi
ve Geç Hellenistik Çeşme’nin parçaları çok iyi durumda ele
geçirildiğinden, hemen restorasyon çalışmalarına başlanmış. 1997
yılında her iki yapı da ayağa kaldırılmış. 1997’den sonra
çalışmalar daha çok Yukarı Agora bölgesine kaymış. Augustus
döneminde büyütülüp, genişletilmiş olan bu siyasi nitelikli
meydanda, muhteşem motiflerle süslenmiş Antoninler Çeşmesi
önemli yapılar arasında. 10 yıllık bir çalışmanın ardından çeşme
bütün görkemiyle ortaya çıkmış durumda. Üzerindeki dans eden kız
motifleriyle süslenmiş Heroon da, bir başka dikkat çekici eser.

Sagalassos, başta Prof. Dr. Marc Waelkens ve ekibi olmak
üzere, Kültür Bakanlığı ve pek çok özel kuruluşun verdiği
destekle, toprak altında yüzyıllardır süren uykusundan
kaldırılıyor. Daha uzun yıllar çalışmaların devam edeceği bu
antik kentte, emeği geçen herkesin tıpkı Sagalassoslular gibi
yüzyıllar sonra da hatırlanmasını diliyoruz.
Kaynakça:
SkyLife - Mayıs 2009
Yazı: Emel Yenigelen
Foto: Öztürk Kayıkçı
Emel Yenigelen ve
Öztürk Kayıkçı'ya teşekkürlerimizle
Denizce

24.06.2009
|
|