Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

Dost Köşesi       

  Sahip Akosman  / Merak Ettiğim Konular
 

Sahip Akosman'ın derlemiş olduğu
"Merak Ettiğim Konularla İlgili Sorular ve Bulabildiğim Yanıtları"
isimli iki ciltlik eserinden birinci cildi maalesef tükenmiştir. Bu köşede, özellikle birinci cildinden örnekler vererek hem keyifli bir birlikteliği, hem de tatlı bir baskı oluşturarak kitabın tekrar basımını amaçladık.
Kitapların başındaki alfabetik dizin, merak edilenin bulunabilmesi için büyük kolaylık.
Örnekleri zamana yayılı biçimde aktaracağımızdan, yayınlanma tarihini belirterek izleyenlere kolaylık sağlayacağımızı düşündük.

                                                                                          Denizce
                                                                            

                                                                                                                        25.01.2002

 
21.06.2007

Fil, su içmek için hortumunu suyla doldurup sonra içine mi çeker?

 

Su içmek isteyen fil, evvela hortumunu suyla doldurur, sonra ucunu ağzına getirip doldurduğu suyu ağzına boşaltarak suyu midesine havale eder. Filin hortumu onun burnudur. Eğer hortumuna doldurduğu suyu içine çekerse, su midesine değil ciğerlerine dolacağından, ölümüne dahi sebep olabilir. Eğer fil, böyle bir kazaya maruz kalmazsa, 60 yaşına kadar yaşayabilir.

Fillerin fareden korktuğu rivayettir, aslı yoktur. Biz, nasıl ayağımızın civarında bulunan karıncanın varlığını fark edemezsek, fil de, boyutlarına kıyasla karıncadan daha büyük olmayan farenin varlığından bi haberdir.

 

 

İspanyolların bravo anlamında bağırdıkları "Ole!" sözcüğünün menşei nedir?

 

Emevilerin Afrika Genel Valisi Musa bin Nusayr, 710 yılında İspanya'da hüküm süren Vizigot Krallığının* içine düştüğü çekişmelerden cesaret alarak, Emevi kumandanlarından Tarık bin Ziyad'a, çoğu Berberi'lerden oluşan yedibin kişilik ordusuyla, İspanya'yı fethetme görevini vermişti. Tarık, 711 yılında, Kont Julien tarafından sağlanan gemilerle, bugün kendi adını taşıyan dağlık bölgeye (Cebeli Tarık / Gibraltar) çıktı ve askerlerin geriye dönüş ümidini kırmak için de, bütün gemileri yaktırdı.

Neredeyse İspanya'nın tamamını işgal eden ve böylece 600 yıldan fazla süren Arap egemenliğini başlatan Tarık, beraberinde getirdiği Arap dilini, kültürünü ve İslam dinini bu topraklarda yaymaya başladı.

İşte bu meyanda, günümüz İspanyolca'sında sık sık kullanılan "Bravo, Aferin, Yaşa" anlamındaki dünyaca ünlü haykırış "Ole" kelimesi de, "Allah" kelimesinden devşirilerek İspanyolca lisanına yerleşti.

* Germen halk topluluğunun iki kolundan biri Ostrogotlar diğeri de Vizigotlar'dır. Vizigotlar 5-8'nci yüzyıllar arasında İspanya'da egemen olmuşlardır. Toledo şehri başkentleriydi.

 

 

Yabancı dillerin çoğunda "Influenza" olarak bilinen gribal enfeksiyon'a, neden bu isim verilmiştir?

 

Rahmetli Prof. Dr. Bedii Gorbon, 1980'lerde İstanbul Rotary kulübünde yaptığı ve ilgiyle dinlenen konuşmasında şöyle demişti:

"Bu kelime, Arapça iki kelimeden oluşmaktadır. "Enf", buruna çekilen "enfiye" kelimesinde olduğu gibi, burun demektir. "Enze" ise, keçi demektir. Böylelikle, bu bileşik kelime "enf-ül-enze", keçinin burnu demektir.

Soğuk algınlığı hastalığına yakalananların burunları, keçinin burnu gibi ıslak ve sürekli akar olduğundan, Arapça konuşulan Kuzey Afrika ülkelerinde “enf-ül-enze”, grip hastalığına verilen ad olmuştur. Büyük bir ihtimalle, Kuzey Afrika’dan göç eden Araplar’la İspanya’ya, oradan da Avrupa’nın içlerine kadar yayılmış ve sonunda, grip hastalığının adı olarak tıp diline mal edilmiştir.