Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

Dost Köşesi       

  Sahip Akosman  / Merak Ettiğim Konular
 

Sahip Akosman'ın derlemiş olduğu
"Merak Ettiğim Konularla İlgili Sorular ve Bulabildiğim Yanıtları"
isimli iki ciltlik eserinden birinci cildi maalesef tükenmiştir. Bu köşede, özellikle birinci cildinden örnekler vererek hem keyifli bir birlikteliği, hem de tatlı bir baskı oluşturarak kitabın tekrar basımını amaçladık.
Kitapların başındaki alfabetik dizin, merak edilenin bulunabilmesi için büyük kolaylık.
Örnekleri zamana yayılı biçimde aktaracağımızdan, yayınlanma tarihini belirterek izleyenlere kolaylık sağlayacağımızı düşündük.

                                                                                          Denizce
                                                                            

                                                                                                                        25.01.2002

 
21.07.2006

Lazlar. Bu çalışkan ve zeki insanlara neden Laz denir? Nereden ve ne zaman gelip Doğu Karadeniz bölgesine yerleştiler?

 

Lazlar, daha doğrusu Laz kökenli Türkler, Osmanlı döneminde Lazistan olarak bilinen, Karadeniz'in güneydoğu kıyısındaki bölgede yaşamış olan Güney Kafkasya halklarındandır. Lazlar 2'nci yüzyılda, diğer kafkas halklarından olan Çerkezlerin baskısıyla güneye doğru göç etmek zorunda kalmışlar ve Karadeniz'in doğu kıyılarına yerleşmişlerdir. Laz adı ilk kez Hıristiyanlığın ortaya çıkmasından sonra kullanılmıştır. Lazların bu adı, bilinen en eski yerleşim merkezi olan Lazika'dan aldıkları tahmin edilmektedir. Lazika büyük olasılıkla, birçok kabilenin oluşturduğu bir topluluğun en güçlü üyesinin adıydı.

Lazlar, 1461'de Fatih Sultan Mehmed Trabzon'u ele geçirdiğinde Müslümanlığı tanıdılar ve o günlerde, Sünnilik'ten sonra en yaygın mezhep olan Hanefi Mezhebi'ni, benimsediler. Bugün Türkiye'nin diğer bölgelerinde yaşayanlar, "Laz" sözcüğünü, genellikle Karadeniz'in doğusunda yaşayan insanların tümü için kullanırlar. Kendilerini Laz olarak adlandıran ve Lazca konuşan az sayıdaki bu vatandaşlarımız, daha çok Hopa ve Pazar ilçelerinde yaşamaktalar. Bugün Karadeniz'in ve Anadolu'nun muhtelif illerinde yaşayanlar ise, Türkçe'yi kulağa çok hoş gelen bir şive ile konuşurlar.
Zeki, bir o kadar da çalışkan olan Lazlar, kendileri hakkında söylenen esprileri hoşgörü ile dinler ve gülerler, hatta yeri geldiğinde bu hikayeleri kendileri de, büyük bir olgunlukla anlatmaktan kaçınmazlar.

* Şiilik: Şii sözcüğü Arapça'da "yandaşlar, yardımcılar" anlamındadır. Şiiler, halifeliğin Hz. Ali'ye ve onun soyundan gelenlere ait olduğunu savunurlar.

 

Denizatı'nın üremesindeki ilginç özellik nedir?

 

Hiç şüphe yok ki denizatı kendine özgü ilginç bir yaratıktır. Başının ata benzemesinden ve uzun kambur boynundan dolayı, bilimsel adı Yunanca'da kambur at anlamında olan Hippocampus'dur. Diğer balıklar, boyunları olmadığı için başlarını gövdelerinden bağımsız olarak hareket ettiremediği halde, denizatı başını rahatça sağa sola döndürebilir. Başının iki yanında birbirinden bağımsız olarak hareket edebilen gözleri vardır. En küçüğünün boyu 4, en büyüğünün de 30 santim olan denizatlarının suda duruşu da çok ilginçtir. Tıpkı satranç taşlarındaki atlar gibi suda dik dururlar ve sırtlarındaki tek yüzgeçlerini hızlı bir şekilde hareket ettirerek dik konumlarını hiç bozmadan yüzebilirler. İyi bir yüzücü olmayan denizatları, tropik ılıman denizlerin kıyı sularında bulunurlar, öne doğru kıvrık olan kavrayıcı kuyrukları ile yosunlara tutunarak yaşarlar ve yine yosunlar arasında yaşayan küçük kabuklu hayvanları yiyerek beslenirler.

Denizatlarının en ilginç özelliklerinden biri de üreme süreçleridir. Balıklar, genel olarak dişi balıkların suya bıraktığı yumurtaların, erkek balıkların çevreye saçtığı spermalarca döllenerek ürerken, denizatının erkeği, dişisini kuyruğundan yakalayıp bir bale gösterisi yaparcasına zarif hareketlerle kendine doğru çeker, bu sırada dişi, döllenmiş yumurtalarını eşinin kuyruğunun altındaki kuluçka torbasına boşaltır. Bundan sonra zavallı erkek, çaresiz bir şekilde 20 gün olan kuluçka süresince yumurtaları bu torbada taşıyarak yaptığı dansın kefaretini öder. Yumurtalar çatladığında da gövdesini bükerek yavruların dışarı çıkmasını sağlar.

 

Lepiska. Yumuşak ve sarı saç için söylenen bu sıfatın kökeni nedir?

 

Osmanlı Türkçe'sinde, Almanya'daki Leipzig şehri­ne Lepiska denirdi. Dolayısıyla, Leipzig'den ithal edilen, rengi açık sarı ve yumuşak olan bir çeşit ipeğe Lepiska ipeği denilirdi.

İşte bu nedenle, rengi ve yumuşaklığı bu ipeğe benzeyen güzel saça, lepiska saç adı verilmiştir.

Bir de, lepiska nâfesi adında bir kürk vardır. Nâfe, Farsçadır ve tilki, samur, tavşan benzeri kürk hayvanların göbek kısmından elde edilen parçalarla yapılan kürk giy­sinin adıdır. Eskiden Osmanlı Sarayı'nın ünlü samur kürkleri, Leipzig şehrinden getirtildiğinden bu kürkler de Lepiska nâfesi samur kürk olarak bilinirdi.