| |
Sahip Akosman'ın derlemiş olduğu
"Merak Ettiğim Konularla İlgili
Sorular ve Bulabildiğim Yanıtları"
isimli iki ciltlik eserinden birinci cildi maalesef
tükenmiştir. Bu köşede, özellikle birinci cildinden
örnekler vererek hem keyifli bir birlikteliği, hem de tatlı bir
baskı oluşturarak kitabın tekrar basımını amaçladık.
Kitapların başındaki alfabetik dizin, merak edilenin
bulunabilmesi için büyük kolaylık.
Örnekleri zamana yayılı biçimde aktaracağımızdan, yayınlanma
tarihini belirterek izleyenlere kolaylık sağlayacağımızı
düşündük.
Denizce

25.01.2002
|
21.07.2006 |
Lazlar. Bu çalışkan ve zeki insanlara neden Laz
denir? Nereden ve ne zaman gelip Doğu Karadeniz bölgesine
yerleştiler?
Lazlar, daha doğrusu Laz kökenli Türkler, Osmanlı döneminde
Lazistan olarak bilinen, Karadeniz'in güneydoğu kıyısındaki
bölgede yaşamış olan Güney Kafkasya halklarındandır. Lazlar
2'nci yüzyılda, diğer kafkas halklarından olan Çerkezlerin
baskısıyla güneye doğru göç etmek zorunda kalmışlar ve
Karadeniz'in doğu kıyılarına yerleşmişlerdir. Laz adı ilk
kez Hıristiyanlığın ortaya çıkmasından sonra kullanılmıştır.
Lazların bu adı, bilinen en eski yerleşim merkezi olan
Lazika'dan aldıkları tahmin edilmektedir. Lazika büyük
olasılıkla, birçok kabilenin oluşturduğu bir topluluğun en
güçlü üyesinin adıydı.
Lazlar, 1461'de Fatih Sultan Mehmed Trabzon'u ele
geçirdiğinde Müslümanlığı tanıdılar ve o günlerde,
Sünnilik'ten sonra en yaygın mezhep olan Hanefi Mezhebi'ni,
benimsediler. Bugün Türkiye'nin diğer bölgelerinde
yaşayanlar, "Laz" sözcüğünü, genellikle Karadeniz'in
doğusunda yaşayan insanların tümü için kullanırlar.
Kendilerini Laz olarak adlandıran ve Lazca konuşan az
sayıdaki bu vatandaşlarımız, daha çok Hopa ve Pazar
ilçelerinde yaşamaktalar. Bugün Karadeniz'in ve Anadolu'nun
muhtelif illerinde yaşayanlar ise, Türkçe'yi kulağa çok hoş
gelen bir şive ile konuşurlar.
Zeki, bir o kadar da çalışkan olan Lazlar, kendileri
hakkında söylenen esprileri hoşgörü ile dinler ve gülerler,
hatta yeri geldiğinde bu hikayeleri kendileri de, büyük bir
olgunlukla anlatmaktan kaçınmazlar.
* Şiilik: Şii sözcüğü Arapça'da "yandaşlar, yardımcılar"
anlamındadır. Şiiler, halifeliğin Hz. Ali'ye ve onun
soyundan gelenlere ait olduğunu savunurlar.
|
|
Denizatı'nın
üremesindeki ilginç özellik nedir?
Hiç şüphe yok ki denizatı kendine özgü ilginç bir
yaratıktır. Başının ata benzemesinden ve uzun kambur
boynundan dolayı, bilimsel adı Yunanca'da kambur at
anlamında olan Hippocampus'dur. Diğer balıklar, boyunları
olmadığı için başlarını gövdelerinden bağımsız olarak
hareket ettiremediği halde, denizatı başını rahatça sağa
sola döndürebilir. Başının iki yanında birbirinden bağımsız
olarak hareket edebilen gözleri vardır. En küçüğünün boyu 4,
en büyüğünün de 30 santim olan denizatlarının suda duruşu da
çok ilginçtir. Tıpkı satranç taşlarındaki atlar gibi suda
dik dururlar ve sırtlarındaki tek yüzgeçlerini hızlı bir
şekilde hareket ettirerek dik konumlarını hiç bozmadan
yüzebilirler. İyi bir yüzücü olmayan denizatları, tropik
ılıman denizlerin kıyı sularında bulunurlar, öne doğru
kıvrık olan kavrayıcı kuyrukları ile yosunlara tutunarak
yaşarlar ve yine yosunlar arasında yaşayan küçük kabuklu
hayvanları yiyerek beslenirler.
Denizatlarının en ilginç özelliklerinden biri de üreme
süreçleridir. Balıklar, genel olarak dişi balıkların suya
bıraktığı yumurtaların, erkek balıkların çevreye saçtığı
spermalarca döllenerek ürerken, denizatının erkeği, dişisini
kuyruğundan yakalayıp bir bale gösterisi yaparcasına zarif
hareketlerle kendine doğru çeker, bu sırada dişi, döllenmiş
yumurtalarını eşinin kuyruğunun altındaki kuluçka torbasına
boşaltır. Bundan sonra zavallı erkek, çaresiz bir şekilde 20
gün olan kuluçka süresince yumurtaları bu torbada taşıyarak
yaptığı dansın kefaretini öder. Yumurtalar çatladığında da
gövdesini bükerek yavruların dışarı çıkmasını sağlar.
|
|
Lepiska.
Yumuşak ve sarı saç için söylenen bu sıfatın kökeni nedir?
Osmanlı
Türkçe'sinde,
Almanya'daki Leipzig
şehrine
Lepiska denirdi. Dolayısıyla,
Leipzig'den ithal edilen, rengi açık
sarı ve yumuşak
olan bir
çeşit
ipeğe
Lepiska ipeği
denilirdi.
İşte
bu nedenle, rengi ve yumuşaklığı
bu ipeğe
benzeyen güzel
saça,
lepiska
saç
adı
verilmiştir.
Bir de, lepiska nâfesi adında bir kürk vardır. Nâfe,
Farsçadır ve tilki, samur, tavşan benzeri kürk hayvanların
göbek kısmından elde edilen parçalarla yapılan kürk
giysinin adıdır. Eskiden Osmanlı Sarayı'nın ünlü samur
kürkleri, Leipzig şehrinden getirtildiğinden bu kürkler de
Lepiska nâfesi
samur kürk
olarak bilinirdi.
|
|
|