|
TDK
Sözlüğü’nde şarlatan
(İng.
charlatan) karşılığında şunlar yazılmış:
Kendi bilgi ve niteliklerini veya
mallarını överek karşısındakini kandıran, dolandıran kimse…
Ayrıca, bilir geçinip de
bilmeyen kimse demek.
Çeşitli kaynaklarda
sahte doktor, dolandırıcı,
ağız kalabalığı yaparak, muhatabının saflığından faydalanıp menfaat
sağlayan, yalancı, yüksekten atarak karşısındakini aldatan, hayâsız
kimse diye de tarif ediliyor.
Piyasada sözüm ona
medyum, cinci, üfürükçü, dolandırıcı gibi isimlerle ve vasıflarla
dolaşarak milleti dolandıran o kadar çok şarlatan var ki,
hangisiyle, nasıl mücadele edileceğini bilemiyorsunuz.
Son zamanlarda
bunlara üniversite mezunu, psikoloji veya sosyoloji tahsil etmiş,
tıbbiye bitirmiş olanlar da eklendi maalesef.
İnternette sörf
yapmak yeterli, bir de özel reklâmlar var.
En aşağıdan başlayalım:
Sözüm ona
medyumlar:
—En meşhurları en
câhil olanları; sorunca “medrese mezunuyum” diyorlar. Türkiye’de bu
kurum Cumhuriyet’ten beri yok; bu kişi(ler) de Fatih’te
ağabeylerince okşanıp öpülerek yetiştirildiğine göre, İslâm
şeriatıyla idare edilen bir ülkede bu eğitimi almamışsa, resmen
yalan söylüyor demektir. Evet, söylüyor, tahsili mahsili yok. Buna
karşılık, isminin önüne “Medyum”, sonuna da “Hocaefendi Hazretleri”
koyup gazetelerde köşe yazabiliyor. “Cinlerini çaldığı için” spastik
bir başka şarlatanı televizyonda canlı yayında pataklıyor ama kimse
gıkını çıkarmıyor. Bir kere içeri giriyor, iki saat sonra
çıkarılıyor. Çünkü Ankara’da âli makamlarda tanıdıkları var.
Telefondan resme
bakarak fal bakma şu kadar yüz USD, yüz yüze dağıtılan şifa bu kadar
bin USD, tarifesi belli. Gidenlerin ekserisi pişman ama korku
belâsına, şikâyet eden yok. Ekserisi pişman demek, zımnen, bir kısmı
da memnun demek, doğru; çünkü sırf telkin ve plasebo etkisiyle, bu
soytarının yaptıklarından etkilenen, şifa bulduğunu sanan çok
gariban var.
Peki, bu tip şeyler
İnkılâp Yasaları’nca yasak mıdır? Yasaktır.
Peki, nasıl olur da
olur?
Memleketi idare
edenler, bu gibi şarlatanları yakalayıp cezalandırması gerekenler
bizatihi müşterisiyse, adamı koruyup kolluyorsa, işte aynen böyle
olur.
—İlkokulu hasb-el
kader bitirmiş olup da, suya büyü yaparak şifa dağıtan, 30 kere
mahkemeye çıkıp mahkûm da edilen ama cezası paraya tecil edilip
edilen nasihati müteakip aynen yoluna devam eden, haysiyetsiz ve
yüzüne tükürüldüğünde yağmur yağıyor diye şükreden, namuslu veya
müteveffa insanlara iftira edecek kadar aşağılık medyum bozuntuları…
Her yerdeler. Ortak vasıfları zeki, lâf ebesi ve medyayla iç içe
olmaları…
—Üniversite mezunu,
hatta doktora filân yapmış olanlar. Bunların çoğu aslında akıl
hastası ve yaptıkları şeye de inanıyorlar ama güzel de rant
yakalıyorlar. Birisinin el yazısına bakıp çocuk aldırmış olduğunu
filân söyleyebiliyorlar. Şifaları da kendilerinden menkul bittabi.
Bu üç tipik güruhun
da ortak vasfı, “Allah, Peygamber, Kitap” mefhumlarına çok sık ve
gereksiz derecede başvurmalarıdır.
Bilimsel
yöntemleri gayrı ahlâkî şekilde pazarlayanlar:
—Esas tahsili
alâkasız olup da, şuradan buradan bir şekilde aldığı sertifikalarla
kitleleri ve kişileri dolandıran sözüm ona terapistler:
NLP,
Feng Shui,
Shu Bui,
Hai Hui,
hipnoz, bütüncül cinsel şifacı vs. grubundakiler burada. Pratisyen
doktor olup da ihtisas gerektiren şeyleri “pazarlayanlar” da
bunlardan…
Doğru ve yerinde
uygulandığı takdirde çok işe yarayan
hipnozun adını
karalamaları tipiktir.
—Tıp mezunu, hatta
nörolog veya psikiyatr olup da, gereksiz, etkisiz veya anlamsız
uygulamalar ve tetkiklerle “müşterilerini” dolandıranlar. Bunlar
arasında uzmanından profesörüne kadar her türlüsü var. Geri
zekâlıların, otistiklerin, bunakların, kanserlilerin, şizofrenlerin
tedavisi için ya etkisiz (neuro-feedback gibi) ya da etkililiği
henüz ispatlanmamış / onaylanmamış / son çare kabilinden deneysel
olarak tatbik edilmesi gereken yöntemleri uçana kaçana tatbik
edenler (renkli EEG, rTMS ve daha niceleri) bunların bir kısmı.
Meselâ, özel kurumunda dört dörtlük Obsesif Kompulsif bir hastaya
girişte, ortada, çıkarken ve takipte mükerrer MRI çekenler de bu
grupta.
—Son zamanlarda da
kanser tedavisinde şifalı bitkiler filân kullanıp, klâsik ve
deneysel tıbbı çöpe attırmaya meyleden, maalesef meslekî unvanları
da olanlar (profesör gibi) bu kervana katıldı.
—Kerametleri
kendilerinden menkul fırsatçı sözüm ona akademisyenler (çoğu
profesör). Bilhassa deprem konusu bunların elinde oyuncağa dönmüş
vaziyette…
Bu sözüm ona
şifacıların ve tetkikçilerin en büyük fenalığı, yaptıklarının doğru
olduğunu sanan insanların gözlerini çok süslü ve şaşaalı mekânlarla,
âlet ve edevatla boyamaları… Bunların gerekmediğini söyleyen dürüst
bilim adamlarına da çamur atarlar, halk da onlara inanır. Meslek
örgütlerinden cezalar alırlar, onları cehaletle ve kıskançlıkla
suçlarlar. Psikopatik özellikleri tipiktir.
Medyayla iç
içedirler.
—Bunların hiçbirini
yapmasa da, kadrolu televizyon hokkabazı hâlinde kanal kanal
dolaşıp, meslektaşlarının arkasından kem söz eden, dedikodu yapan,
meslekî yeterlilikleri çok su götüren ama her devrin adamı olan,
muktedirlere yaranmak için parti ileri geleni zannettiği çaycının
elini öpen ama idaresi altındakileri ezip bezdiren tipler. Bunların
da psikopatik özellikleri tipiktir.
***
Peki, benim yurdumun
insanı eğriyi doğruyu, şarlatan olanla âlim olanı nasıl tefrik
edecek?
—İyi araştırın,
soruşturun.
—Asla müspet ilimden
taviz vermeyin.
—Mensubu olduğu
bilim dalının ileri gelenlerinin ve güvenilir otoritelerinin
onaylamadığı yöntem veya yaklaşımları pazarlayanlardan uzak durun.
—Falcıya, büyücüye,
sözüm ona medyumlara ve benzeri şarlatanlara eğlencelik olmanın
haricînde gitmeyin.
Bakın
Hayyam ne demiş:
Âdilce
davranmadıktan sonra,
Hacı hoca olmuşsun kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel ama
Tanrı kanar mı bunlara?
Kul da kanmasın.
Bu arada, bundan
sonra gerçekten de tıbbî seviyesine güvenmediğim, böyle kimseleri
konuk eden medya programlarına iştirak edip de asabımı bozmayacağım.
Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün
şu sözleri rehberimiz olmalı:
“Hayatta en hakiki
mürşit ilimdir, fendir”.
Gerisi boş lâf!
Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat'a
teşekkürlerimizle
Denizce

27.07.2010
|