e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Şarlatanlık

Prof. Dr. M. Kerem Doksat    

 

  

TDK Sözlüğü’nde şarlatan (İng. charlatan) karşılığında şunlar yazılmış: Kendi bilgi ve niteliklerini veya mallarını överek karşısındakini kandıran, dolandıran kimse… Ayrıca, bilir geçinip de bilmeyen kimse demek.

Çeşitli kaynaklarda sahte doktor, dolandırıcı, ağız kalabalığı yaparak, muhatabının saflığından faydalanıp menfaat sağlayan, yalancı, yüksekten atarak karşısındakini aldatan, hayâsız kimse diye de tarif ediliyor.

Piyasada sözüm ona medyum, cinci, üfürükçü, dolandırıcı gibi isimlerle ve vasıflarla dolaşarak milleti dolandıran o kadar çok şarlatan var ki, hangisiyle, nasıl mücadele edileceğini bilemiyorsunuz.

Son zamanlarda bunlara üniversite mezunu, psikoloji veya sosyoloji tahsil etmiş, tıbbiye bitirmiş olanlar da eklendi maalesef.

İnternette sörf yapmak yeterli, bir de özel reklâmlar var.

En aşağıdan başlayalım:

Sözüm ona medyumlar:

—En meşhurları en câhil olanları; sorunca “medrese mezunuyum” diyorlar. Türkiye’de bu kurum Cumhuriyet’ten beri yok; bu kişi(ler) de Fatih’te ağabeylerince okşanıp öpülerek yetiştirildiğine göre, İslâm şeriatıyla idare edilen bir ülkede bu eğitimi almamışsa, resmen yalan söylüyor demektir. Evet, söylüyor, tahsili mahsili yok. Buna karşılık, isminin önüne “Medyum”, sonuna da “Hocaefendi Hazretleri” koyup gazetelerde köşe yazabiliyor. “Cinlerini çaldığı için” spastik bir başka şarlatanı televizyonda canlı yayında pataklıyor ama kimse gıkını çıkarmıyor. Bir kere içeri giriyor, iki saat sonra çıkarılıyor. Çünkü Ankara’da âli makamlarda tanıdıkları var.

Telefondan resme bakarak fal bakma şu kadar yüz USD, yüz yüze dağıtılan şifa bu kadar bin USD, tarifesi belli. Gidenlerin ekserisi pişman ama korku belâsına, şikâyet eden yok. Ekserisi pişman demek, zımnen, bir kısmı da memnun demek, doğru; çünkü sırf telkin ve plasebo etkisiyle, bu soytarının yaptıklarından etkilenen, şifa bulduğunu sanan çok gariban var.

Peki, bu tip şeyler İnkılâp Yasaları’nca yasak mıdır? Yasaktır.

Peki, nasıl olur da olur?

Memleketi idare edenler, bu gibi şarlatanları yakalayıp cezalandırması gerekenler bizatihi müşterisiyse, adamı koruyup kolluyorsa, işte aynen böyle olur.

—İlkokulu hasb-el kader bitirmiş olup da, suya büyü yaparak şifa dağıtan, 30 kere mahkemeye çıkıp mahkûm da edilen ama cezası paraya tecil edilip edilen nasihati müteakip aynen yoluna devam eden, haysiyetsiz ve yüzüne tükürüldüğünde yağmur yağıyor diye şükreden, namuslu veya müteveffa insanlara iftira edecek kadar aşağılık medyum bozuntuları… Her yerdeler. Ortak vasıfları zeki, lâf ebesi ve medyayla iç içe olmaları…

—Üniversite mezunu, hatta doktora filân yapmış olanlar. Bunların çoğu aslında akıl hastası ve yaptıkları şeye de inanıyorlar ama güzel de rant yakalıyorlar. Birisinin el yazısına bakıp çocuk aldırmış olduğunu filân söyleyebiliyorlar. Şifaları da kendilerinden menkul bittabi.

Bu üç tipik güruhun da ortak vasfı, “Allah, Peygamber, Kitap” mefhumlarına çok sık ve gereksiz derecede başvurmalarıdır.

Bilimsel yöntemleri gayrı ahlâkî şekilde pazarlayanlar:

—Esas tahsili alâkasız olup da, şuradan buradan bir şekilde aldığı sertifikalarla kitleleri ve kişileri dolandıran sözüm ona terapistler: NLP, Feng Shui, Shu Bui, Hai Hui, hipnoz, bütüncül cinsel şifacı vs. grubundakiler burada. Pratisyen doktor olup da ihtisas gerektiren şeyleri “pazarlayanlar” da bunlardan…

Doğru ve yerinde uygulandığı takdirde çok işe yarayan hipnozun adını karalamaları tipiktir.

—Tıp mezunu, hatta nörolog veya psikiyatr olup da, gereksiz, etkisiz veya anlamsız uygulamalar ve tetkiklerle “müşterilerini” dolandıranlar. Bunlar arasında uzmanından profesörüne kadar her türlüsü var. Geri zekâlıların, otistiklerin, bunakların, kanserlilerin, şizofrenlerin tedavisi için ya etkisiz (neuro-feedback gibi) ya da etkililiği henüz ispatlanmamış / onaylanmamış / son çare kabilinden deneysel olarak tatbik edilmesi gereken yöntemleri uçana kaçana tatbik edenler (renkli EEG, rTMS ve daha niceleri) bunların bir kısmı. Meselâ, özel kurumunda dört dörtlük Obsesif Kompulsif bir hastaya girişte, ortada, çıkarken ve takipte mükerrer MRI çekenler de bu grupta.

—Son zamanlarda da kanser tedavisinde şifalı bitkiler filân kullanıp, klâsik ve deneysel tıbbı çöpe attırmaya meyleden, maalesef meslekî unvanları da olanlar (profesör gibi) bu kervana katıldı.

—Kerametleri kendilerinden menkul fırsatçı sözüm ona akademisyenler (çoğu profesör). Bilhassa deprem konusu bunların elinde oyuncağa dönmüş vaziyette…

Bu sözüm ona şifacıların ve tetkikçilerin en büyük fenalığı, yaptıklarının doğru olduğunu sanan insanların gözlerini çok süslü ve şaşaalı mekânlarla, âlet ve edevatla boyamaları… Bunların gerekmediğini söyleyen dürüst bilim adamlarına da çamur atarlar, halk da onlara inanır. Meslek örgütlerinden cezalar alırlar, onları cehaletle ve kıskançlıkla suçlarlar. Psikopatik özellikleri tipiktir.

Medyayla iç içedirler.

—Bunların hiçbirini yapmasa da, kadrolu televizyon hokkabazı hâlinde kanal kanal dolaşıp, meslektaşlarının arkasından kem söz eden, dedikodu yapan, meslekî yeterlilikleri çok su götüren ama her devrin adamı olan, muktedirlere yaranmak için parti ileri geleni zannettiği çaycının elini öpen ama idaresi altındakileri ezip bezdiren tipler. Bunların da psikopatik özellikleri tipiktir.

***

Peki, benim yurdumun insanı eğriyi doğruyu, şarlatan olanla âlim olanı nasıl tefrik edecek?

—İyi araştırın, soruşturun.

—Asla müspet ilimden taviz vermeyin.

—Mensubu olduğu bilim dalının ileri gelenlerinin ve güvenilir otoritelerinin onaylamadığı yöntem veya yaklaşımları pazarlayanlardan uzak durun.

—Falcıya, büyücüye, sözüm ona medyumlara ve benzeri şarlatanlara eğlencelik olmanın haricînde gitmeyin.

Bakın Hayyam ne demiş:

Âdilce davranmadıktan sonra,
Hacı hoca olmuşsun kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel ama
Tanrı kanar mı bunlara?

Kul da kanmasın.

Bu arada, bundan sonra gerçekten de tıbbî seviyesine güvenmediğim, böyle kimseleri konuk eden medya programlarına iştirak edip de asabımı bozmayacağım.

 

   Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün şu sözleri rehberimiz olmalı:

 “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir”.

Gerisi boş lâf!

 

 

Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat'a teşekkürlerimizle

Denizce

27.07.2010