
Anadolu’da kökü
çok eskilere dayanan ve hâlâ sürdürülen bir şeker geleneği
vardır. Bayramlar, nikâhlar, ziyaretler ve en özel günler
rengârenk, çeşit çeşit şekerlerle tatlanır.
Halk dilinde
“Şeker gibi kız”, “Tatlı dilli”, “Tatlı dil yılanı bile
deliğinden çıkarır”, “Tatlı yiyelim tatlı konuşalım”, “Ağzından
bal damlıyor” gibi deyimler şekere ve tatlıya yüklenen olumlu
duyguların bir ifadesi olarak sıklıkla kullanılır. Özellikle
Anadolu’da önemli günleri rengârenk, çeşit çeşit şekerler
süsler, güçlendirir ve devam etmesini sağlar. Gelenek ve
görenekleri dile getiren bu kültür, Ramazan Bayramı’na ‘şeker
bayramı’ deyimini verdirterek akıllarda böyle yer etmiştir.
Çünkü Ramazan bayramlarının ayrılmaz parçasıdır şekerler… Bayram
ziyaretine gidenler kutu kutu şeker, lokum götürürler
birbirlerine. Evlerde tatlılar yapılır, misafirlere ikram
edilir. Çocuklar grup halinde ev ev dolaşıp, el öper ve şeker
toplarlar. Şekerci dükkânları özel olarak hazırladıkları
şekerleri renk renk, albenili ambalajlarıyla bayram süresince
sergiler...
En Çok Şekeri
Kim Toplayacak?
İşte böylece
ağız tadıyla kutlanan bayram, yaşama renk, sevinç, dostluk ve
barış katar. Küsler barışır. Yaşlılar, hastalar ziyaret edilir;
elleri öpülüp gönülleri alınır. Öksüz çocuklar giydirilir; çocuk
sevindirmek sevap sayılır. Her aile çocuklarına yeni bayramlık
giysiler alıp baştan ayağa donatır, bir şölen havası yaşanır.
Çocuklar bu bayramı sabırsızlıkla beklerler. Arife gecesi
başuçlarına koydukları yeni giysilerini, pabuçlarını giyme
sevinci içinde uykuya dalarlar. Sabah olur olmaz erkenden kalkıp
giyinir, bayram namazından dönen babalarını karşılarlar. Babalar
dönünce aile bireyleri birbirleriyle en küçüğünden en büyüğüne
bayramlaşır ve şekerler ikram edilip bayram sofrasına ailece
oturulur. Büyüklerinin elini öpen çocuklar bayram harçlıklarını
aldığı gibi komşuları dolaşıp el öpmeye ve şeker toplamaya
başlarlar. Aralarında en çok kimin şeker topladığı asıl merak
konusu olur, şekerler bir bir sayılır. Şeker bayramı bir çocuk
bayramıdır aynı zamanda!

Anadolu’da,
İstanbul’da, Trakya’da ve Rumeli’de özel bayram yerleri bile
vardır. Çocuklar için salıncaklar, tahtıravalliler, göz göz
dönme dolaplar ve ahşaptan yapılmış tahta atlar (atlıkarıncalar)
getirilir, bayram yerleri çocukların kahkahalarıyla sevinciyle,
coşkusuyla dolup taşar.
Bayramın
Eğlencesi
Çocuklar bayram
harçlıklarının bir kısmını da şekercilerde harcarlar. Elma
şekeri, horoz şekeri, baston şekeri, halka şekeri, düdük şekeri,
pamuk şekeri renk renk macunlar ellerde eksik olmaz, hepsinin
tadına mutlaka bakılır. Bayram yerindeki niyetçiden maniler
alınır.

Gençler,
güvercinlerin önlerindeki tabladan gagalarıyla aldıkları manili
kâğıtlardan alıp okuyarak onlardan manalar çıkarırlar. Koku
satıcısı, koku şişelerinden istekte bulunan erkek çocuklarının
yakalarına koku sürer, manilerle etrafı neşelendirir: “Küçük
baylara, küçük bayanlara, merdivenden kayanlara, menekşe gül
yağı şipir… Göründü İzmir dağları, üzüm dolu bağları fıs, fıs…”
Cebe konan küçük
yuvarlak aynalar veya tarak satan tezgâhlar da bulunur bayram
yerlerinde. Onlardan da alışveriş yapılır… Böylece bayram
yerleri bir nevi panayır yerine dönüşür. Başka bir örnek de
Nazilli’de karşımıza çıkar; şeker bayramının son üçüncü gününe
‘gencer’ denir. O gün dökme macun satın alıp yemek bir
gelenektir. Köylerden gelenler gencer alıp ekmeklerinin üzerine
sürüp yerler. Gelecek bayrama dek ağız tadıyla yaşamalarını
dileyerek, çarşıyı ve bayram yerini doldurup eğlenceye
katılırlar.
En Son
‘Şekerlik’ Yenir
Ebeveynleri,
akrabaları, komşuları, dostları bayram ziyaretine giderken
sakızlı, gül kokulu, fıstıklı lokumlar, manili kâğıtlara sarılı
şekerler götürülür. Ya da gelen konuklara akide şekeri, badem
şekeri, kişniş şekeri, lokum, özel yapılmış ‘şekerlik’, lokumluk
içinde ikram edilir. Bunlar porselen, seramik, gümüş, cam ya da
kristal olabilir. Bu gelenek bugün de sürdürülüyor. Kandillerde,
bayramlarda kırmızı, yeşil, sarı kapaklı şekerden dökülmüş
sahanlar şekerci dükkânlarının raflarına dizilir. Sahanlar
nikâhlı ya da nişanlı olan kızlara erkek ailesi tarafından
alınır. Sahanların içine susamlı, küçük, yuvarlak helvalar
konur. Jelâtin kâğıdıyla ambalajlanmış olan sahanlar bakır
sinilere konulup eller üzerinde törensel bir hava içinde kız
evine götürülür… Bu ritüel ile iki aile birbirlerinin kandilini
kutlar. Susamlı helvalar dağıtıldıktan sonra boş kalan şeker
sahanı bir tepsi içinde gelin kızın başı üzerinde tutulur ve
küçük madeni ‘şeker baltası’ ile kırılır. Kırık şeker parçaları
evdekilere sunulur. Susamlı helva bereketi, bolluğu; şeker de
her iki ailenin ve gençlerin ağız tadı ile geçinmelerini dile
getirir. Şekerler yenirken, “Allah ağız tadıyla geçim versin”,
“Gelinimiz tatlı dilli olsun” gibi deyimler tekrarlanır…
Anadolu’nun bazı
yörelerinde de gelin, kocasının evinin kapısından içeriye
girdiğinde başının üzerinden şekerler dökülür. Etraftakiler
şekerleri, uğur getireceğine inandığı için kapışır. Bu inanç
bugün de sürdürülen ‘nikâh şekeri’ geleneğinin bir başka
biçimidir. Bazı yörelerde düğüne davet, kırmızı bir bezin içine
konulan şekerlerle (okuntu) yapılır.
Şekerler,
Osmanlı sarayında da büyük öneme sahipti. Ramazan bayramlarında,
düğünlerde süslenmiş ‘nahıl’lar meydanlarda, yollarda
dolaştırılırdı. Bir tür hayat ağacını simgeleyen nahıllar
şekerden dökülmüş çeşitli objelerle donatılırdı.

Görüldüğü üzere
şeker geleneği yüzyıllardır biçim değiştirerek de olsa kendine
yer bulmayı sürdürüyor. Bu tür renkli güzel gelenekleri yaşatma
isteği toplumların düğün, bayram ve dini günlerini de
renklendirip tatlandırmayı sağlıyor.