|
Kapitalizm kar daha
çok kar demektir. Daha fazla kar etmek için daha fazla üretim ve
daha fazla tüketim gereklidir. Üretim ise daha çok kar getirecek
alanlarda gerçekleştirilip tüketim de buna göre yönlendirilmektedir.
Üretim ve onun yönlendirdiği tüketim artık insanların
gereksinimlerine bağlı olmaktan çıkmış; sadece kar makinesinin
ihtiyacına göre yapılmaya başlanmıştır.
Kapitalizmin
doğasından kaynaklanan, varlık nedeni, gözü doymak bilmez kar
gereksinimi ekonomiyi de hızla büyütmek zorundadır: Ekonomi hızla
büyümeli, üretim hızla artmalı ki ama gereksinim duyulan alanlarda
değil sadece kar getiren alanlarda, tüketimle elde edilen karlar
katlanarak çoğalabilsin. Dünya’nın, çevrenin, canlıların, insanların
bu aşırı üretim ve tüketimden zarar görmesi Kapitalizm’in umurunda
olmamaktadır.
Bu kar hırsının
yarattığı, insan ihtiyaçlarından kopuk ekonomik büyüme, beraberinde
enerjiye olan gereksinimini de arttırmaktadır. Bunun en belirgin
özelliği nükleer enerjinin üretiminde ve kullanımındaki yükseliştir.
Dünya enerji sunumunda, 1973 yılında %0,9 olan nükleer enerji
günümüzde %6’ları aşarak % 1200 lük muazzam bir çoğalmıştır.
Nükleer enerjinin olası tehlikelerinin ise “ teknoloji çok gelişti,
güvenlik önlemleri çok arttı” söylemleri ile yok sayılmaya
çalışılmıştır.
İş kazalarında bir
biriyle dinamik ve karmaşık bir şekilde etkileşen iki unsur vardır:
İnsandan kaynaklanan “güvensiz davranış”lar ve çevreden kaynaklanan
“güvensiz durum”lar.
Teknolojinin
geliştirilmesi, güvenlik önlemlerin olağanüstü yetkinleştirilmesi
yine de güvensiz durumları tamamen ortadan kaldıramamaktadır. Hele
de buna insan faktörü eklenip “güvensiz davranış”ların sıfıra
indirilemeyeceği eklenirse kaza olasılığının hiçbir zaman sıfır
olamayacağı ortaya çıkmaktadır.
Nitekim Çernobil
kazası tehlikeleri yok etmek için teknolojinin yetmediğini, işin
içinde insan faktörünün de olduğunu gösterdi. Kaza “güvensiz
davranıştan” kaynaklanmıştı.
Diğer yandan
Japonya’daki nükleer tehlike de teknolojinin doğa olayları
karşısında ne kadar zavallı kaldığını gösterdi bize. Ne yaparsanız
yapın “güvensiz durum”un tamamen ortadan kaldırılamayacağına tipik
bir örnek olarak karşımızda durmaktadır.
Nükleer kazaların
önemi, neden oldukları iyonlaştırıcı radyasyon sonucu; alınan doza
bağlı olarak kısa vadede canlıları doğrudan öldürmesi, orta ve uzun
vadede oluşturdukları DNA hasarları ile kansere yol açıp ölüme
davetiye çıkarmasından kaynaklanmaktadır.
Üstelik bu
iyonlaştırıcı radyasyon kazanın olduğu yakın çevreden; bulut ve
rüzgârlarla binlerce kilometre uzak çevreye kadar yayılabilmektedir.
Havaya, suya, toprağa karışıp etkisini yaygınlaştırıp uzun sürelere
yayabilmektedir.
Sayın Recep Tayyip
Erdoğan; nükleer santrallerle ilgili olası tehlikeleri evlerde
kullandığımız tüplerin, üstünden geçtiğimiz köprülerin taşıdığı
tehlikelerle karşılaştırıp; “nasıl tüp ve köprüdeki tehlikeleri göze
alıp kullanıyorsak nükleer santraldeki tehlikeyi de göze alabiliriz”
demektedir.
Nükleer santralin
olası risklerini, “tehlike” gibi çok geniş bir kavramın içine,
gündelik yaşamda kullandığımız nesnelerin riskleri ile birlikte
koymakta ve insanlarda nükleer santral ile ilgili risk algısını
azaltma çabasına girişmektedir.
Gözden kaçmamalıdır
ki; tüp patlar, sadece o evin o odasını ve de o an etkiler, köprü
yıkılır sadece üstünden o an geçen varsa ona zarar verir.
Ama nükleer
patladığında yakın çevresinden başlayarak uzaklara doğru; hava, su,
bitkiler, tüm canlılar etkilenir; ölür, kavrulur, hastalanır, sakat
kalır. Üstelik bu etkiler seneler ve seneler devam eder. Ve yaşam
bize nükleerin gün gelir patlayacağını göstermektedir defalarca.
Nükleerden vazgeçmek
için bundan daha iyi bir neden olabilir mi?
Bu nedenle havamız,
suyumuz, toprağımız ve onun içinde, üstünde, altında yaşayan tüm
canlılar için hep bir ağızdan haykırmalıyız!
Nükleer santrallere
hayır!
Mersin Akkuyu’da
nükleer santrale hayır!
Dr. Nedim İnce
Mersin - 22.03.2011
www.mersinyasam.com
Dr. Nedim İnce'ye
teşekkürlerimizle
Denizce

01.04.2011 |