e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Sermayenin Tarıma Yaptıkları

 Dr. Nedim İnce    

 

  

Kapitalist üretim biçiminde sermayeyi harekete geçiren tek şey kar etmektir. Bu özelliğin insanda, toplumda, çevrede yaptığı yıkım etkisi; yine sermayenin çeşitli manipülasyonları ile görünmez kılınmakta, saptırılmaktadır.

Kapitalizmin gelişmeye başladığı ilk yıllarda sanayileşme, kar realizasyonu için yeterli alan sağlıyordu. Gelişen hizmet sektörü sanayi sektöründeki daralmanın imdadına yetişti.

Dünya savaşlarının getirdiği tüketim ve yıkımlar yine sermaye birikiminin önündeki engelleri geçici de olsa kaldırmış oldu; halen süren bölgesel savaşlar bu görevi kısmen yerine getirmektedir.

1960 yıllarından sonra tıkanmaya başlayan sermaye birikimi ve karlılığı yeni alanlara göz dikmeye başladı.

Bir yandan hizmet sektörünü geliştirir; kendine özgü bir tüketim ekonomisi, kültürü ve insanı yetiştirirken, diğer yandan kamusal birikimleri özelleştirirken, hizmet alanlarını da ticarileştirmeye; sermayenin yeni av alanı haline getirmeye başlamıştır.

Tarım uzun süre karlı bir alan olarak görülmediği için sermayenin ilgisini çekmemiştir. Artan dünya nüfusu, tüketim toplumunun yarattığı koşullar çerçevesinde insanların hızla kentlere toplanması gıdaya olan talebi de hızla arttırmıştır.

Gıda talebinin artması fiyatların artması ve de daha fazla kar elde edilmesi demekti; buna dekar başına daha fazla ürün alınmasını sağlayan endüstriyel tarım eklenince sermayenin tarıma olan ilgisizliği ortadan kalkmış ve büyük bir iştah ile buraya saldırmıştır.

Bu iştahın yarattığı saldırı o kadar güçlü olmuştur ki çok kısa zamanda dünya gıda üretiminin ve ticaretinin çok büyük bir yüzdesi ulusötesi şirketlerin eline geçmiş; bununla da kalmayıp ileri düzeyde tekelleşme da yaşanmıştır: dünya hububat piyasasının %70-80’ni iki büyük ulusötesi şirket tarafından kontrol edilmektedir.

Önce doğdukları ülkelerinde büyük ölçekli, bol sulamalı, GDO’ lu, bol kimyasal gübreli, bol bol kimyasal ilaçlı endüstriyel tarım ile tarımsal üretimi patlatan ulusötesi şirketler üstüne ülkelerinin genel bütçelerinden destekler de alarak dünyanın gıda talebini karşılamaya koyuldular. Daha sonra da gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde satın aldıkları, kiraladıkları topraklar da bu sürecin bir parçası oldu.

IMF ve Dünya Bankası ulusötesi şirketlerin öncü kuvvetleri olarak bir yandan girdikleri gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin gümrüklerini gıda ticaretine karşı indirirken diğer yandan o ülkelere dayattıkları çeşitli tarım projeleri ile tarımsal üretimlerini felç ettiler.

Diğer yandan geleneksel ama sürdürülebilir tarım üretimine karşı endüstriyel tarım ile ve  ciddi desteklerle elde edilen gıda fiyatları daha ucuz olduğundan gümrüksüz de girdiği ülkelerde yerli üretimin devam etmesini de zorlaştırdı; üstelik iktidarlar kendi üreticilerini pahacı olmakla suçlayıp ucuz gıda ithali ile vatandaşlarını koruduklarını söyleme şansını elde ettiler.

Sadece kar elde etmek için yapılan tarımsal üretim gün be gün dünyada yapılan tarım içinde daha geniş yer tutmaktadır. Bunun sonuçlarından biri dünyada yeterli gıda üretimi mevcutken parası olanlar fazla besinden patlamakta; yoksullar ise açlığa ve sefalete mahkûm olmaktadır.

Sadece bu kadar mı?!.

Dr. Nedim İnce         

www.mersinyasam.com    

 

 

Dr. Nedim İnce'ye teşekkürlerimizle

Denizce

27.08.2010