|
Kapitalist üretim
biçiminde sermayeyi harekete geçiren tek şey kar etmektir. Bu
özelliğin insanda, toplumda, çevrede yaptığı yıkım etkisi; yine
sermayenin çeşitli manipülasyonları ile görünmez kılınmakta,
saptırılmaktadır.
Kapitalizmin
gelişmeye başladığı ilk yıllarda sanayileşme, kar realizasyonu için
yeterli alan sağlıyordu. Gelişen hizmet sektörü sanayi sektöründeki
daralmanın imdadına yetişti.
Dünya savaşlarının
getirdiği tüketim ve yıkımlar yine sermaye birikiminin önündeki
engelleri geçici de olsa kaldırmış oldu; halen süren bölgesel
savaşlar bu görevi kısmen yerine getirmektedir.
1960 yıllarından
sonra tıkanmaya başlayan sermaye birikimi ve karlılığı yeni alanlara
göz dikmeye başladı.
Bir yandan hizmet
sektörünü geliştirir; kendine özgü bir tüketim ekonomisi, kültürü ve
insanı yetiştirirken, diğer yandan kamusal birikimleri
özelleştirirken, hizmet alanlarını da ticarileştirmeye; sermayenin
yeni av alanı haline getirmeye başlamıştır.
Tarım uzun süre
karlı bir alan olarak görülmediği için sermayenin ilgisini
çekmemiştir. Artan dünya nüfusu, tüketim toplumunun yarattığı
koşullar çerçevesinde insanların hızla kentlere toplanması gıdaya
olan talebi de hızla arttırmıştır.
Gıda talebinin
artması fiyatların artması ve de daha fazla kar elde edilmesi
demekti; buna dekar başına daha fazla ürün alınmasını sağlayan
endüstriyel tarım eklenince sermayenin tarıma olan ilgisizliği
ortadan kalkmış ve büyük bir iştah ile buraya saldırmıştır.
Bu iştahın yarattığı
saldırı o kadar güçlü olmuştur ki çok kısa zamanda dünya gıda
üretiminin ve ticaretinin çok büyük bir yüzdesi ulusötesi
şirketlerin eline geçmiş; bununla da kalmayıp ileri düzeyde
tekelleşme da yaşanmıştır: dünya hububat piyasasının %70-80’ni iki
büyük ulusötesi şirket tarafından kontrol edilmektedir.
Önce doğdukları
ülkelerinde büyük ölçekli, bol sulamalı, GDO’ lu, bol kimyasal
gübreli, bol bol kimyasal ilaçlı endüstriyel tarım ile tarımsal
üretimi patlatan ulusötesi şirketler üstüne ülkelerinin genel
bütçelerinden destekler de alarak dünyanın gıda talebini karşılamaya
koyuldular. Daha sonra da gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde
satın aldıkları, kiraladıkları topraklar da bu sürecin bir parçası
oldu.
IMF ve Dünya Bankası
ulusötesi şirketlerin öncü kuvvetleri olarak bir yandan girdikleri
gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin gümrüklerini gıda
ticaretine karşı indirirken diğer yandan o ülkelere dayattıkları
çeşitli tarım projeleri ile tarımsal üretimlerini felç ettiler.
Diğer yandan
geleneksel ama sürdürülebilir tarım üretimine karşı endüstriyel
tarım ile ve ciddi desteklerle elde edilen gıda fiyatları daha ucuz
olduğundan gümrüksüz de girdiği ülkelerde yerli üretimin devam
etmesini de zorlaştırdı; üstelik iktidarlar kendi üreticilerini
pahacı olmakla suçlayıp ucuz gıda ithali ile vatandaşlarını
koruduklarını söyleme şansını elde ettiler.
Sadece kar elde
etmek için yapılan tarımsal üretim
gün be gün dünyada yapılan tarım içinde daha geniş yer
tutmaktadır. Bunun sonuçlarından biri dünyada yeterli gıda üretimi
mevcutken parası olanlar fazla besinden patlamakta;
yoksullar ise açlığa ve sefalete mahkûm olmaktadır.
Sadece bu kadar
mı?!.
Dr. Nedim İnce
www.mersinyasam.com
Dr. Nedim İnce'ye
teşekkürlerimizle
Denizce

27.08.2010 |