|
Türkiye Denizcilik İşletmeleri Tarih ve
Sanat Merkezi

İstanbul’un
Karaköy semtinde yer alan Türkiye Denizcilik İşletmeleri Tarih
ve Sanat Merkezi’nde yaklaşık 164 yıllık denizcilik tarihimizin
sularında gezinebilirsiniz.
İstanbul peş
peşe açılan yeni kuruluşlar ve özel kişilere ait müzelerle
giderek zenginleşip bir kültür başkenti olma yolunda hızla
ilerliyor. Kimi kuruluşlar müzelerinde 600 yıllık Osmanlı’nın
kültür mirası objelerine yer verirken, kimileri de kendi
tarihlerini anlatıyor. Karaköy’de belki de önünden geçtiğimiz
halde fark edemediğimiz Denizyolları Müzesi, ya da tam adıyla
‘Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş. Tarih ve Sanat Merkezi’ de
bunlardan biri. Karaköy rıhtımında 1912-13 yılları arasında
yapılan bir biblo gibi zarif Merkez Han’ın caddeye bakan
yönünde, alt katta yer alan müze, yaklaşık iki yıllık bir obje
toplama/derleme çalışmasından sonra 1995 yılının 6 Kasım günü
açılmış. Aradan geçen onca yıla rağmen tanıtım eksikliğinden,
bunun yanı sıra ilgisizliğimizden yeteri kadar bilinmiyor,
tanınmıyor.
Adı Güzel Kendi
Güzel Gülcemal
Yıllar önce
İstanbul’da yaşayan dedenizin bindiği yandan çarklı vapurları mı
merak ediyorsunuz? Ya da babanızın çocukken ailesiyle birlikte
çıktığı Akdeniz gezisinde yolculuk ettiği Ankara gemisini mi
görmek istediniz? Veya Türkiye’nin adına maniler yazılan, çift
bacalı, dört direkli ilk transatlantiği Gülcemal’i mi? Mustafa
Kemal’i 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaştırıp tarih yazan
Bandırma’yı mı? Burada hepsi sizi bekliyor. Ama yanlış
anlaşılmasın, kendileri değil, aylarca uğraşılarak, el emeğiyle
göz nuru dökülerek 1/75 ya da 1/100 ölçülerinde tıpatıp yapılmış
modelleri...

Resim sanatına
da meraklıysanız Diyarbakırlı Tahsin Bey’den eski başbakanlardan
Bülent Ecevit’in annesi Nazlı Ecevit’e, İbrahim Çallı’dan
Ayetullah Sümer’e kadar birçok ressamın birbirinden değerli
tabloları burada yer alıyor. Müzede bulunan tam 400 objede ise
Türkiye’de 1843 yılında Fevaid-i Osmaniye’nin kuruluşuyla
başlayan yaklaşık 164 yıllık denizcilik tarihi anlatılıyor, gemi
objeleri arasında da ilk sırayı Gülcemal alıyor.

1920 yılında
Amerika’ya giden ilk Türk yolcu gemisi olan Gülcemal, üç kez
daha ziyaret etmiş bu denizleri... Müzede yalnız usta modelci
Rahmi Topçu’nun iki yıl uğraşarak yaptığı maketi değil, geminin
süslemeli, ahşap tavan bordürleri, piyanosu, Atatürk’ün bir
gezisi sırasında tavla oynadığı bir masa ve koltuk da yer
alıyor.
Denizi Özleyen
Gemiler
Anadolu-Bağdat
Demiryolları Şirketi’nin tren yolcularını Galata Köprüsü’ndeki
iskeleden alıp Haydarpaşa’ya getirmek için yaptırdığı yandan
çarklı Basra Vapuru’nun da bir maketi müzede yer alıyor.
Basra’nın iki de kardeşi vardı: Bağdat ve Halep. Onlara
‘Haydarpaşa’nın Üç Gülü’ de derlerdi. Harem selamlık uygulanan
bu gemilerde yaz günleri seyahat bir zevkti.

Biraz daha
yürüyoruz. Karşımıza Ankara Vapuru’nun bir maketi çıkıyor.
Kaptanı Şefik Göğen’in dakikliği ile efsaneleşen bir vapur bu...
Eskiler anlatır, geminin Galata Rıhtımı’ndan kalkarken çaldığı
düdükle, herkes saatini 12’ye ayarlarmış. Ankara, genelde
turistik Akdeniz seferleri yapardı. Şefik Kaptan’ın bu
seferlerden birinde, zamanında gelmeyen eşini iskelede bırakıp
hareket ettiği hâlâ anlatılır, ama doğru mudur bilinmez.
Yolcuları arasında ünlü yazarların, gazetecilerin, devlet
adamlarının da bulunduğu Ankara’nın seferleri eğlence içinde
geçer, kimi zaman tanınmış solistler de yolculuğa renk
katarlardı.

Müzedeki maket
gemiler hiç şüphesiz bu kadar değil... Atatürk’ü Samsun’a
götüren Bandırma Gemisi, Tarsus, Tırhan, İskenderun yolcu
gemileri ve daha niceleri geçmiş zamanlar ötesinden sessiz, ama
hüzünle bize bakıyor.
Gemilerden
Yadigar Kalanlar
Gemiler de
insanlar gibidir. Doğar, gelişir ve sonunda denizde ölür. Doğal
ömrünü tamamladıktan sonra sökülmek üzere hurdacıya gönderilen
eski gemilerden alınan parçalar da müzede yerini alıyor.
Fevaid-i Osmaniye’nin kaldırılmasından yıllar sonra, 1910’da
yine gemi çalıştırmak amacıyla kurulan Osmanlı Seyri Sefain
İdaresi’ne, başarılı çalışmaları nedeniyle verilen
takdirnamelerle birlikte...

Marmara
Denizi’nde yanarak elden çıkan İstanbul Feribotu’nun pusulası,
Dolmabahçe Vapuru’nun dümen çarkı, İzmir yolcu gemisinin
fenerleri, Kasımpaşa araba vapurunun künyesi, Samsun Gemisi’nin
barometresi, bir zamanlar Köprü-Kadıköy arasında çalışan
Heybeliada Vapuru’nun makine telgrafı, onca geminin yadigarı
olarak burada sergileniyor. Sağlamlığıyla tanınan gemici
düğümlerine meraklı olanlar buradaki örnekleri
inceleyebilirler.
Yemekleriyle
ünlü Liman Lokantası’nın kristal bardak ve kadehleriyle geçmişte
gemilerde servise alınan gümüş kaplama, armalı sofra takımları,
ikisi kuyruklu üç piyano da müzenin ilgi çeken objeleri
arasında. Gemiler limanlara doğru seyir halindeyken bu
piyanolarda kimler, neleri çaldı, hangi sohbetlere kulak
misafiri oldu diye düşünmeden edemiyor insan...
Değerli Tablolar
İki büyük
Atatürk portresinin de bulunduğu müzede çoğu gemilere ilişkin
birbirinden değerli tablolar da büyük ilgi ve beğeni topluyor.
Özellikle Diyarbakırlı Tahsin Bey’in yaptığı tablolar, çoktan
yitirdiğimiz gemileri geçmişten günümüze tüm canlılığıyla
ulaştırıyor. Gemilere sevdalı olan Tahsin Bey’in Galata
rıhtımındaki sahil kahvelerinde oturup, gelip geçen gemileri
uzun uzun seyrettiği ve yanından ayırmadığı eskiz defterine
resimlerini çizdiği bilinir. Yalnız gemiler mi, hayır,
iskeleler, yelkenliler, çeşmeler de onun fırçasıyla
ölümsüzleşmiş. Müzede Tahsin Bey’in eserlerinin yanı sıra
İbrahim Çallı, Nazlı Ecevit, Fikret Otyam, Ayetullah Sümer ve
Cahit Derman’ın tabloları da yer alıyor.

Girişi ücretsiz
olan müze haftada üç gün, pazartesi, çarşamba ve cuma günleri
açık. Size tavsiyemiz boş bir gününüzde eşinizi, çocuklarınızı
da alıp ailece gitmeniz. Ziyaretçileriyle yakından ilgilenen
müze sorumlusu Ali Bozoğlu’nun rehberliğinde müzeyi geziniz.
Burada geçireceğiniz saatler sizin için kayıp değil, kazanç
olacaktır.
Yazı: Ertan Ünal
Foto: Umut Kaçar
Kaynakça: SkyLife - Mart 2007
Ertan Ünal ve
Umut Kaçar'a teşekkürlerimizle
Denizce

21.03.2007
|