e-mail    
denizce@denizce.com
 





AB Hotel
Acarlar Gölü
Agva
Antalya Şel.
Antarktika
Bordeaux
Bozcaada
Burgazada
Costa Farilya
Çağlayanlar
Çamaltı Tuzlası
Çığlıkara
Dalış Turları
. Avustralya
. Endonezya-Papua
. Endonezya-Walea
. Galapagos
. Honduras
. Komodo
. Maldivler
. Meksika
. Mikronezya
. Tayland
Düden
Dünyanın Renkleri
. Mali
. Myanmar
. Sicilya
. Toskana
Erciyes
Galata Kulesi
Galata Mevlev.I
Garipçe
Galata Mevlev.II
Gölyazı
Halfeti'den Hasankeyf'e
Jeoparklar
Kaklık Mağarası
Kapıdağ Y.
Kastamonu
Kızıldeniz
Konya
Korfu Adası
Kumluca
Kuzguncuk
Loire Vadisi
Marmara Adası
Mersin
Mısır'ın Gizemi
Nice
Piramitler
Prag
Prens Adaları
Rio
Sanaa
Santorini
Sinop
Sultanahmet
Turkuaz Ada
Urla
Van
Yeditepe Nerede?
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Gezelim Görelim  

  Sicilya                                                                              Derleyen: Martine Atalay

 

       www.dunyaninrenkleri.com      


Politeama Garibaldi Tiyatrosu

 

İtalya çizmesinin en ucundan binlerce yıl önce büyük depremler sonucu kopan Sicilya’ya iki yolla gidilebilir: Birinci ve kolay yolu, Roma veya Milano’da aktarma yaparak uçakla, adanın kuzey-batısındaki başkenti Palermo’ya ulaşmak; ikinci yol ise, Yunan mitolojisine göre Odysse’de Ulysse tarafından geçilen ve her iki yakasında Charybde ve Scylla isimli, denizcileri korkutan iki dişi devin durduğu, İtalya’nın güneyindeki Calabria bölgesinde bulunan, en dar yeri 3300 metre genişliğindeki Mesina boğazından feribotla geçmektir.


San Giovanni degli Ermiti

 

Grek devri kolonizasyonu haricinde, Palermo ada tarihinin bütün evrelerini yaşamıştır. Önce, MÖ.VIII.ci yy.da Fenike kolonisi, daha sonra da Kartaca ileri karakolu olan Palermo, 251 yılında Romalılar tarafından alınmış ve V.ci yy.da barbarlar tarafından istila edilerek, Bizans idaresi altında düşüş dönemini yaşamıştır. IX ve X.cu yy.larda Arap istilası altında zengin bir emirliğe dönüşen Palermo parlak bir İslam Kültürü merkezi olmuştur. XI.ci yy.ın sonlarından itibaren Norman’lar adanın tamamına hakim olarak güçlü bir monarşi kurmuşlardır. Palermo, 1194 ile 1250 yılları arasında Hohenstaufen ailesi tarafından idare edilen Sicilya adası krallığının, yıldızı parıldayan başkenti olur.


Palermo Katedrali

 

Daha sonra, 1266 yılında, Fransa kralı St. Louis’nin kardeşi, Anjou Dükü Sicilya kralı olarak taç giyer ve yirmi yıl sonra şehir Aragon Krallığının idaresine geçinceye kadar tahtta kalır. Napoli Krallığı ile birleşerek İki Sicilya Krallığı adını alan Ada, 1713 yılında Savoie Krallığının hükümranlığına geçer ve onlar da Sardunya Adası karşılığında, Sicilya’yı Hasburg sülalesine bırakırlar. 1734 yılında İspanya’nın himayesinde İki Sicilya Krallığı yeniden canlandırılır. 1860 da Garibaldi tarafından işgal edilerek İtalyan Krallığı Ailesi’ne katılan Sicilya, 1948 senesinde özerk bir statüye geçerek, günümüze kadar bölgesel bir parlamento tarafından idare edilmektedir.


Capella Palatina

 


Taormina

 

Palermo’daki bu tarihi çeşitliliği binaların mimari tarzlarında da gözlemlemek mümkün.  Bugün bölgesel parlamentoya ev sahipliği yapan ve çoğu zaman Arap mimari tarzıyla karışan Norman stilinin öne çıktığı Norman Sarayı; harika freskleriyle Capella Palatina; mimari bir şaheser olan Katedral; kırmızı kubbeleri ve renkli bitkilerle dolu iç avlusuyla San Giovanni degli Ermiti; büyük altın deniz kabuğu anlamına gelen Conca d'oro Körfezi ve portakal bahçeleriyle kaplı vadinin harika panaromasına hakim Monreale Tepesindeki içi mozaiklerle kaplı benedikten manastırı; içinde olağanüstü bir Sicilya resim ve heykel kolesiyonu barındıran, XV.ci yy. da inşa edilmiş Abatellis Sarayı; Sicilyalıların çıplak heykellerinden dolayı utanç çeşmesi anlamına gelen Fontana delle Vergogne diye adlandırdıkları, hayvan ve deniz tanrılarını temsil eden harika heykellerle süslü XVI.cı yy.dan kalma abidevi bir çeşme olan Fontana Pretoria, bu farklı tarzların izlenebildiği en seçkin örneklerdir.


Palermo Piazza Pretoria

 

Palermo’nun pek etkilenmediği 1693 depreminden sonra yeniden inşa edilmek mecburiyetinde kalınan Siciya’da Barok stili öne çıkmakta. Bu dönemden günümüze bir çok Saray ve Kilise gelmiştir. Corso Vittorio Emmanuele ile Via Maqueda caddelerinin kesiştiği yerde bulunan Piazza dei Quattro Canti Meydanı Palermo şehrinin ve barok mimarinin kalbidir. Zamanla barok yerini neoklasik stile bırakır. Birçok bina  bu değişime uyar. Mesela Gangi Sarayı 1750 senesinden itibaren yapılan değişiklerle yeni akıma uyum sağlamıştır. Barok döneminden sadece, Visconti’nin 1963 de çevirdiği “Leopar” filimiyle ölümsüzleşen “Aynalı Galeri” kalmıştır.


Montreale

 

XIX.cu yy.ın ikinci yarısında inşa edilen ve ilk büyük tiyatro binası olan Politeama Garibaldi, Francis Ford Coppola’nın çevirdiği Il Padrino (Baba) III filminin bazı sahnelerine dekor olarak kullanılan Massimo tiyatrosu gibi neoklasik mimarinin en güzel örneklerini oluşturur. XX.ci yy.ın başında özellikle Via della Libertà caddesi boyunca çok güzel Art Nouveau villalar inşa edilmiş. Roma caddesiyle liman arasında kalan dar sokaklar rengarenk, balık, deniz ürünleri, meyva, sebze, hamur işleri ve baharatların sergilendiği Palermo’nun en eski pazar yeri Vucciria’ya doğru gider. Sicilya mutfağı muhteşem tad ve kokuların birleştiği Akdeniz, İtalyan ve Arap mutfaklarının bir karışımıdır.


Monreale – Katedral

 

Artık Palermo’dan ayrılıp adanın şehirlerini, kasabalarını, Grek ve Roma kalıntılarıyla dolu ören yerlerini keşfetme zamanı. Önce, 70 km. güney-batıda bulunan ve başkente güzel bir yolla bağlanan Segesta ile başlayalım. Kuruluşu MÖ 425 yıllarına kadar uzanan bu Klasik Grek antik şehrinde Barbo Dağına yaslanan ve iyi korunmuş bir tiyatro ile Sicilya’nın sembolü haline gelmiş bulunan harika bir Dorik tapınak bizi beklemekte. Biraz daha batıda, efsaneye göre Venüs’ün Herkül tarafından öldürülen oğlu Eryx tarafından kurulduğu rivayet edilen Erice bulunmakta: Çiçekli avlulu taş evleri, parke taşlı sokakları ve çevresindeki surlarıyla tipik bir ortaçağ şehri. Antik dönemde Eryx Dağı diye anılan San Giuliano Dağının tepesinde, eski bir Venüs Tapınağının yerine inşa edilmiş Norman Şatosuyla, şehirden Trapani Körfezinin güzel bir panaromasını görmek mümkün.


Siracusa – Appolo Tapınağı

 

Daha sonra yol, Mozia Adasının karşısındaki tuzlaların yanından geçmekte. Buradaki tuz elde etme metodları adaya Fenikeliler tarafından getirilmiş. Aynı bölgede, adaya Trinacria adını veren üç burundan biri Beo Burnunun ucunda yerleşmiş olan Marsala şehri bulunmakta. Şehir özellikle Porto şarabına benzeyen tatlı Marsala şarabıyla tanınmakta. İngiliz tüccarlar tarafından satılan bu şarap İngiliz halkının o kadar beğenisini kazanmış ki, Trafalgar zaferinden sonra kral adını zafer şarabı koymuş. Güneye doğru inince Akdeniz’in en büyük antik Grek şehirlerinden birinin geniş arkeolojik kalıntılarını kapsayan Selinunte gelir. Sicilya ve özellikle de Selinunte Yunanlılarla Kartacalı Fenikelilerin çatışmalarına sahne olmuştur.


Etna

 

MÖ VII.ci yy.da kurulan bu güçlü şehir MÖ 409 yılında Kartacalılar tarafından kuşatılmış ve tahrip edilmiştir. Yüz kilometre kadar bir mesafede, UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınan ve Tapınaklar Vadisi diye de adlandırılan, Klasik Yunan döneminin en öndeki temsilcisi Agrigente kenti bulunmakta. Yunanlılar tarafından Akragas ve Romalılar tarafından da Agrigentum diye anılan bu harika şehir, muhteşem bir panaromanın içinde yer alır. MÖ 582 de kuruluşundan sonra, filozof Empedokles’in doğum yeri olan Agrigente kentinde Atina’nın Akropolünden fazla tapınak bulunmaktaydı. Şehrin yakınında 1934 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi şair ve drama yazarı Luigi Pirandello’nun doğduğu ev bulunmakta.


Cefalu

 

Uzun bir süre sahili takip ettikten sonra Sicilya’nın içlerine doğru giriyoruz ve oldukça vahşi bir manzaranın içinden adanın ortasındaki Piazza Armerina’ya varıyoruz. Şehrin yakınlarında, UNESCO dünya mirası listelerinde yer alan Villa Romana del Casale bulunmakta. IV.cü yy.da, Gela nehrinin kıyısında inşa edilmiş olan bu muhteşem Roma Villası, bir yangının ardından asırlar boyu saklı kalmış. Villanın çok sayıdaki odasının tabanları, oyun, avcılık, spor, sirk, tiyatro, tarih, mitoloji ve hatta genç kızların bügünkü bikiniye benzer kıyafetler giydikleri görünümleri ve yatak odasının tabanı da erotik denilebilecek sahnelerin  işlendiği mozaiklerle süslenmiş.


Cefalu
 
Agrigento

 

Syracusa’ya gitmek için, üç tepenin üzerine kurulu, seramik şehri Caltagirone’den geçmek gerekmekte. Caltagirone 1693 depreminden sonra Militello Val di Catania, Catania, Modica, Scicli, Palazzolo, Raguse ve özellikle Noto’yla birlikte tamamıyla yeniden, geç Barok mimari stilinde inşa edilen sekiz Sicilya şehrinden biri. 2005 de UNESCO dünya mirası listesine alınan ve kıyıda muhteşem bir konumu bulunan Syracusa, üç bin senelik Akdeniz medeniyetinin bütün devirlerine şahitlik etmekte. MÖ VIII.ci yy.da Corintia’dan gelen Grek kavimleri tarafından Sirakousai adıyla kurulan şehir adanın başkenti olur. Ciceron’un “en büyük ve en güzel Yunan şehri” dediği bu asi fakat parlak şehir, döneminde Atina’nın en büyük rakibi olur. Roma kuşatması sırasında keşfettiği parabolik aynalarla işleyen bir savaş aletiyle Roma gemilerini yakarak şehrin üç yıl dayanmasını sağlayan, Syracusa doğumlu Archimed, MÖ 212 de şehrin Romalılar tarafından alınması esnasında burada ölür.


Güney – Batı Kıyı

 

Syracusa’nın en önemli eserleri Ortygia Adasında bulunmakta. Denize karşı harika görünümüyle Arethusa Çeşme’sinden Atena Tapınağı’nın kalıntıları üzerine inşa edilmiş Barok cepheli katedrale kadar değişik dönemlerin en güzel örneklerini burada görmek mümkün. Adanın haricinde Grek Tiyatrosu, Roma Anfitiyatrosu, Kale, Latomia adındaki zindan olarak kullanılan taş ocakları ve Pantalica Necropol’ü gezilebilir. Batı sahilinden kuzeye doğru giden yol bizi adanın birinci limanı ve ikinci şehri olan Catane’ya götürür. Etna dağının eteğinde bulunan bu şehrin tarihi, bir çok defa şehre doğru lavlarını püskürterek 1381 ve 1669 büyük bir kısmının tahrip olmasına neden olan, dağın tutumuna çok bağlıdır. 1693 depreminde de çok zarar gören şehir, gri lav taşlarıyla beyaz kalker kullanılarak, Barok üslubunda yeniden inşa edilmiştir. Bir kaç yıldan beri, faaliyetine devam eden dağın lavlarını başka yöne akıtmak için, Catane Volkan Enstitüsü yeni bir sistem geliştirmekte. Şehir merkezinde Duomo Katedrali, şehrin sembolü haline gelen çok orijinal Filli Çeşme, en güzel saraylardan biri olan Palazzo Biscari, birçok kilise ve binalarla süslü Via Crocifieri caddesi gibi Barok üslubunun güzel örneklerini görebilirsiniz.


Taormina

 

Taormina yolunda, çok özel dondurma ve pastalarını tadabileceğiniz Acireale’de bir mola vermeyi unutmamak gerekir. Bu şehir aynı zamanda antik çağlardan beri hamamlarıyla da tanınır.

Körfeze hakim kayalıkların üzerinde konumlanmış, Sicilya’nın İncisi diye de anılan Taormina, muhteşem bahçeleri, villaları, çiçeklerle süslü sokakları, küçük dükkanları, lokanta ve kahve terasları, eski sarayları, şehri plaja bağlayan füniküleriyle küçük bir şehir ve dünyaca tanınan bir turizm merkezidir. Şehrin çekiciliğine kapılmamak mümkün değil. Taormina’nın sembolü körfeze ve Etna dağına karşı konumlanmış Greko-Romen dönemi tiyatrosudur. Bu güzel şehrin eteklerinde, Sicilya’nın MÖ VIII.yy.da Grek Kolonileri tarafından kurulan ilk şehri olan Giardini Naxos bulunmakta.


Sforza D'agro
 
Villa Casale

 

Hala faaliyetine devam eden Avrupa’nın en büyük yanardağı olan ve tepesindeki yılın büyük bir kısmında erimeyen karlarıyla, mavi gökyüzünün üzerinde çok hakim bir görüntü veren Etna’ya bir tur yapmak mümkün. 1800 metreye kadar normal bir araçla çıkıp daha yukarıya devam etmek için bir arazi aracına veya fünikülere binmek gerekmekte.

 

Şehrin arkalarında, muhteşem bir panaromik yolla gidilen Savoca ve Forza d’Agro kasabaları bulunmakta. Francis Ford Coppola’nın çevirdiği Baba filminin bir çok sahnesi bu kasabalarda çekilmişti.

 Savoca’daki Kapüsen Kilisesinde, XVIII.ci yy.da bu bölgede yaşamış 37 inananın mumyaları bulunmakta.

 

Trinacria

Tepesindeki Norman Şatosuyla taçlanmış Forza d’Agro kasabasında ise Mesina boğazının güzel bir panaromasını görmek mümkün. Burada, Francis Ford Coppola gibi sanat dünyasında ünlenen Sicilya orijinli kişileri saymak gerekirse, özellikle Al Pacino, Claudia Cardinale, Robert de Niro, John Travolta, Martin Scorsece, Frank Sinatra, Adamo, Loris Azzaro’dan bahsedebiliriz.


Villa Casale

 

Seyahatimizin bitiş noktası olan Palermo’ya, kuzey kıyılarının tanınmış bir plajı olan küçük ve sempatik bir balıkçı limanına sahip bir orta çağ kasabası, Cefalu’dan geçerek varıyoruz.

Sicilya’yı gezdiğimiz bu bölgelerle sınırlı tutmak yanlış olur. Eolya takım adaları Alicudi, Filicudi, Lipari, Panarea, Salina, Stromboli ve Vulcano sıradışı bir başka seyahatin konusu olabilir.

 

Derleyen: Martine Atalay

 

İletişim:
KOPTUR Seyahat Acentası

Nispetiye Cad. No:15/B
Etiler/İstanbul
Tel     : 0212-351 0301
Faks : 0212-351 1190

info@koptur.com

www.dunyaninrenkleri.com