| |
Türkiye'nin en
yeni ve en genç yazarı ile karşıkarşıyayız! Adı, Eren Yanık. On
altı yaşında. Bu noktaya gelinceye kadar, öteki çocuklar gibi
bitmez tükenmez bir sınav maratonundan geçti. Dershanelere
gitti, test kitapları devirdi... O'nun, daha bu yaşta
yaşadıkları, pişmiş tavuğun başına gelmedi! Tıpkı bütün
yaşıtları gibi.
Ancak Eren
Yanık'ın, arkadaşlarından ayrılan bir yanı var: Yazarlık
yeteneği! Küçük yaşlarından beri yaşadıklarını, toplumun ona
dayattıklarını, eğitim-öğretim diye kendisine sunulanları
eleştirel bir açıdan kaleme almış! Yalnızca yazmakla,
eleştirmekle de kalmamış, aklına ve mantığına ters gelen
uygulamaları, yöntemleri, tavırları, davranışları ince bir mizah
duygusuyla tefe koymuş! Eren Yanık'ın kitabını mutlaka okuyun!
Öğrenciler, öğretmenler, anneler, babalar, anne-baba adayları,
eğitimciler, eğitimcilik iddiasında olanlar, bilim adamları,
devlet adamları, siyasetçiler... Kim olursanız olun, on altı
yaşında, başından geçenleri yazma, yayımlama, kamuoyuna sunma
cesareti gösteren Eren Yanık'ın kitabına ilgisiz kalmayın! Ondan
hepimizin öğrenecekleri var. Okuyun ve genç bir yazarın
muştucusu olan kaynağı elinizin altında tutun.
Sinavci2002@yahoo.com
"Büyük
finale yaklaşırken girdiğimiz sınavlar, yarışmalar ve çözdüğümüz
hazırlık testleri saymakla bitmez. Ben size bunlardan bende iz
bırakmış birini daha anlatmak istiyorum. Beşiktaş ilçesi
okulları arasında yapılan, o yılın sonlarına doğru katıldığımız
bir bilgi yarışmasıydı bu. Bildiğimiz sınavlar şeklinde değil,
aynen Hababam Sınıfı'ndaki gibiydi. Biri soruyu okuyor, siz de
elinizdeki tabelayı kaldırıp cevabı gösteriyorsunuz. Hasan Âli
Yücel'i temsilen giden grup üç kişiden oluşuyordu: Rina, ben ve
Ulaş. Yarışmanın yapıldığı alan tam bir aile ortamıydı. Bir spor
salonundaki basketbol sahasına sıralar ve sandalyeler konmuş,
her sıranın üstüne okulların adı yazılmıştı. Kendi okulumuzun
adını görünce gidip oturduk ve sorular gelmeye başladı. Okula
geldiğinden beri yıldızımızın barışmadığı Rina'yla birlik olup
soru çözüyorduk. Bu öğrencilik de aynı politika gibi işte;
uğruna çalıştığımız şey okulumuz olunca kutsal ittifak da
kaçınılmaz oldu.
Bir
süre sonra hangi okulların çekiştiği açıkça görülmeye başladı.
Son soruya geldiğimizde Lütfü Banat ve Hasan Ali Yücel'in
puanları eşitti, diğer okullar ise geride kalmıştı. Soruyu
okuyan müfettiş (Tahminen müfettişti, kötü bakıyordu.)
gülümseyerek sorusunu sordu:
"Üçgenin bir açısı kaç derecedir?"
Üçümüz de bir anda afalladık. Evet, üçgenin üç açısı var, ama
üçgeni oynatırsanız açıları değişir! Bir üçgenin üç açısı da
birbirine eşitse -ki o zaman hepsi 60 derece olur- o üçgen
eşkenar üçgen olurdu. Ama soru sadece "üçgen" diyordu! Sorunun
yanlış olduğunu yetkili öğretmenlere ilettik, ama klasik bir
"büyük cevabı" aldık: "Sen işine bak da çöz, soruya karışma
hade..." Tabii üçgeni ne kadar oynatırsanız oynatın, açılarında
değişmeyecek tek şey açılarının toplamıdır -yani 180 derece-
dedik ve tabelanın üstüne "180" yazıp kaldırdık. Lütfü Banat'tan
gelen öğrenciler de üçgeni eşkenar olarak düşünüp "60"
yazmışlardı. Sonuç: 10 dakika sonra. Biz sinirden bağırıp
çağırıyor, hakemleri dövmek istiyorduk. Birinciliği kıl payı
kaçırmamız bizi delirtmişti. Birinciler ödül olarak bir kupa
aldılar, ama bize hiçbir şey verilmedi! Neyse ki müdür
yardımcısı Sami Bey oradaydı, bizi toplayıp teselli ödülü olarak
kebapçıya götürdü. Gözyaşlı pide yedik..."
İstanbul, 9 Şubat 2004
Sevgili
Denizce
Dostları,
Sınavcı kitabının yazarı Eren Yanık’ı çocukluğundan beri
tanıyorum. Annesi Filiz Yanık, Avusturya Lisesi Ticaret Okulu
mezunu, babası İsmail Yanık, Citibank’tan arkadaşım. İsmail uzun
yıllar TEB’in Hazineden sorumlu Gen. Md. Yardımcısıydı, şimdi YK
üyesi. Eren çocukluğundan itibaren çok yetenekliydi. Bu sene
Robert Lisesini bitiriyor. ABD Ivy League üniversitelerinden
erken acceptance alan 23 öğrenciden birisi, kendisi Princeteon’a
kabul edildi, siyaset bilimi okumak istiyor. Eren’in yazdığı bu
kitap Harvard Üniversitesinde
rehber kitap olarak okutulmaya başlanmış. Aralık
sonunda bir Citibank toplantısında babasını gördüğümde söyledi
kitap yazdığını, daha sonra da gazetede Princeton’a kabul
edildiği haberini (diğer 22 arkadaşıyla) okudum ve inanılmaz
kıvanç duydum ve bunları sizlerle paylaşmak istedim.
Sevgilerimle,
Gülsev Akın
|
|