|
ELEKTRİKÇİNİN DEVRİ DAİM MAKİNASI...
Küçük ahşap teknemin bakım ve bazı tadilat işlerini (hala pek
çok eksiğiyle, örneğin daha döşemelerim yok) bitirir bitirmez
(aslında daha suya ineceğim yoktu ama iki yüce makam,birincisi
esim; bana tatil zamanının geldiğini karşı konulmaz biçimde
beyan etmişti, ikincisi tekneyi sahiden mükemmel boyayıp
vernikleyen boyacım; bu tekne bu sıcakta biraz daha karada kalır
ve açarsa, ben elimi sürmem deyince mecburen toparlanıp suya
indik) götürüp tonozuna bağladık. Sabah 8.30 veya 9.00 sularında
planlanmış olan denize iniş, ancak saat 19.00 civarı olabildi.
Tecrübe icabı, kimselere güvenemediğimden, direği bizzat dikmek
ve ayarlarını yapmak da yaklaşık 1 saatimi aldı ve Tuzla'dan
yola çıktık.
Yaklaşık yarim saat sonra tekneme yenilerini hediye ettiğim
seyir fenerlerimi yakmak üzere, önce ana elektrik şalterine el
attım... Atmamla birlikte şalterin kırmızı anahtarı elimde
kaldı, gövdesi ise bir daha ulaşılamamak üzere, sintinenin
derinliklerinde kayboldu...
Aslında teknenin elektrik sistemi mevcut ve iş görür durumdaydı.
Bir elden geçirmeyi ve daha düzgün, derdi toplu bir sistem
yaratmayı istemiştim.
Neyse nasılsa gideceğimiz yeri biliyoruz, karanlıkta da buluruz,
elektrik ille şart değil,sintine pompası da aküye direkt bağlı
nasılsa,devre kesiciden bağımsız çalışır. Tekne su yaparsa
otomatik çalışır deyip yola devam ettim.
Yerime bağlandıktan sonra, üzüntüyle tekneme veda edip, aileme
katılmak üzere yola çıktım. Güvertenin üzerinde zamanında teslim
edilmeyen bazı ıvır zıvır nedeniyle henüz delikler vardı, ayrıca
direk ıskaçasını yalıtamamıştım. Bu nedenle yağmur yağması
halinde teknenin su yapacağını biliyordum, ama hem otomatik
pompam vardı, hem benim kızımın gayet derin bir sintinesi
vardır, hortum takip içini dakikalarca yıkasanız, onlarca litre
su sintinede kaybolur gider...
Neyse, etrafta iki üç güvenilir kişiye tekneye göz kulak
olmalarını rica edip, barınak reisinin cep, yazlık ve kışlık
evlerinin telefonlarını (sahiden,adamda hepsi var) alıp,kendi
telefonlarımı bırakıp Istan buldan ayrıldım.
Tatilde İstanbul'daki yağmur faciasını duyunca, her gün sağı
solu arayıp, teknenin inatla yüzmekte olduğunu öğrenip
rahatladım...
Dönüşte yol yorgunu eve beş dakika uğrayıp doğru teknenin basına
gittim. Oooh,iste orda nazlı nazlı salınıyor kerata.
Tekneyi açıp farş tahtalarını kaldırınca, aşağı yukarı bir 20
santim su gördüm. Demekti otomatik sintine pompası
çalışmıyormuş... Şamandırasını elle kaldırdım, tik yok. Eeh, al
bakalım yeni tesisat, halbuki karadayken denediğimizde
çalışıyordu. Bu arada alışkanlıkla portatif güneş panelimi
çıkarıp fişini taktım. İçten takma motorum olmadığından akümü
şarjlı tutmak için her zaman ondan faydalanırım.
Teknenin karinasına çabucak bir göz attım, her yer kupkuru...
Başladım teknenin içini yerleştirmeye. Bir yarim saat sonra bir
su şıkırtısı far kettim. Sancak tarafta yatak tahtalarını
kaldırıp altlarına bir baktım ki, bindirme olan kaplama
tahtalarının her biri üzerinden bir parmak kalınlığında küçük
ırmakçıklar çağlamakta... Dolayısıyla suyun nerden girdiğini
anlamak ta öyle kolay değil. Deli gibi teknenin içini dağıtmaya
başladım. Ön yatakları savurdum kenara, hayır, sürat ve derinlik
göstergelerinin dipleri kupkuru... Tamam vanaları kapattıydım
ama, bu kesin su portatif tuvalet yerine koyduğum "yaşam
kalitemizi" arttıracak yeni tuvalet! Yoo, oraya saldır, buraya
saldır WC de değil. Havuz giderleri ???? Hayır onlar da
değil. Bu arada korkuyla fark ediyorum ki, gelen su bileğim
kalınlığına ulaşmış. Motoru çalıştırıp gidip tekneyi kuma
oturtsam mi? Yoksa o ''canım suya'' atlayıp gövdedeki deliği mi
arasam?Bir panik, bir panik... Kendi kendime sakin olmayı telkin
edip, hiç olmazsa suyun nerden geldiğini anlamaya çalışıyorum.
Tabii, Murpy kanunu gereği kaporta giriş bölmesinin kıça bakan
tarafında, havuz oturaklarının altından, el ayak girmeyecek ve
görünmeyen bir yerden geliyor. Peki ama diyorum, bu tekne bir
haftadır böyle su alıyor olsa,bin kere batardı.
İyi ama çok vakit kaybediyorum, şimdi sahiden batacak !
Havuz oturağındaki ambar kapağını kaldırıp, normalde 5 yasında
çocuğun giremeyeceği boşluğa baş aşağı dalıyorum. Elime bir
hortum geliyor, ucundan aslanlar gibi sular gelmekte. Yahu bu ne
hortumuydu? Hortumu yukarı çekiyorum (su hattının en az 50
santim üstüne) suyun umuru değil, keyifle akıyor. Yahu nerde
kaldı bileşik kaplar prensibi? Bu su deniz seviyesinin üzerine
çıkıyor inatla... Avucumla hortumun ucunu kapamaya uğraşıyorum,
tutmak mümkün değil. Şaşkın şaşkın bakınırken bunca zaman içinde
sintinedeki su miktarının pek artmadığını fark ediyorum.
Hayret...Aslında batmış olmalıydık çoktan. Kahverengi pis
görüntülü suya parmağımı daldırıp tadıyorum... Pek tuzlu
değil.Bir daha,yok bu kesin tatlı su. Su dışardan gelmiyor!
Kafamda bir şimşek çakıyor ve üzerimden tonlarca yük kalkıyor.
Hortum sintine pompasının hortumu, bir şekilde yerinden çıkmış
olmalı. İyi ama,sintine pompası hortumun ucundan bir metre
aşağıda, üstelik pompa çalışmıyordu ya ???? Çalışmayan
pompanın hortumundan sintinedeki su niçin bir metre yokuş yukarı
tırmansın ?
Daha fazla uzatmadan meseleyi anlatayım :
Akünün yerini değiştirme isteğim üzerine sayın elektrikçim yeni
aküyü yeni yerine bağlarken yoluna sintine hortumu çıkmış. O da
münasebetsiz hortumu yerinden çıkarıp kıç altına savurmuş. Bir
hafta boyunca sintine pompası (yada akücük ne kadar dayandıysa)
yağmurla sintineye dolan suyu basmış, aynı su kıç altından
tekrar sintineye geri akmış. Sonuçta akü iflas. Suyun devri
daimi durmuş. Ben akıllı gelip güneş panelini aküye bağlayınca
zavallı akü biraz kendini toplayıp pompayı tekrar çalıştırmış...
Biraz daha panikleyip tekneyi götürüp karaya oturtsam,
''sintinesindeki sudan korkup tekneyi karaya oturtan enayi''
olarak ebediyken denizcilik literatürüne geçecektim. Allah
korudu !
Ey Batu Göker bey, elektrik sistemi, devre kesici şalteri,
pompası, borda çıkışları olmayan ve ağzı kesik bir pet şişeyle
suyunu boşaltabileceğim bir ''Pirat gemüsü'' kaç para ?
Âli San

|