|
 |
İletişim çağından bilgi çağına geçmek için, enformasyonun yerini
bilgilendirme almalıdır. Haber bu anlamda açık toplumun atom
çekirdeğidir. Haberi besleyen ise veridir.
Veri, toplumsal gelişmeye göre çeşitlenmektedir. Kamuoyu
yoklaması ana başlığında vaaz edilen siyasal araştırmalar,
önemli verilerdir ve doğal olarak haber değeri taşıdığı için de
değerlendirilir. |
Seçmenin bir
ölçüde kararı üzerinde de etkili olduğu söylenir. Hele ki
"kararsız seçmen"in bizimki kadar çok olduğunu -yine o
analizlerin tanıtladığı bir ülkede bu türden çalışmaların önemi
artar.
Ancak işin
metodolojisi, örneklem evreni ve soru tekniği bu türden
analizleri tutarlı ve bilimsele yakın kılar ya da içine her
şeyin konulduğu alışveriş sepetine indirger. Daha profesyonelce
olanı sanırım yansız gibi görünen araştırmalardır. Konumuz
elbette ekonomik datalarla ve pazar araştırmalarıyla ilgili
değil; oralarda en küçük bir yanıltmayı adama fena ödetirler.
Ama sosyal hele ki, siyasal alanlarda araştırmaların ister
istemez yanılsamalarının bedelini halk öder. Halka bedel
ödetmenin ise vergisi yoktur! Onun için "at atabildiğin kadar"…
Siyasal oy
oranları, siyasal tercihler ve benzeri konularda araştırma ve
anket tekniği öylesine revaçtaki, bu alanda bir çok şirket
kurulmakta. Bunlar arasında uluslar arası alanda saygın
ortaklıklar oluşturanlar da var. Ama öyle bazıları var ki resmen
sanki "sipariş üzerine" çalışıyorlar. Ak koyunu/kara koyunu
ayırmak ise gerçekten zor. Belki de bu konuda kabul edilebilir
olmaktan uzak artı eksi sapma verenler, sonradan takip ve teşhir
edilmediği için… Toplumun hafızasının güçsüzlüğüne ve yasaların
yetersizliğine güvenerek bu alanda "iş" yapanlar öylesine
rahatlar!
Kamuoyunu medya
aracılığıyla yönlendirmek açısından anketleri "kullanmada" ilk
uyananların Türkiye ile "ilgili" dış çevreler olduğu söylenir.
12 Eylül sonrasında yapılan ilk seçimlerde askerlerin
desteklediği MDP ile ANAP baş başa giderken bir yanılsama
pompalamasıyla darbenin liderine açıktan MDP'ye destek vermesi
gereğinin içeriden sufle edildiği savlanır. Sonuç malum! ANAP
açık ara kazandı. O günden bu güne her seçim öncesinde anket
kuruluşları el bebek gül bebektirler.
Siyasi partiler
bir ölçüde rekabetten ama biraz da kolaycı biçimde bunlardan
"araştırma" isterler. Adı araştırmadır ama düz ankettir çıktısı
itibariyle… Tabii o türden "araştırma/anket siparişleri",
"parayı veren düdüğü çalar" misali bir gayretkeşliği ister
istemez akıllara getirir. Belki çoğu buna karşın nesnelliğini
korumak da isteyebilir. Ama olayın tarafı işin içindeyse bu kez
bunun korunması, en azından sonuçların algılanması açısından
zordur. Kendilerini panayır aynasında gibi "olduğundan büyük
görmek isteyen" liderlerin dünyasında böyle alış verişler için
her zaman iyi bir pazar yaratıldığı söylenebilir. Şimdiden duyar
gibiyim: "Sipariş üzerine anket yapılır" diye reklama
girişildiğini…
O tür
anketlerden kimileri AKP'yi %34 lerde gösteriyor. Ülke gündemi
dalgalanıyor, fırtınalar, kıyamet kopuyor, halk şehitlere
ağlıyor, ekonomide memurlar dahil üretenler sürüm sürüm
süründürülüyor, çiftçi perişan ama nedense iktidar partisi % 30
dan bir dirhem iki çekirdek aşağı fiyakasını bozmuyor o
anketlere göre…Öte yandan ana muhalefet partisi ne yazık ki,
sokakta, fabrikada, tarlada, iş yerlerinde neredeyse her on
kişiden ancak birinin o da "kerhen" desteklediği bir parti
haline getirilmesine karşın aynı anketlerde oy oranı % 17 den
aşağı inmiyor. Tutturabilirlerse % 20'ye çıkaran bile var. Ama
açıklaması yok. Nesnel dayanağını ise okumak zor… Yine de olsun!
Tombalacı torbası dolsun!
Bütün bunlar
Türkiye'yi "iki partili ve özellikle de bugünkü gibi AKP
iktidar-Baykal onun dümen suyunda" formülüne razı etmek için mi
empoze ediliyor gibi bir soru akla gelmiyor değil. Özal gibi
"2.5 parti" diyen bir anlayış, R.T.Erdoğan'ın
Cumhurbaşkanlığı'ndan Kıbrıs'ın feda edilmesine varabilecek bir
süreci, bu dönemin AKP'si lehine, ama demokrasi aleyhine yeni ve
daha zayıf bir versiyonunu mu hazırlıyor? sorusu gibi…
Anketlerde
yönlendirme kokuları ortaya çıkınca bu çok saygın iş alanına da
haksızlık edilmiş oluyor. Buna karşılık, siyasal araştırma ve
anketler yerli yerinde ve seçime üç ay kalan bir süre sınırında
ve saydam olarak kullanılırsa istikrarlı bir parlamentonun
oluşumunda ve seçmen zihnin dağılmasına da engel olabilir. Ama
bu haliyle toplumdan ve gerçeklerden kopuk anketler doğrusu
seçmen zihninin daha da bulanmasına yarıyor. Yanıt değil "soru"
üretiyor…
Tıpkı habere
yorum katmak, yorumda ise gerçeğe ilişkin dürüstlük kaygısı
taşımamak gibi…
Birileri
bağırıyor yazıyı kesmek zorundayım: "Hay de sipariş veren vaaar
mı…anket yapılıııııır"!