|

Günlük rutinlerden devlet işlerine kadar her konuda kayıt
tutan, padişahların kişisel asistanı gibiydi onlar.
Padişahın halkla buluştuğu, gücünü, askerlerini,
görevlilerinin çokluğunu, zenginliğini ve ihtişamını sergilediği
Cuma Selamlıkları ve Binişlerde; debdebeli kıyafetleri ve güzel
fizikleriyle dikkat çeken has oda ağaları içinden şal kuşağının
içine soktuğu altın divitiyle ayırt edilir ‘sır kâtibi’.
Sarayın Günlük
Yaşamında
Padişahın her an yanında bulunarak, sarayda, sur içi ve sur
dışında gidilen biniş yerlerinde yapılan işleri yazar. Çeşitli
boyutlardaki kâğıtlar üzerine aldığı düzensiz notlarda; dış ve iç
politikadaki önemli gelişmeler, merasimler, yangınlar, depremler,
şehzade ve sultan doğumları, önemli tayinler, ölümler, yazlık ve
kışlık saraylarda cereyan eden olaylar yer alır.
Selimî mücevveze kavuğu, divan kürkü, çiçekli Bursa
kumaşından üç peşli entarisinin altına giydiği kırmızı şalvarı ve
sarı yemenileriyle mütevazı bir görünüm sergileyen bu saray
görevlisinin tuttuğu ruznâmeler, Osmanlı Sarayı’nın günlük yaşamına
ayna tutar.
Sır Kâtipliğinin
Başlangıcı
Hz. Peygamber, Kur’an-ı Kerim’i yazan vahiy kâtipleri
dışında, hükümdar ve emirlerle yaptığı yazışmalarda da kâtipler
görevlendirmiştir. Hülefa-i Raşidin döneminde de halifelerin özel
kâtipleri olduğu bilinir. Emevilerle birlikte devletin resmi
yazışmalarını yürüten ilk kurum olarak Divan’ur Resail kurulur.
Doğrudan halifeye bağlı olan müessese Abbasiler döneminde de devam
etmiştir. Abbasi halifesi Mehdi Billah (775-785) mektuplarını sır
katiplerine yazdırmıştır. Fatimiler, Divan’ur Resail’in adını
değiştirerek, Divan-ı İnşa ismiyle devam ettirir. Eyyübilerde aynı
isimle devam eder ve divan başkanına kâtibü’s-sır unvanı verilir.
Memluklar döneminde sır kâtipliği vazifesi, sivil bürokrasinin
üstlendiği en önemli görevlerden biri olmuştur. Burcî Memlukları
döneminde konumları daha da yükselen sır kâtipleri; Divan-ı
Mezalim’deki protokolde vezirlerin önünde yer alırlar. Zamanla
kadılar, âlimler ve diğer ilmiye mensuplarının işlerini sır kâtibi
takip eder; Sultan, ilmiyeye yaptığı tayinlerde bile sır kâtibinin
görüşünü almaktadır.
Osmanlı Devleti’nde
Sır Kâtipliği
Osmanlı Devleti’nde Sultan II. Bayezid devrinde (1481-1512)
Kâtib Şemseddin Kasım ile başlayan sır kâtipliği vazifesi, Sultan II.
Mahmud döneminde artan bürokrasiyle birlikte, mahiyeti biraz
değişerek Mabeyn Başkitabeti’ne dönüştürülünceye dek devam etmiştir.
Sır Katiblerinin kaleme aldığı ruznamelerde, tarih
kitaplarında yer almayan gizli buluşmalar, padişahın tebdil-i
kıyafetle yaptığı geziler, merasimler, sadrazamla yapılan olağan ve
olağanüstü görüşmeler, saray içinden bakan bir gözle kaleme
alınmıştır. Ruznamelerde, Padişahın özel zevkleri, ibadet
alışkanlıkları, dinlediği müzikler, izlediği spor faaliyetleri
kaydedilirken, satır aralarında kişiliğine dair bilgiler de
verilmiştir.
Sır Kâtiplerinde
Aranan Özellikler
Sır kâtipleri, dini ilimler konusunda bilgili, tarih ilmine
vakıf, edebiyat alanında yetişmiş, son derece güvenilir ve mahir
kâtipler arasından seçilirdi. Padişaha yakınlığı, yazışmaları takip
etmesiyle ilgili ayrıcalıklı konumları, bürokratların onların
aracılığına ihtiyaç duymalarına sebep olmuştur. Sultan III. Selim
dönemine ait bazı arşiv belgeleri sır kâtiplerinin konumları
hakkında çarpıcı bilgiler sunmaktadır.
Anadolu’da yapılan İngiliz ve Felemenk taklidi kumaşlardan
Padişaha göndermek isteyen bir bürokrat, aynı kumaşlardan sır
kâtibine de göndermek istemektedir! Şeyhülislam, Mabeyn-i hümayunda
bir zata yazdığı mektubunda; sır kâtibi Ahmed Bey’in bacanağı Ahmed
Molla’nın usulsüz terfi talebinin reddedilmesi üzerine, adamlar
göndererek meşihat makamını tahkir etmesinden şikâyet etmektedir.
Sır Kâtiplerinin
Vazifeleri
Hane-i Hassa da denilen Has Oda’nın seçilmiş 40 ağasından
biridir sır kâtibi. Yazı kâğıdı ve diğer yazı malzemeleri boynunda
sırma işlemeli bir kesede, altın diviti ise belindeki kuşağında
taşıyan Padişahın bu özel kâtibinin vazifeleri çeşitlidir. Sultanın
yazdığı hatt-ı hümayunları hasekiağa, kozbekçibaşı veya baltacılar
kethüdasından, o gün telhis nakliyle görevli olanıyla Bâb-ı Âli’ye
gönderir. Padişahın yazışmalarını yapar. Cuma selamlıkları ve
binişlerde padişaha sunulan arzuhalleri temize çekerek padişaha
okur, gerekli cevapları yazar ve gerekli yerlere havale eder.
Devletin asker ve gelirlerle ilgili temel defterlerinin bir
nüshasını muhafaza eder. Hafız-ı kütüblerle birlikte padişahın Has
Oda’da bulunan kitaplarının muhafazasından sorumludur. Has Oda
Dairesi’nde üçüncü oda olarak da adlandırılan Şadırvanlı Sofa’nın
ikinci kısmında yer alan Padişahın özel kütüphanesinde, padişahın
emri üzerine birbirinden kıymetli kitaplar arasından Padişahın
seçtiği kitapları okur… Bu birbirinden kıymetli ve musavver
kitapların arasındaki tarih kitaplarını okurken, hayallerinde bir
gün kendi aldığı notların kitap haline gelip sonraki yüzyıllarda
sultanların huzurunda okunması da vardı. Kim bilir…
Tarihe Not Düşmek
Sır kâtiplerinin aldığı notlar İstanbul şehir tarihi için de
önemli bilgiler taşımaktadır. Bugün artık bilinmeyen, ancak
ruznamelerde isimleri ve yerleriyle belirtilen saraylar, askeri
yapılar, hanlar, çarşılar, mesire yerleri İstanbul’un panoramik
görüntüsüyle ilgili zengin bilgiler barındırır.
Sır kâtipleri padişahın resmî hayatına ilişkin detaylı ve
açık bilgiler sunarken özel hayatına ilişkin detaylı bilgi
vermezler. Bazıları padişahın günlük programını saatlere bazıları
ise beş vakte bölerek aktarır..
Sır kâtipleri padişahlara ait detaylı bilgi sundukları
ruznâmelerinde kendilerine ait bilgi vermezler. Yaşanan olaylar
karşısında ne düşündüklerini ne hissettiklerini ancak satır
aralarına sinmiş duygu parçacıklarından anlayabiliriz.
Yazı: Sevgi Ağca
Fotograf: Ahmet Bilal Arslan
Kaynakça:
SkyLife - Temmuz 2010
Sevgi Ağca ve
Ahmet Bilal Arslan'a
teşekkürlerimizle
Denizce

11.08.2010
|