|

Sarı, Kavuniçi ve Kırmızı Sonbaharın Renkleri...
Sonbahar her ne kadar renkleriyle cazibeli bir
mevsim olsa da, çağrıştırdığı hüzün nedeniyle diğer mevsimlere göre
arka planda kalıyor. Aslında sonbahar mevsimi yaşam için önemli bir
dönüm noktası. Çünkü birçok canlı türü sonbaharda yaşamını ya
gelecek nesillere aktarıyor ya da sessiz bir uykuya dalıyor.
Sonbaharın en cazip yanı, ağaç yapraklarına verdiği sarı, kavuniçi
ve kırmızı renklerde saklı. Peki, ağaçların yaprakları bu mevsimde
neden renklerini değiştirip dökülüyor?
Sonbaharda yaprakların yeşil renklerini
kaybederek sarı ve parlak kırmızıya bürünmelerinin nedeni,
sonbaharda besin sentezini ve klorofil yapmayı durdurmaları. Bitkide
bulunan ve fotosentez yapmaya yarayan klorofil, bitkilere yeşil
rengini veriyor. Klorofil adı verilen pigment maddeleri kuvvetli bir
yapıya sahip olduğu için, yaprakta bulunan diğer pigment maddelerini
maskeliyor ve yapraklar yeşil görünüyor. Yapraklarda klorofil
çeşitli nedenlerle azalmaya başladığında diğer pigment maddeleri de
görünmeye başlıyor. Böylece klorofiller sonbaharda yapraklarda
parçalanmaya başladıkça, biz de onları sarı ve kavuniçi tonlarda
görmeye başlıyoruz.
Sonbaharda her ağaçta farklı renk tonlarının
görülmesinin nedeni, yaprakta bulunan klorofillerin aynı miktarda
olmaması. Bunun yanında yaprakta başlayan klorofil yıkımının hızı,
yaprakta depolanan şekerlerin miktarı, diğer pigmentlerin yoğunluğu
ve yaprakların düşme hızı gibi etkenler, yaprakların rengini
değiştiriyor. Tüm bu ölçütlerse iklim koşullarınca kontrol ediliyor.
Sonbaharda yaprakta depolanan şeker miktarı
artıyor. Çünkü fotosentez hızının azalmasına karşın, üretilen
şekerlerin bitkinin diğer kısımlarına iletimi yavaşladığından, bu
şekerlerin büyük kısmı yapraklarda kalarak antosiyanin adı verilen
bileşiklere dönüşüyorlar. Yaprakların sarımsı-kırmızımsı renkleri,
bu sürecin sonucu. Işık şiddetinin fazla olması antosiyaninleri
artırdığından, yapraklar daha parlak renklere bürünüyor. Sonbaharla
gelen soğuk gecelerse, antosiyanin üretimini yavaşlattığı için,
soğuk havalarda yapraklar daha soluk renkli oluyor. Renklerdeki
soluklaşmanın bir nedeni de, soğuk havayla yapraklardaki şeker
oranının düşmesi.
Genetik Yapı ve Çevresel Etkenler
Yaprak rengini genetik yapı ve çevresel etkenler
de belirliyor. Ancak bu etkiler bitkiden bitkiye çok farklı
şekillerde ortaya çıkıyor. Sıcaklık, yaprak yaşı, gölge gibi
koşullar da rengi etkiliyor. Örneğin, yüksek sıcaklıklarda büyüyen
bitkilere ait yapraklar daha az renk değiştirirken, düşük
sıcaklıklarda büyüyen bitkiler fazla renk değiştiriyor. Bu nedenle
ılıman kuşakta yer alan bitkiler, sonbaharda subtropikal kuşakta
yetişen bitkilere göre çok daha güzel renklere sahip oluyorlar.
Yapılan araştırmalara göre, gece sıcaklıkları 14-18 °C arasında
bulunan bölgelerde, yaprakların sonbahardaki renkleri, çok daha
parlak ve çok daha güzel oluyor.
İklim koşullarının dışında, toprakta bulunan
çeşitli mineral maddelerin eksikliği de yaprak renklerini etkiliyor.
Örneğin, azot eksikliği yaprakların erken sararmaya başlamasına
neden oluyor. Toprak asitliği de yaprak rengini değiştiren bir
etken. Asitli topraklarda yetişen ağaçlar daha kırmızı renklerde
olurken, alkaliye gidildikçe yapraklar daha çok morumsu olmaya
başlıyor.
Biliminsanları uzun yıllardan beri yaptıkları
çalışmalar sonucunda yaprak dökümünün, hava sıcaklığının düşmesinden
çok, günlerin kısalması nedeniyle ışık şiddetindeki değişmeler
nedeniyle ortaya çıktığını ifade ediyorlar.
Yapılan genetik çalışmalar da, sonbaharda
yaklaşık 2.400 genin değişikliğe uğradığını gösteriyor. Buna göre,
genler yaprakların renk değiştirmesi ve dökülmesinde etkin rol
oynuyorlar. Ancak şimdiye kadar yapılan çalışmalarda, bu
dönüşümlerin tam olarak hangi genler tarafından ve nasıl kontrol
edildiği tam olarak ortaya konabilmiş değil. Umea Universitesi ve
Stockholm’de bulunan Kraliyet Teknoloji Enstitüsü’nden
biliminsanlarının Akçaağaç (Acer sp.) üzerinde yaptıkları çalışmada,
yaprak dökümünde gerçekleşen ve yaprak renginin değişmesini sağlayan
klorofil parçalanmasında, 35 genin etkinleştiği tespit edilmiş.
Ancak yaprakların renk değiştirme mekanizmasını tam olarak
çözebilmek için daha çok sayıda çalışma yapılması gerekiyor.
Genetikbilimciler, gelecekte renk değişiminde rol oynayan genlerin
tümünün keşfedileceği ve istenilen zamanda yaprak renginin
değiştirilebileceği umudundalar.
Yapraklar Ne İşe Yarıyor?
Yapraklar, bitkilerin doğal besin fabrikaları.
Bitkiler, kökleri aracılığıyla topraktan aldıkları suyla atmosferden
aldıkları karbodioksidi, (CO2) güneşten aldıkları
enerjiyle parçalayarak yapraklardaki kloroplastlarda besin haline
dönüştürüyorlar. Bu tepkime sonucunda bitkinin büyümesini sağlayacak
olan ve glukoz adı verilen şekerli bir bileşik ve atık madde olarak
da oksijen (O2) üretiliyor. Bitkiler bu glukozu enerji
üretmek ve büyümek için kullanıyorlar. Bitkinin yapraklarında
gerçekleşen bu olaya, ışıkla birleştirme anlamına gelen fotosentez
adı veriliyor. Bu süreçteki en önemli rolü de bitkiye yeşil rengini
veren, klorofil adı verilen moleküller oynuyor.
Bitkiler Kışın Geldiğini Nasıl Anlıyor?
Bitkiler, kışın geldiğini sahip oldukları
almaçlar (reseptörler) aracılığıyla anlıyorlar. Bu almaçların
bazıları ışık şiddetine, bazıları da sıcaklığa duyarlı. Bu işleyişe
iyi bir örnek, baharda aldanan ağaçlar. Örneğin, ocak sonu ve
şubatta havalar birden ılışlaştığında badem ve erik ağaçları kısa
sürede çiçeklenmeye başlıyorlar. Ancak sıcaklardan sonra gelen ilk
soğuklarla, çiçekler donarak zarar görüyor. Bu, ekonomik bir kayıp
olmanın ötesinde, türün çiçeklerini kaybetmesi, o yıl tohum
oluşturamaması, yani biyolojik olarak başarılı olamaması anlamına da
geliyor.
Kış boyunca güneş ışınlarının eğimli gelmesi ve
hava sıcaklığının düşük olması fotosentezi olumsuz etkiliyor. Bu
nedenle ağaçlar, kışın memeli hayvanlardaki kış uykusuna benzer bir
dinlenme dönemine çekiliyorlar. Bu sürede yeterli fotosentez
yapamayan ağaçlar yaz aylarında depoladıkları besinlerle yaşamlarını
sürdürüyorlar. Yapraklarda klorofillerin parçalanması ve ardından
yaprakların dökülmesi, ağaçlarda besin üretimini büyük ölçüde
durduruyor.
Bitkiler Kışa Nasıl Hazırlanıyor?
Yaz ayları boyunca, ortamda bulunan bol su ve
şiddetli güneş ışığı etkisiyle bitkiler yoğun bir şekilde fotosentez
yaparak besin üretiyorlar. Üretilen bu besinlerin bir kısmı büyümede
kullanılırken, geriye kalan kısmı da kışın kullanılmak üzere depo
ediliyor. Çünkü yaz aylarının tersine kış aylarında günler kısa ve
soğuk olduğundan, ışık miktarının azlığı ve ortamda bulunan suyun
akışkanlığını kaybederek yeterli miktarda alınamaması sonucunda,
bitkiler yeterli miktarda fotosentez yapamıyorlar. Bu nedenle, kışın
ağır koşulları na dayanabilmek için kendilerine çeşitli yollar
buluyorlar. Bazı bitkiler yaşamlarını, bir büyüme sezonuna
sığdırıyor. Bu bitkilere tek yıllık bitkiler adı veriliyor. Bu
bitkiler, kışın ağır koşulları henüz gelmeden yaşam döngülerini
tamamlayarak ortadan kayboluyor, ancak ürettikleri tohumlarıyla
bahar aylarında yaşama geri dönüyorlar. Çok yıllık adı verilen
bitkilerse tek yıllıkların aksine, iki yıl ya da daha fazla
yaşayabiliyorlar. Bu grup, ağaçları, çalıları, yarı çalıları ve bazı
uzun ömürlü otsu türleri içeriyor. Çok yıllık bitkilerden ağaç ve
çalılar, odunsu kısımlarıyla kışa karşı koyabilirken, otsu
kısımlarını, yani yapraklarını kaybediyorlar. Böylece hem enerji
tasarrufu yapıyor, hem de soğuktan etkilenecek yüzey alanlarını
küçültüyorlar. Soğuktan üşüdüğümüzde büzülmemizin amacı da bu: yüzey
alanımızı küçülterek daha az enerjiyle daha kısa sürede ısınabilmek.
Çok yıllık otsu bitkiler de kış aylarında toprak yüzeyinde bulunan
kısımlarını kaybederek, yalnızca toprak altında bulunan kök, soğan,
yumru gibi kısımlarıyla yaşamaya devam ediyorlar ve havalar
ısındığında yeniden gelişiyorlar.
Bitkiler, sandığımızın aksine, yalnızca
sonbaharda yaprak dökmüyorlar. Örneğin çam, selvi, göknar gibi
ağaçlar, her dönem yaprak dökmelerine karşın bizler onlara yaprak
dökmeyen bitkiler adını veriyoruz. Bunun nedeniyse bu tip ağaçların
hiçbir mevsimde tamamen çıplak kalmaması. Bitkiler, sonbahar
dışındaki mevsimlerde iklimdeki ani değişiklikler, çeşitli
hastalıklar ve böcekler nedeniyle de yapraklarını dökebiliyorlar.
Yaprak döken ağaçlardan çınar, meşe, dişbudak,
kavak, huş, kayın, akçaağaç, kışa yapraklarını dökerek
hazırlanıyorlar. Çam, selvi, göknar, ladin gibi herdem yeşil olarak
bilinen yaprak dökmeyen ağaçlarsa kış aylarında yapraklarını
dökmüyorlar. Çünkü bu ağaçların yaprakları, soğuktan korunmak için
özel bir yapıya sahipler. Bu bitkilerin yaprakları, ya çamlarda
olduğu gibi iğne şeklinde ya da defne, sandal ağacı, kermes
meşesinde olduğu gibi üzerileri kalın bir mumsu tabakayla örtülü.
Çok soğuk havalarda bu bitkilerin yapraklarının da kıvrılarak yüzey
alanını küçülttüğünü görebilirsiniz. Kışın yaprağını dökmeyen bu
herdem yeşil bitkiler, yeterli miktarda su bulduklarında kış
aylarında da fotosentez yapmaya devam ediyorlar. Ancak kışın
gerçekleşen besin üretimi, yaz aylarına göre çok yavaş bir şekilde
gerçekleşiyor.
Yaz aylarında bitkiler çok miktarda besin
üretiyorlar. Üretilen şekerler nişasta halinde depolanarak kış
ayları için saklanıyor. Örneğin, en çok tükettiğimiz yiyeceklerden
olan patatesin nişasta bakımında zengin olması, bitkinin kış dönemi
için yaptığı hazırlıktan kaynaklanıyor.
Sonbaharda yapraklar dökülmeden önce ağaçlarda
çok sayıda değişiklik meydana geliyor. Bitkibilimcilerin “absisyon”
adını verdikleri yaprak dökümünden önce, her yaprak sapının dalla
birleştiği yerde, ayrılma tabakası adı verilen bir tabaka oluşuyor.
Bu tabaka ileride yaprağın daldan kolayca ayrılmasını sağlıyor. Bu
katmanın ortasından bir iletim demeti geçiyor. Bu iletim demeti,
bahar ve yaz aylarında topraktan alınan su ve suda çözünmüş
elementlerin yaprağa, yaprakta üretilen besinlerin de bitkiye
iletilmesini sağlıyor. Sonbaharda bitki tarafından üretilen çeşitli
enzimler aracılığıyla uyarılan bu tabaka, büyümeye başlayarak iletim
demetinde gerçekleşen akımı engelliyor. Böylece kökler aracılığıyla
topraktan alınan su yapraklara iletilemezken, yaprakta üretilen
besinler de gövdeye gönderilemiyor. Bu durumda yaprakta üretilen ve
gövdeye gönderilemeyen şekerler de antosiyanin adlı maddelere
dönüşüyor. Bu sırada klorofiller de parçalanarak yaprakta bulunan
diğer pigment maddeleri görünür hale geliyor ve yaprağın rengi
yeşilden sarıya doğru değişmeye başlıyor. Absisyon tabakası adı
verilen bu tabaka, yaprağın dökülmesinden sonra mantarımsı bir hücre
sırasıyla kaplanarak bitkiyi dışarıdan gelecek hastalıklara karşı
koruyor.
Yapraklar Nasıl Dökülüyor?
Günlerin kısalmasıyla, yaprak sapının dibinde
bulunan absisyon bölgesi şekillenmeye başlıyor. Absisyon bölgesinde
bir sıra hücre tabakasından oluşan ayrılma tabakası, fizyolojik
olarak etkinleşiyor ve pektinaz ve selülaz adı verilen özel enzimler
salgılamaya başlıyor. Bu enzimler, selülozdan oluşan hücre duvarını
ve pektinden oluşan orta lameli eritmeye başlıyorlar. Orta lamel ve
hücre çeperinin tümüyle erimesiyle birlikte, yaprak daldan ayrılarak
dökülmeye başlıyor.
Sarı Rengin Belirginleşmesi
Yaprağın susuz kalması ve klorofil pigmentlerinin
parçalanmasıyla, daha önce klorofil tarafından maskelenen
pigmentler, yaprakta görünür hale geliyorlar. Bu pigmentlerin
başında, kavuniçi rengi veren karoten ile sarı rengi veren ksantofil
geliyor. Bu pigmentler doğada gördüğümüz en yaygın pigmentler olup
çiçeklerde, muz, portakal, limon gibi meyvelerin kabuklarında,
havuçta olduğu gibi bazı köklerde ve yumurta sarısında bulunuyor. Bu
pigmentlerin, renk vermenin dışında klorofil gibi önemli bir
görevleri olup olmadığı henüz bilinmiyor.
Klorofilin parçalanarak ortaya diğer renklerin
çıkmasını, muz örneğinde kolayca açıklayabiliriz. Ağaç üzerinde
gördüğümüz muzlar genelde yeşil renkte. Bunlar koparılıp
pazarlandıktan sonra sararmaya başlıyorlar. Bunun nedeni meyvenin
ana bitkiden ayrılması ve su iletiminin sona ermesi. Bir süre sonra
kabukta bulunan klorofil pigmentlerinin parçalanmasıyla, yine
kabukta bulunan ksantofil pigmentleri görünür hale geçiyor ve yeşil
olan meyve sararıyor. Aynı şekilde, dalından kopardığınız yeşil bir
armudu ya da benzer bir meyveyi evde birkaç gün beklettiğinizde,
sarardığını görebilirsiniz.
Yapraklardaki Kırmızı
Pancar, kırmızı elma, kara üzüm, menekşe, sümbül
gibi bitkilerin parlak kırmızı ya da morumsu renkleri, antosiyanin
adı verilen maddelerden kaynaklanıyor. Yapraklarda bu pigmentler
glukozun birikmesiyle oluşuyor. Bitkilerde gördüğümüz kahverengi
renklerse acı bir tada sahip olan ve tanen adı verilen maddelerden
geliyor. Tüm bu pigmentlerin türlü birleşimleriyle, gökkuşağını bile
kıskandırabilecek renkler ortaya çıkıyor.
Yaprakların sonbaharda neden ve nasıl kırmızıya
döndüğü hakkında çeşitli kuramlar var. Sarı ve kavuniçi renklerini
veren karotenlerin yıl boyunca yaprakta bulunduğu ve sonbaharda
klorofil pigmentlerinin parçalanmaya başlamasıyla görünür hale
geçtiklerini söylemiştik. Yapraklara kırmızı renk veren
antosiyaninlerse yaprakta, yalnızca sonbaharda yaprak dökülmeye
başlamadan birkaç hafta önce üretilmeye başlıyor.
Antosiyaninler, suda çözünebilen bir grup
flavonoid olup, hücre sitoplazmasında üretilerek vakuollere
gönderiliyorlar. Şimdiye kadar antosiyaninlerin bitkilerde neden
sentezlendiği hakkında kesin bir bilgi olmadığı gibi, hücrede
doğrudan etkili oldukları bir fizyolojik mekanizma da görülmemişti.
İsviçre’de bulunan Fribourg Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Marco
Archetti ve arkadaşlarının, Kuramsal Biyoloji dergisinde yayınlanan
“birlikte-evrim kuramıyla sonbahar renklerinin kökeni” adlı
makalelerinde, 19. yüzyıla kadar klorofil pigmentlerini güneş
ışınlarından korumaları için üretildiği kabul edilen
antosiyaninlerin, bitkiler tarafından böceklere sinyal vermek üzere
evrimleştiği belirtiliyor. Bu çalışmaya göre, bir tür kızılcık
bitkisinde yapılan araştırmalar sonucunda sonbaharda kızaran
yapraklar, afit adı verilen küçük böceklere sinyal vererek, onları
yumurta bırakmaları için yaprağa davet ediyorlar.
Sonbahar ve Hüzün
Sonbaharın çoğu kişiye hüzün verdiği, bir gerçek.
Bunun nedenlerinden biri, biyolojik saatimizle belirlenen biyoritmde
gizli. Biyoritm kabaca, türlerin davranışlarını çevresel etkenlere
göre kontrol eden bir içsel mekanizma. Buna göre birçok canlının
metabolizması, bahar aylarında hareketlenirken sonbaharda
yavaşlıyor. Birçok tür ilkbaharda ortaya çıkarken ya da gelişirken,
sonbahar geldiğinde ya ortadan yok oluyor ya da gelişimini
yavaşlatıyor. İnsanlarda da durum aynı. Sonbahar hüznünün kaynağı,
belki de sonbaharda azalmaya başlayan canlılık enerjisi.
Sonbahar Yapraklarının Ekolojik ve Psikolojik Yararları
Yaprak dökülmesinin ekolojik boyutuna
baktığımızda, dökülen yapraklar besin döngülerinde önemli bir rol
oynuyor. Orman tabanına dökülen yapraklar çürüyerek toprağa karbon,
azot ve diğer elementleri veriyor. Kökler de bu besinleri alarak
ihtiyaç duydukları elementlerin bir kısmını karşılamış oluyorlar.
Kısacası, ağaçlar döktükleri yapraklarla toprağı bir ölçüde
gübrelemiş oluyorlar. Bununla birlikte toprak yüzeyine düşen bu
yapraklar, birçok böcek ve mikroorganizma türü için de yuva ve besin
kaynağı olarak kullanılıyor. Bu yapraklar sucul ekosistemlerde de
önemli bir yer tutuyor. Sonbaharda dökülen yapraklar rüzgarlarla
savrularak göl ve akarsulara karışıyor ve burada suyun etkisiyle
parçalanarak suda besleyici elementler haline dönüşüyorlar. Suda
yaşayan planktonlar, algler balıklar ve diğer omurgasız canlılar
bunları yiyerek yaşamları için gerekli besinleri almış oluyorlar.
Sonbaharda yaprakların kızarmasıyla ortaya çıkan
manzara, yere düşmeleriyle de oluşan organik halılar doğada yaşayan
diğer bitki ve hayvan türleri için de oldukça önemli olmakla
birlikte, insan psikolojisinde de bir hayli etkili. Hepimizin
bildiği gibi birçok yazar, şair, fotoğrafçı vb. sonbaharda ortaya
çıkan muhteşem renk cümbüşlerinden etkilenmiştir. Bu nedenle de bize
sonbaharı anlatan birçok şiir, roman, şarkı, resim ve film var.
Washington’da bulunan Fobi, Sinir ve Depresyon
Tedavi Merkezi’nde yapılan çalışmalar, sonbahar renklerinin
insanları normal renklerden daha fazla rahatlatıp sakinleştirdiğini
göstermiş. Birçok psikiyatri uzmanı da sonbaharda dökülen yaprakları
izlemek ve onların arasında yürüyüş yapmanın insanı psikolojik
olarak rahatlattığı görüşüne katılıyor. Buna paralel olarak yapılan
deneysel çalışmalarda, sonbaharda görülen sarı, kavuniçi ve kırmızı
tonlara boyanan bir odada oturtulan hastaların, diğer renklere
boyanmış odaya oturtulmuş hastalardan daha sakin ve rahat tavırlar
sergiledikleri tespit edilmiş.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Kasım-2005
Cenk Durmuşkahya'ya
teşekkürlerimizle
Denizce

12.11.2008
|
|