|
Sanayi Devrimi’nin ilk yıllarında makineleşme arttıkça;
kırsaldan kente göçmüş ve emeklerini satarak geçinmeye çalışan
işçiler işsizlikle karşı karşıya kalmaya; yoksulluk yanında açlık da
kendini göstermeye başlamıştı. İşçilerin ilk tepkisi kendilerini
işinden ettiğini düşündükleri makineleri tahrip etmek olmuştu. Her
şey çok somuttu; makine birden fazla işçinin görevini üstleniyor ve
fazla gelen işçiler işinden oluyordu. Makine suçluydu ve ortadan
kaldırılırsa işsizlik de bitecekti… Yıllar işin görüldüğü gibi
olmadığını gösterdi işçilere ve işsizliğin kaynağının ekonomik
sistem; makinelerin bu sistemin bir parçası olduğu neden sonra fark
edildi.
İstanbul Tophane’de sanat galerilerine yapılan saldırı
nedense bana bunu anımsattı. Tophane’de yaşayan insanlar yaşadıkları
mahallede bir şeylerin değiştiğini fark ediyordu uzun süre; bunu
internet sitesindeki yazışmalarından anlayabiliyoruz. Bu değişimin
yaşamlarını etkileyeceklerini belki de yıllardır yaşadıkları
mahallerinden olacaklarını hissediyorlardı. Bu değişimi görünür
kılan sanat galerileri mahalle sakinleri tarafından, nedeni olarak
algılandı. Onlar semtten uzaklaştırılırsa tehlike de geçecekti ve
seneler ve seneler önce işçilerin makinelere saldırdıkları gibi
sanat galerilerine saldırdılar.
Ve çok kısa zamanda onları huzursuz eden şeyin nedeni değil
sonucu olduğunu öğrendiler sanat galerilerinin…
İnsanlar, gereksinimlerini karşılamak için takas yoluyla elde
ettikleri maddelerin alışverişini kolaylaştırmak amacıyla para denen
değişim aracını buldular. Para alışverişi kolaylaştırdı, ticareti
geliştirdi; ticaret mala ihtiyaç duydu; üretimi arttırma çabası
teknolojiyi geliştirdi ve para hızlı bir şekilde kuralları
belirleyen araç olma yoluna koyuldu.
Para, Kapitalist sistemde sermayenin ana bileşenlerinden bir
oldu. Artık insanların neredeyse tek egemen gücü sermayeydi ve
yaşamın kurallarını koyarak her şeyi belirlemeye başladı.
Sermayenin kendi için tek kuralı vardır; büyümek, daha da
büyümek ve bunu sağlamak için her türlü aracı kullanmaktan
çekinmemek...
Kentler büyüdükçe sermayenin spekülatif yoldan büyümesine
olanaklar sağlamaktadır. Eskiyen kentlerin büyümeye paralel merkezde
kalan yoksulların yaşadığı bazı alanlar sermayenin gözünden
kaçmamakta ve doymak bilmez iştahını kabartmaktadır.
Bundan sonra, İngilizce "gentrification" kavramı ile ifade
edilen ve Türkçeye “soylulaştırma” olarak çevrilen süreç
başlamaktadır. Soylulaştırmanın tanımlanan şeyi karşılamadığını
düşünmekle birlikte bunun tartışmasını erbabına bırakıyorum.
Vikipedi’deki tanıma göre: “Soylulaştırma, en basit ve
sınırlı tanımıyla, dar gelirlilerin yaşadığı, kent içerisindeki
köhneleşmekte olan konut alanlarına, daha üst sınıfların yerleşmeye
başlaması süreci”dir.
Bu süreç alışveriş merkezleri, lokantalar, sanat galerileri,
satın alınan eski binaların restore edilmesi, yıkılıp yerine
yenisinin yapılması gibi yavaş ve ticari bir yöntemle yürüdüğü gibi
“kentsel dönüşüm” adı altında kamu eliyle kanun yaparak, Sulukule
örneğinde olduğu gibi, hızlı bir şekilde yaşama geçirilmektedir.
Mülk sahiplerinden ucuza alınan gayrimenkuller sermayenin sihirli
elinin değmesi ile pahalılaşmakta; eski mülk sahipleri ile birlikte
yoksul kiracılar uzun süredir yaşadıkları mekânları terk etmek
zorunda kalmaktadır. Ya da kamu bu alanları kamulaştırmakta ve
sermayenin emrine vererek kaynak transferine doğrudan aracılık
etmekte; bu mekânlarda yaşayan insanlar da aynı akıbete
uğramaktadır.
Nasıl işçiler makineleri kırarak makûs talihlerini
değiştiremediyseler, Tophanelileri de galeri saldırıları ile
korktuklarından kurtulamayacaklardır.
Ne zaman ki insanın da bir parçası olduğu tüm doğanın
ihtiyaçları sermayenin kanunlarına galebe çalar o zaman Tophaneliler
huzur içinde mahallelerinde sonsuza kadar yaşabilirler…
Dr. Nedim İnce
www.mersinyasam.com
Dr. Nedim İnce'ye
teşekkürlerimizle
Denizce

14.10.2010 |