e-mail
denizce@denizce.com
 





AB Hotel
Acarlar Gölü
Agva
Antalya Şel.
Antarktika
Bordeaux
Bozcaada
Burgazada
Costa Farilya
Çağlayanlar
Çamaltı Tuzlası
Çığlıkara
Dalış Turları
. Avustralya
. Endonezya-Papua
. Endonezya-Walea
. Galapagos
. Honduras
. Komodo
. Maldivler
. Meksika
. Mikronezya
. Tayland
Düden
Dünyanın Renkleri
. Mali
. Myanmar
. Sicilya
. Toskana
Erciyes
Galata Kulesi
Galata Mevlev.I
Garipçe
Galata Mevlev.II
Gölyazı
Halfeti'den Hasankeyf'e
Jeoparklar
Kaklık Mağarası
Kapıdağ Y.
Kastamonu
Kızıldeniz
Konya
Korfu Adası
Kumluca
Kuzguncuk
Loire Vadisi
Marmara Adası
Mersin
Mısır'ın Gizemi
Nice
Piramitler
Prag
Prens Adaları
Rio
Sanaa
Santorini
Sinop
Sultanahmet
Turkuaz Ada
Urla
Van
Yeditepe Nerede?
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Gezelim Görelim  

  İstanbul'un Kalbi Sultanahmet                                                                               Turgay Tuna

 


Anıtların, camilerin, antik yapıların, sarnıç ve sarayların süslediği Sultanahmet semti, hemen her köşesinden yansıyan tarihiyle İstanbul’un soylu ve zengin geçmişine güzel ve çarpıcı renklerin katıldığı yer.

Yüzyıllar ötesinden bu yana dünya güzeli İstanbul’un üzerinde dolaşan martılar, Tarihi Yarımada’nın orta yeri Sultanahmet’e ayrı bir ilgi gösterirler. Gece gündüz demeden kirli beyaz kanatlarını çırpar; arsız, şımarık bağrışmalarıyla minarelerin ve kubbelerin arasında süzülüp dururlar. Bir tarafta Sultan I. Ahmed’in yaptırmış olduğu, adını tüm bir semt ve meydana veren altı minareli muhteşem cami, öteki yanda dünya tarihinin sekizinci harikası Ayasofya, onların berisinde dünyanın en eski anıtları arasında yer alan Mısır firavunu III. Tutmosis’in dört bin yıllık dikilitaşı...

Sultanahmet dünyanın dört bir köşesinden İstanbul’a gelenlerin gezip görmek istedikleri yerlerin başında gelir. Çünkü, burası iki büyük imparatorluğun başkentine merkez oluşturmuş; şenliklerin, bayramların, törenlerin yanı sıra kimi isyan ve baş kaldırmaların tarihe yazıldığı bir yer olarak birbirinden görkemli yapılarla bezenmiştir.

Burada tarih, meydandan; bir zamanlar içinde at arabalarının koşturulduğu, törenlerin yapıldığı altmış bin kişilik Hipodrom’un izleriyle başlar. Roma’daki Circus Maximus’un ikinci bir eşidir bu Hipodrom. Bizans’ın egemenliği altındaki ülkelerin topraklarından getirtilmiş anıtlar, kente adını vermiş Konstantinus’tan Ayasofya’yı yaptıran Justinianus’a, Bizans imparatorlarının prestijlerini simgeleyen anıtları üzerinde taşır.

 

Anıtların Yükseldiği Meydan

Antik Hipodrom’dan günümüze kalmış üç önemli anıttan biri, İstanbul’un en yaşlı anıtı olarak kabul edilen Mısır’dan getirtilen firavun III. Tutmosis’in Tanrı Amon için yaptırmış olduğu dikilitaştır. Anıt 390 yılında İmparator Teodosius tarafından kente getirtilir. Üzerindeki yontu ve hiyerogliflerden de anlaşıldığı üzere, III. Tutmosis Mısır’ı düşmanlardan, bulaşıcı hastalıklardan, afetlerden koruyan tanrısı Amon’a şükranlarını sunuyor.

Mısır dikilitaşının hemen yanı başında, tarihi MÖ 470’li yıllara uzanan ikinci bir anıt yer alıyor. Burmalı ya da Yılanlı Sütun adı verilen anıt, MÖ 479 tarihinde Yunanistan’ın Platea Ovası’nda Pers ordularına karşı kazanılan zaferin ertesinde, Persler’den arta kalan kılıç, kalkan, zırh ve miğferlerin ateşte eritilip şekillendirilmesiyle yapılmış. Aradan yüzyıllar gelip geçmiş, adını kente veren İmparator Konstantinus, prestij göstergesi bu anıtı Delphoi Tapınağı’ndan İstanbul’a kadar getirtip Hipodrom’un orta yerine koydurmuş. Günümüze tamamı ulaşamayan anıtın yılan başlarından birinin alt çenesi bugün British Museum’da, bir diğer parça da İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergileniyor.

 

Antik Hipodrom’dan günümüze gelmiş olan üçüncü anıt ise 21 metre yüksekliğindeki Örme Sütun… Bir zamanlar Hipodrom’daki büyük bir kaidenin üzerinde bronzdan yapılmış ‘quadriga’ adı verilen dörtlü at heykel grubu da bulunurmuş. Ancak 13. yüzyılda Haçlılar tarafından İtalya’ya götürülen bu  heykel grubu bugün Venedik’teki San Marco Kilisesi’ni süslüyor.

 

Semte Adını Veren Cami

Hipodrom Meydanı’nın bir tarafında bugün Türk İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılan, Osmanlı İmparatorluğu’nun ünlü hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman’a damat olmuş, aynı zamanda da vezirlik yapmış İbrahim Paşa’nın sarayı yükseliyor. Müzedeki nadide halılar, birbirinden güzel ahşap ve taş eserler Türk İslam sanatının en güzel ve en nadir örnekleri arasında yer alıyor. Ama Hipodrom Meydanı’nın öteki tarafında kubbesinden duvarlarına mavinin değişik tonlarını barındırdığı için, Batılıların geçmişten beri ‘Blue Mosque’ (Mavi Cami) adını vermiş oldukları; buradaki bütün bir semte adını veren, dünyaca ünlü mimarlık harikası altı minareli Sultanahmet Camii yükseliyor.

Taşları dantel gibi işlenmiş şerefelerinden kalem gibi dimdik ayakta duran minarelerine; bir simetri harikası kubbelerinden duvarlarını süsleyen 21.043 adet İznik çinisine kadar kendine has bir özgünlük sergiliyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun on dördüncü padişahı Sultan Ahmed, tahta geçtiği günden itibaren, Ayasofya’nın karşısında yükselecek camisini yaptırmaya başlamış. Mimar Koca Sinan ekolünde yetişen Sedefkâr Mehmet Ağa öyle muhteşem bir cami yapmış ki padişahına; 9 Haziran 1617 tarihinde büyük bir törenle kapıları ibadete açılmış.

 

Antik Dünyanın Sekizinci Harikası

Tarihi yarımada üzerinde Sultanahmet Camii’nden sonra geçmişten günümüze minyatürlere, gravürlere, tablo ve fotoğraflara kazınmış İstanbul siluetindeki ikinci yapı, kimi tarihçiler tarafından antik dünyanın sekizinci harikası olarak gösterilen Ayasofya’dır. Ortaçağ’dan itibaren Batı ülkelerinin inşa etmeye başladıkları büyük kiliselerin atası olarak kabul edilen bu muhteşem eser, Bizans altın çağının ünlü imparatoru, ölümünden sonra azizlik mertebesine çıkarılmış Justinianus tarafından inşa ettirilmiş. Dile kolay, yalnızca beş yıl sürmüş 55,60 metre yüksekliğindeki bu muhteşem yapının inşası. Yapımında farklı ülkelerden gelen binlerce insan çalışmış. Kiliseyi inşa eden iki büyük mimarın ölümsüzleşen adları günümüze dek gelmiş: Aydınlı Antemius ile Miletli İzidor...

Ayasofya sütunları, duvarlarındaki mermer panoları ve değerli mozaikleriyle Bizans sanatının görkemli zenginliğini yüzyıllar ötesinden günümüze yansıtıyor.

 

Semtin Diğer Zenginlikleri

Şüphesiz Sultanahmet yalnızca Ayasofya, Sultanahmet Camii ve antik Hipodrom’a ait anıtlardan oluşmuyor. Aynı semtin sınırları içinde birbirlerinden uzak olmayan mesafelerde, ilginç başka tarihi zenginlikler de var. Haznesinde barındırmakta olduğu su ile dünyada bir başka benzeri olmayan, 6. yüzyıla ait 336 sütunlu Yerebatan Sarnıcı; Kanuni Sultan Süleyman’ın sevgili eşi Hürrem’in yaptırmış olduğu Haseki Sultan Hamamı; 1902 yılında tüm parçaları Almanya’dan gönderilen, Kaiser II. Wilhelm’in İstanbullular’a armağan etmiş olduğu Alman Çeşmesi; eski Bizans imparatorluk sarayından kalan zemin mozaiklerinin sergilendiği Mozaik Müzesi; Bizans’ın sıfır noktasını oluşturan Million Anıtı’na ait parça; 16. yüzyılın nam yapmış ünlü sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa’nın Külliyesi; Fransız asıllı Nakşıdil Sultan’ın yaptırdığı çeşme; Binbirdirek Sarnıcı ve tabii ki eski evlerden, tekkelerden, medreselerden, konaklardan oluşan birçok tarihi yapı Sultanahmet Meydanı ve çevresinin zenginliklerine zenginlik katıyor. İnsanlar kadar martıların, güvercinlerin ve kedilerin de sevdalı olduğu bu pitoresk, tarihi semt, dünya kenti İstanbul’un güzelliklerine güzellik katan yapılarıyla, yüzyıllar ötesinden günümüze süregelen görkemli, gizemli, soylu bir geçmişin izlerini barındırmaya devam ediyor.

Yazı: Turgay Tuna        
Foto: Sinan Çakmak 
  

   Kaynakça:
   SkyLife
- Ağustos 2007

 

Turgay Tuna ve
Sinan Çakmak
'a teşekkürlerimizle

Denizce

25.10.2007