e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Sahnede Başlayıp Biten Bir Yaşam Öyküsü Suna Pekuysal

 Aslı Özdemir    

 

  

Fiziğiyle ufak tefek ama oyunculuğuyla dev bir isimdi Suna Pekuysal. Onca oyun ve ödülle çoğaltılmış yaşamının ardından son yolculuğuna da hep istediği gibi, alkışlarla uğurlandı.

Asıl adı Suna Belener olan, 24 Ekim 1933 İstanbul doğumlu Suna Pekuysal, sanat hayatına ilk adımını İstanbul Belediye Konservatuvarı Şan ve Bale Bölümü'nde öğrenim görmeye başladığında atar. 1949 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun çocuk bölümünde Kadri Ögelman'ın “Artist Aranıyor” adlı oyunuyla ilk kez sahneye çıkan Pekuysal, üç yıl sonra dram bölümüne geçer. 1964 yılında gazeteci Ergun Köknar ile evlenir ve 1973 yılında oğulları Sait Ali Köknar dünyaya gelir. 54 yıl Şehir Tiyatroları'nda görev yapan sanatçı, 24 Ekim 1998 yılında Şehir Tiyatroları'ndan emekli olur. Ancak emeklilik ona göre değildir. “Sanatçının emeklisi olmaz. Sahnede ölmek istiyorum” diyerek ömrünü sahnelere adar. Sanat yaşamı boyunca 250'den fazla tiyatro oyununda rol alan sanatçı, 100'e yakın sinema filminde rol alır.

Pekuysal, Ekrem Reşit Rey'in 1933 yılında kaleme aldığı; 1984 yılında Haldun Dormen'in İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahneye taşıdığı Lüküs Hayat adlı müzikalde Zihni Göktay ile 14 yıl aralıksız olarak oynar. Lüküs Hayat bir operettir. Birçok topluluk tarafından sahnelenen bu oyun, 1950 yılında Ömer Lütfi Akad tarafından da filme alınmıştır. 1984 yılından bu yana aralıksız sahnelenen, Türkiye Cumhuriyeti'ni kültür yapbozunun en büyük parçalarından biri olarak nitelendiren, Türk toplumunun Batı ile yüzleşmesi ve bu çerçevede yaşanan gülünçlükleri sahneye taşıyan Lüküs Hayat, geniş izleyici topluluğunca ilgi görmüştür.

 

 

Son Nefesine Kadar Sanata Gömülü Bir Hayat

Onca oyun ve ödülle zenginleştirilmiş yaşamına 23 Temmuz'da veda eden sanatçının ardından dostlarının ve yakınlarının söyleyeceği çok şey vardı elbet...

Ama hepsinin ortak kanısı, Suna Pekuysal'ın neşe dolu ve güleryüzlü bir insan olduğuydu.

Evinde geçirdiği kazadan sonra tedavi altına alındığı hastanede kendisini ziyaret eden ve kendisiyle en son röportajı gerçekleştiren Savaş Ay'la söyleşi süresince aralarında geçen diyaloglar da Suna Pekuysal'ı özetliyor. “Ergun Köknar nasıl kaptı o güzelim, o parlayan genç kızı?” diye soran Savaş Ay'a “zor oldu “ yanıtını veriyor Pekuysal. “Ben yönetmenin verdiğiyle yetinmem. Kendi kendime derinlemesine çalışırım. Tarzım budur. Bir rolüm vardı, diyalekt yapmam gerekiyordu. Rol arkadaşım olan Ergun'a 'Seninle aynı yöre insanını oynuyoruz. O bölgedeki ağzı ortak tutturamazsak komik oluruz. Beni çalıştırır mısın?' dedim. Şaşırdı ama çok hoşuna gitti. Fazladan çalışmak isteyen, işini ciddiye alan biri var tiyatroda demek ki diye düşünüp sevindi. Sonra oyun sahnelenmeye başladı. Bir gün tam oyunun ortasında repliğini yarıda kesti, şöyle bir etrafa baktı ve bağırdı. 'Eyy ahali, ey buradakiler. Hepiniz şahit olun ki, ben bu kızı tez vakitte Allah'ın emriyle alacağım.' Herkes dondu kaldı. Hele ben, şoke oldum” diyor Suna Pekuysal ve ekliyor; “Sonra nasip oldu işte. O koskoca, iri kıyım adam, o kadar hassas, sevgi dolu, muhteşem biriydi ki… Hala aklım, ruhum, sevgim onunla…”

 

“Dünya Çapında Bir Oyuncuydu”

“Lüküs Hayat” operetinin yönetmeni Haldun Dormen de Suna Pekuysal'ın inanılmaz bir oyunculuğu olduğunu ifade ederek, “Onun tipinde, onun fiziğinde bir insanın sahneye çıkıp böyle bir mucize yaratması olağanüstü bir şey. Dediğim gibi dünyanın her tarafında binlerce oyuncu seyrettim, böylesini görmedim. Tekrar ediyorum, Türkiye çapında değil, dünya çapında bir oyuncuydu” diyor.

Sinema ve tiyatro oyuncusu Göksel Arsoy, Pekuysal'la 45 yıla dayanan muhteşem bir dostluğu bulunduğunu belirterek duygularını şu şekilde dile getiriyor: “Setin neşe kaynağıydı. Çok temiz kalpli, kendisine, karşısındakine ve topluma saygısı olan bir insandı. Hiç kimseyle en ufak kötü bir diyaloğu, kimseye üzücü bir sitemi olmamıştır.

 

Bu çok büyük bir mükemmeliyet.” Suna Pekuysal'ın Türk sinemasına yaptığı katkıları hiç bir zaman unutmayacağını vurgulayan Arsoy, “Bizim filmlerimizde halkın gözünde taht kurmamıza neden olan insanlar, Suna gibi insanlardır.”

Türkiye'de bir oyuncunun bir ömür boyu aynı saygıyla mesleğini götürmesinin çok zor olduğunu vurgulayan oyuncu Şemsi İnkaya, “Suna Abla bunu çok iyi başardı, sonuna kadar başardı. İnşallah genç arkadaşlar ondan çok şey öğrenmişlerdir. Çünkü bizim mesleğimiz disiplin işi, saygı işi. Gençlerin bunu öğrenmeleri lazım. En iyi örnek de Suna idi. Keşke sahnede daha çok kalsaydı” diyor.

“Onun komedyen ruhunu, enerjisini, temposunu hiçbirimiz yakalayamayız. İnşallah onun olduğu yere yıldızlar yağar. En son Avrupa Yakası'nda beraber oynadık. Falcıyı oynadı. Geldiği dakikadan gidene kadar hayat enerjisi hiç bitmedi. Hepimiz önünde saygıyla eğildik. Yani, onu ne zaman düşünsem gülesim geliyor” diyen Hümeyra ise, Pekuysal'ı tebessümle andığını söylüyor. Pekuysal'ın Lüküs Hayat operetinden 14 yıllık rol arkadaşı olan Zihni Göktay Suna Pekuysal ile sahnede ve sahne dışında çok iyi dost olduklarını belirterek “Suna Pekuysal, Adile Naşit, Bedia Muhavvit gibi sanatçılar çok ender yetişiyor. Bu ülkede sanatçı ender yetişiyor. Sanatçı derken gerçek sanatçıdan bahsediyorum. Yoksa sanatçı çok... Kendisine sanatçı ismini veren pek çok insan ayak altında dolaşıyor. Onun için bu zor ve ender yetişen insanları korumak, kollamak lazım, hem toplum hem de devlet olarak.”

Suna Pekuysal'a veda edilirken son sözü, oğlu Sait Ali Köknar alıyor. Annesinin oynadığı sahneleri unutmadığını söyleyerek, “Onlar benim parçam” diyen Köknar, konuşmasını şöyle sürdürüyor: “Annem beni huzurlu ve düzenli bir şekilde büyüttü. Şu anda Suna Pekuysal'ın tek oğlunu görüyorsunuz, ben bir kişi değilim. Ben, seyrettiğim her oyunla çoğaldım, özgürleştim. Tiyatroyla yaşamanın ne olduğunu anladım, özgürleştim. Annem bana bir insan olarak neler yapabileceğimi, sınırlarımı ve ufkumu anlattı. Tiyatro, roman, edebiyat, kültür, sinema, bu yüzden bir çeşni değildir, bir mecburiyettir. Bu sıkışık dünyada özgürleşebilmemizin bir yoludur. Bana oyunlarıyla özgürlüğümü verdi. Suna Pekuysal ve Köknar'ın oğlu olarak değil kültür ve edebiyatla büyümüş biri olarak karşınızdayım... Bana bir değil birçok can verdi, sadece bana değil herkese… Yaşaşın tiyatro, yaşasın Suna Pekuysal.” Güle Güle Suna Pekuysal, güle güle Suna Abla...

Yazı: Aslı Özdemir                 
Foto: Muammer Yanmaz     

   Kaynakça:
   SkyLife
- Eylül 2008

 

Aslı Özdemir ve
Muammer Yanmaz
'a teşekkürlerimizle

Denizce

30.10.2008