|

Suya hasret kalacağımız günler çok uzakta değil. Bir yandan
atmosferin kirletilmesi nedeniyle oluşan sera etkisinin yarattığı su
döngüsündeki değişiklikler: kuraklık ve seller; diğer yanda
kullanılabilen suyun hızla kirletilmesi ve aşırı tüketimi...
Denetimsiz ve aşırı sanayi üretimi gerek kullandığı kömür,
petrol gibi enerji kaynaklarından gerekse üretim süreçlerinden;
atmosfere başta karbondioksit olmak üzere çok çeşitli kirleticiler
salmaktadır. Üzerine eklenen yine başta otomobiller olmak üzere kara
ulaşım araçlarının çıkardığı egzoz gazları dünyamızda sera etkisi
yaratmaktadır.
Sera etkisinin oluşturduğu küresel ısınma su döngüsünü
bozmakta; kuraklıklar selleri izlemektedir. Su ya bulunamamakta ya
da çok bolluğu ile yıkıcı yüzünü göstermektedir. Suya hasret
kalmaktayız.
Sanayi üretiminin atıkları yerüstü ve yer altı sularını
kirletmekte; kullanılabilir temiz su miktarı azalmaktadır.
Kapitalist üretim biçimi insanları kırlardan koparıp kentlere
yığmaktadır. Dünyada artan kent nüfusu su tüketimini arttırmaktadır.
Bunun yanı sıra artan besin ihtiyacı tarımsal üretimi
tetiklemektedir. Ticarileşmiş tarım, ürün artışını sağlamak için bol
miktarda su kullanmakta; bununla da yetinmeyip aşırı kimyasal gübre
ve ilaç tüketimi ile de verimi çoğaltmaya gitmektedir: bir yandan
kullanılabilir su kaynakları azalırken, geri kalan da
kirlenmektedir.

Dünyadaki su
kaynaklarının ancak binde beşi kullanılabilmektedir
ve bu kaynaklar da insanlar tarafından hızla kirletilmekte,
azaltılmaktadır.
Örneğin Türkiye’de son 40 yılda yaklaşık 1 milyon 300 bin
hektar sulak alan (yaklaşık 3 Van Gölü büyüklüğü) yok oldu. Bu
rakam, Türkiye’nin su kaynaklarının yarısına denk düşüyor.
Türkiye’de son 20 yılda kişi başına düşen su miktarı
4.000 metreküp’ten 1.430 metreküp’e
düştü. Bu azalışta küresel ısınmanın payı varken ne
yazık ki sulak alanı kurutup toprak elde etme çabası ve bilinçsiz,
kontrolsüz sulama asıl nedenlerdir.
Yapılan araştırmalar dünyada tatlı su kaynaklarımızın
yarısını kullandığımızı göstermektedir. Ve bu hızla giderse iki
binli yılların ortasına doğru yüzde yüzüne yaklaşılacaktır.
Her sene toprak altından yıl be yıl daha da derinlere inen
kuyularla fosil su yeryüzüne çıkarılarak kullanılmakta; yağmur ve
kar, tüketilenin yerini tam dolduramamakta; binerce yılda biriken
yer altı suları da hızla tüketilmektedir.
1 kg pirinç için 2–5 ton, 1 kg buğday için 1 ton, 1 kg
kahve için 20 ton su, 250 gr tutan bir pamuk tişört için 1 ton su
harcanırken “1 otomobil üretimi için 378 bin 500 litre, 1 ton çelik
üretimi için 246 bin litre suya
ihtiyaç vardır.
Yaşamın ana kaynaklarından biri olan kullanılabilir su
azaldıkça daha da değerlenmektedir. Varlık nedeni kar olan
Kapitalizmin bu durumu değerlendirmemesi mümkün değildir. Kamunun
ortak mülkiyetinde olan su kaynaklarının hızla özelleştirilmesini
sağlamakta; uzun süreli kullanım hakları elde etmektedir. En yakın
örneği derelerimize inşa edilen ve edilmesi planlanan binlerce
HES kuran şirketlere; su
kullanım hakkının 45 yılları aşan sürelerde verilmesidir.

Bir yandan temel gereksinimlerimizden kopuk kar amaçlı aşırı
tüketime koşut aşırı üretimin yarattığı küresel ısınma, su tüketimi
ve su kirliliği; diğer yandan endüstriyel tarımsal üretimin
kirlettiği ve azalttığı kullanılabilir su kaynakları bir de bunların
üstüne eklenen suyun metalaştırılıp, kar amaçlı kamunun elinden
alınması; bizi suya hasret günlere hızla yaklaştırmaktadır.
Mevcut ekonomik sistemin ekolojik olarak sürdürülebilir
olmadığı hızla ortaya çıkmaktadır. Bunu bize en çabuk su kıtlığı
gösterecektir.
İnsanın ve tüm canlıların en doğal hakkı olan “su
hakkı”mıza sahip çıkmaz isek başlangıçta sadece
parası olanların yeterince kullandığı su kaynakları bir süre sonra
parası olana bile yetmeyecektir.
İnsanlar ve tüm canlılar suya hasret kalacaktır.
Dr. Nedim İnce
www.mersinyasam.com
Dr. Nedim İnce'ye
teşekkürlerimizle
Denizce

26.04.2011 |