e-mail    
denizce@denizce.com
 





Arthur Miller
Claude Simon
Doris Lessing
Ernest Hemingway
Federico Garcia Lorca
Franz Kafka
George Bernard Shaw
Henry Miller
Ingeborg Bachmann
James Joyce
Jean-Paul Sartre
John Steinbeck
Marcel Proust
Maxim Gorki
Pablo Neruda
Rabindranath Tagore
Sinclair Lewis
Thomas Mann
Toni Morrison
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Yüzyılın Yazarları  

  Rabindranath Tagore                                                          

 

 

 

07.05.1861 - 07.08.1941
 

"Şair, Hümanist ve Kültürel Arabulucu"

Şair, dram yazarı, romancı, filozof, ressam ve müzisyen Tagore, geleneksel Hindistan kültürüyle Batılı modernizmin arabulucusu sayılmaktadır. Manzum başyapıtı için Tagore 1913'de Nobel Edebiyat Ödülünü aldı. Çiftlik sahibi, Hindu dini reformcusu babanın on dördüncü oğlu olarak Rabindranath Thakur (İngilizcesi: Tagore) adıyla o zamanki İngiliz egemenliğindeki Hindistan'ın başkenti Kalküta'da doğdu. Okula ancak kısa bir müddet devam etti.


Dini ve dünyevi düşüncelerini biçimlendiren babası tarafından eğitildi. 17 yaşına bastığında Brighton'da bir okula yazıldı. Eğitimini yarıda bırakarak 1880'de Hindistan'a döndü ve burada ilk müzikli dramını yazdı. 1883'te evlendikten sonra ailesinin malı mülküyle ilgilendi.

1901: Özel Bir Okul Kurması 80'li yılların ortasından sonra yazdığı çok sayıda şiir kitabı, öykü ve dramlarını, birkaç gazetede çıkaran Tagore, tüm yapıtları gibi, Bengal dilinde kaleme almış ve bir bölümünü kendisi İngilizceye çevirmiştir. 1901 yılında sahibi oldukları Santiniketan (Huzurun Evi) adlı çiftlik evinde aynı ad altında kurduğu özel okul, 50 yıl sonra uluslararası devlet üniversitesi olarak kabul görmüştür. Bu okul Tagore'nin yönetimi altında Doğu ve Batı kültürleri arasında bir tür köprü haline geldi. İngilizlere ait kolonilerdeki eğitim sistemini şiddetle eleştiren, inanmış bir hümanist olan Tagore, Hint halkının bağımsız bir bilincine kavuşmasına yardımcı olmak istiyordu.

1910: En Önemli Romanı 1903'te Cokher balı (Gözünde Kum) adlı Bengal dilindeki ilk gerçekçi psikolojik romanı yazdı. Daha sonraki romanı Naukadubi'de (Deniz Kazası, 1906) olduğu gibi, Tagore burada da Hindu toplumunun aşka ve duygulara düşman zorlayıcı unsurlarını irdeledi. En önemli nesir yapıtı olan Gora'da (1910) Tagore siyasal ve dinsel alanda toleransı savundu.

1910'dan Sonra: Gıtanjali Dönemi 49 yaşında yayınladığı Gıtanjali (İlahiler) kendisine 1913'te Nobel Edebiyat Ödülünü kazandırdı. Bu manzum başyapıtında Tagore, Naibedya (Adak, 1901) ve Kheya (Karşıya Geçi, 1906) adlı dinsel/ahlaksal şiir kıtalarıyla yaptığı gibi, halkını Hindu değerlerini politikaya sokmaya ve vurgulamaya çağırdı. Bu yapıt Tagore tarafından seslendirilmiş, şarkı biçimine dönüşen çoğunlukla melankolik 115 şiiri (51'i tercüme edilmiş) kapsamaktadır. Bu şiirlerde Tagore'un ana temaları olan Tanrı özlemi, doğa ve aşk, kuvvetli felsefi bir sembolizmin etkisinde mistik bir bütünlük olarak kaynaşmaktadır. Aynı konulara sembolizmin etkisinde yazdığı Dakghar (Postane, 1912) adlı dramında ve Gitimalya (Şarkılar, 1914) ve Gitali (Şarkılar Dizisi, 1914) adlı lirik derlemelerinde de rastlanmakta. Lirik ve felsefi yapıtı 28 cildi kapsayan Bengal edebiyatının yenileyicisi Tagore, izleyen yıllarda yurdunda bir aziz gibi ululandı.

 

20'li  Yıllar:  Hümanist  Yapıtları 1912'de Jibansmriti (Yaşamdan Anılar) adlı anı kitabı yayınlandı. Bunu izleyen yıllarda ABD ve Avrupa'da nasyonalizm ve Batı kültürüyle Asya kültürünü kaynaştırmaya yönelik hedefini anlatan konferanslar verdi. 1915'te İngiltere Kralı tarafından "Sir" asalet unvanıyla taltif edildiyse de Amritsar Katliamını protesto etmek için bu unvanı dört yıl sonra iade etti.

Bundan sonraki romanlarında, örneğin Ghare-Baire (Ev ve Dünya, 1916) adlı romanında yaptığı gibi, bütün ırk ve sınıfların dayanışmasını istedi. Bunun dışında bir taraftan insanın saygınlığını, diğer taraftan toplumun giderek teknikleşmesini ve totalitarizmi işledi yapıtlarında. İnsana düşman olan bu tür gelişmelerle savaşın da sonunda Tagore'un hümanizmi kazanıyordu. Phalguni (Baharın Dönüşü, 1916) ve Raktakarabi (Kırmızı Zakkum, 1924) adlı dramlarında olduğu gibi.


30'lı Yıllar: Ressam
30'lu yıllarda ressamlık yapan Tagore aynı zamanda, bir bölümü kendisi tarafından bestelenen şiir ve şarkı derlemeleri çıkardı. 1940 yılına kadar çoğu fantastik masal yaratıkları içeren yaklaşık 2.000 tablosu, tıpkı sonraki geç dönem edebi yapıtları gibi, Tagore'un ekspresyonizme dönmesinin kanıtıdır. Son romanı Car adhyay (Dört Bölüm, 1934) bir kez daha aşk konusunu işlemektedir.

Faşizm tehlikesinin ve dünya savaşı tehdidinin giderek daha büyük boyutlara varmasıyla Tagore, bir kez daha politik çalışmalarına hız verdi. 1941'de yayınladığı Sabhyatar sankat (Uygarlık Buhranı) adlı deneme yazısında ifade ettiği gibi, Nazi Almanyası’na şiddetle karşı çıktı. Tagore aynı yıl içinde 80 yaşında Kalküta'da öldü. 1911'de yazdığı "Bütün insanların ruhlarının tek hakimi sensin" adlı şarkısı 1950'de Hindistan'ın ulusal marşı oldu.

 

 

   Kaynakça: Yüzyılın 100 Yazarı (Yeni Binyıl)