İlk taksiler - Taksi adı nereden geliyor? İstanbul da
dolmuşculuk nasıl başladı?
Tarihte taksiler
Taksinin tarihi oldukça eskilere dayanıyor. İlk düzenli
taksilerin 1694 yılında İngiltere'de "Hackney Coach Office"
(Hazırlayanın Notu: birçeşit atlı araba uygulaması) ile birlikte
ortaya çıktığı ileri sürülüyor. Ancak, ilk düzenli taksi seferi
olarak 1814 yılında açılan Londra-Birmingham hattı kabul
ediliyor. Bu hatta çalışan ilk taksinin de, bugünkü
lokomotifleri anımsatan bir buharlı otomobil olduğu söyleniyor.
Taksi adı nereden geliyor?
Ne var ki bu iki örneği bugünkü anlamda taksi olarak kabul
etmek çok zor. Çağdaş anlamda taksicilik, 1867 yılında
Almanya'da ortaya çıktı. Hükümetin mektup ve paketlerini dağıtma
işlemini üstlenen Alman Thurn und Taxis aile şirketi, bu işi
otomobillerle gerçekleştiriyordu. Şirket daha sonra mektup ve
paketlerle birlikte insanları da taşımaya başladı. İnsanları
para karşılığı bir yerden başka bir yere götürme işini yapan bu
tip otomobillere de, ailenin soyadından hareket edilerek "taxi"
adı verildi.


Dört tekerlekli atsız arabalar İstanbul’da… ve İlk trafik kazası
Dört tekerlekli atsız araba ilk kez İstanbul sokaklarında boy
göstermeye başladığında saldığı korku ve merakı artık pek
hatırlayan yok... Ama 1896'dan 1910 yılına kadar; hiçbir trafik
kuralının olmadığı, trafik polisinin bulunmadığı, yayaların
yollarda otomobillere rağmen kaygısızca dolaştığı İstanbul'da 14
yıl boyunca hiç trafik kazası olmamıştı, ilk trafik kazası 28
Mart 1910'da gerçekleştiğinde, basın biraz hayretle şöyle
yazmıştı:
"İstanbul'da bir otomobilin sebebiyet verdiği ilk kaza dün vukua
gelmiştir, ilk kazada saray başmabeyincisi Lütfi (Simavi) Bey'in
bahçevanı Mustafa, Beşiktaş'ta bir otomobilin sadmesine maruz
kalarak ağır şekilde mecruh olmuştur (yaralanmıştır)..,"
Zamanla İstanbullu otomobillere alıştı, ticari veya özel
otomobiller her yerde gündelik hayatın bir parçası oldu. Ama,
ABD'de başlayan ve Türkiye dahil birçok ülkeyi etkileyen
ekonomik buhran, çoğu iş kolunun yanı sıra taksicileri de
günlerce müşteri bekler duruma getirdi.

Buhran yıllarında “DOLMUŞÇULUK” fikri nasıl ortaya çıktı?
Bu buhran yıllarında, Ermeni ve Musevi vatandaşlarımız,
Taksim civarındaki evlerinden Kapalıçarşı'daki iş yerlerine
giderlerken gruplar halinde taksi kullanıp ücreti ortaklaşa
ödeme usulüyle dolmuşçuluğun öncülüğünü yaptılar.
Dolmuşçuların piri Aşçı Halil: "10 kuruşa bir adam"
Gerçek anlamda ticari dolmuşçuluğu meslek haline getiren
'Aşçı Halil" adında bir kişiydi. Aşçı Halil, Cağaloğlu'ndaki
lokantasını şoför arkadaşlarının etkisiyle kapatıp şoförlüğe
başlamış biriydi. Müşterilerinden gelen tekliflerden
esinlenerek, 1931 yılında "10 kuruşa bir adam" sloganıyla
Karaköy-Taksim arasında dolmuş usulü çalışmaya başladı. Zaman
içinde diğer şoförlerin de uygulamaya başladığı bu adı
konulmamış yöntem, yolcular tarafından, bir tramvay parasına
aynı yolu itişip kakışmadan gitme olanağı sağladığı için hemen
benimsendi.
Belediye: ".... taksi talimatnamesine aykırı olduğundan
menedilmiştir."
Uygulamayı resmiyete dökmek isteyen 50 şoför adına, 3 Ağustos
1931 günü Belediye'ye başvuran Şoförler Cemiyeti Katibi Necati
Bey, "Birbirlerini tanımayan yolcuları adam başı ücret alıp bir
semtten diğerine götürmek taksi talimatnamesine aykırı
olduğundan menedilmiştir." açıklamasıyla geri çevirdi. Ama
dolmuş şoförleri, bu uygulamayı sürdürdüler.
Dolmuşçuluk resmen tanınıyor
Halktan da rağbet gören dolmuşçuluğun şoförler tarafından
ısrarla sürdürülmesi, Belediye'yi, 1954 yılında dolmuşçuları
resmen tanımaya ve ilk tarifeyi vermeye zorladı. Bu tarifede
ücretler, Sirkeci-Beyazıt 25 kuruşla en ucuz, Kadıköy-Pendik 150
kuruşla en pahalı hatlar olmak üzere belirlenmişti. 1931 de
başladığı, 1954 te resmiyete kavuştuğu 23 yıl boyunca, 4832
dolmuş ve 150 hatla yeni bir sektör doğmuştu...
Dolmuş ve taksiler ayrılıyor
Dolmuşlarla ilgili olarak Belediye birçok çalışma yapmıştı...
15 Mart 1932'de eski model arabaların müşteri bulamaması
bahanesiyle tüm araçların tek tip ve yeşil renkte olmasına karar
verildiyse de, bu karar hiçbir zaman uygulanmadı. 6 Kasım
1932'de, plakalara sarı-siyah taksi çizgilerinin konulmasına ve
plakalarda taksi-özel ayırımının yapılmasına karar verildi.
Taksi şoförü olabilmek de o zamanlar pek kolay değildi. Her ne
kadar bugünkü gibi özel trafik kanunları bulunmasa da, şoför
adayının iyi niyetli olması, 30 yaşını geçmemesi ve evli olması
isteniyordu...
Dolmuşlara tek tip uygulaması
Genelde 1945'le 1960 model arası Amerikan arabalarının
çalıştığı dolmuş hatlarında, zaman içinde otomobillerin
yenilenmeleri zorunluluğu doğdu. Yollarda bozulan otomobiller,
hem yolcuyu hem de trafikte sıkışan diğer araç sahiplerini
sıkıntıya sokmaya başlamıştı. Bu durumla başa çıkmak için ilk
resmi mücadele (aslında ikinci, uygulamaya geçen ilk) İstanbul
Vilayet Komisyonu'ndan geldi. 1983 yılının 10. ayında yaptıkları
bir toplantıda 7 kişilik strapontenli dolmuş otomobillerine 10
yıl içinde 5 kişilik ticari taksiye dönebilmesi imkanı verilip
eskilerinin İstanbul trafiğinden kaldırılması kararlaştırıldı.
İsveç Volvo Limuzinleri denemesi
Komisyonun bu konudaki ilk çalışması, eski otomobillerin
İsveç Volvo firmasının ürünleriyle değişimini sağlamak ve
İstanbul'daki taşımacılığı daha modern bir görüntüye kavuşturmak
kaygısı taşımaktaydı. İstanbul'a test amaçlı bir Volvo limuzin
gönderilmesi sağlanmış, bu araç çeşitli hatlarda ücretsiz olarak
hizmet vermişti. Amaç, hurda durumuna gelmiş otomobillerin
çeşitli teşviklerle bu limuzinlerle değişimini sağlamaktı. Fakat
döviz kurlarındaki düzensizlikler ve özellikle İsveç kronunun
hızla değer kazanması bu projenin iptal edilmesine neden oldu.
'Maksi' modeli
Limuzin projesinin iptalinden bir süre sonra, bu sefer yerli
üretim bir araçla değişim yapılması gündeme geldi. Bu arayış,
sonunda Otosan'da üretilen Ford minibüslerinin 7 kişilik yeni
'Maksi' modeli ile son buldu. Maksiler 4 metre 6 santimetre
boyunda, 2 metre yüksekliğinde, yüzde 90 yerli üretim araçlardı.
5 ileri bir geri vites, hidrolik direksiyon ve 70 beygir
gücündeki dizel motoruyla 100 kilometrede 90 litre mazot
yakıyordu.
Öte yandan, yıllardır kendilerine hizmet etmiş klasiklerin
orijinalliklerini koruyabilen şoförler, Dodge, DeSoto,
Chevrolet, Plymouth, Ponthiac gibi markalardan bu otomobillerini
yüksek fiyatlarla satabiliyorlar. Eski emektarlarından
vazgeçmeyip, onları özel otomobilleri olarak alıkoyan şoför de
çok...
Ersin Turan