|
1963 yılıydı.
O yıl "tamamen
normal' Cieveland Hastanesi'nde, "tamamen normal" bir ailenin
bebeği olarak dünyaya geldim.
Keşke dünyayı
avucunun içine almaya hazır tamamen normal bir bebek olduğumu
söyleyebilseydim. Ancak ben bir sürü deformasyonla dünyaya
gelmiştim. Gözlerim neredeyse başımın tam iki yanındaydı.
Burnumun bulunması gereken yerde iki tane delik vardı. Ayaklarım
çarpıktı ve ona da parmak denebilirse bir tanenin dışında
ayağımda hiç parmak yoktu. Sağ elimde de üç parmağım eksikti.
Damağım yarıktı ve dudağımda başlayan yarık taa sağ gözüme kadar
ilerliyordu. Maalesef bir bacağım da diğerinden kısaydı.
Daha sonra bana
söylendiğine göre hastane personeli benim yoğun sorunlarımdan
ötürü yaşayamayacağımı düşünmüş. Aslında doktorlar beni anne ve
babama göstermemeye kararlılar-mış ve benim yaşamayacağımdan
öylesine eminlermiş ki anne ve babama benim "bilim adına
incelenmek" üzere verilmem için bir form bile vermişler.
Tanrıya
şükürler olsun ki ailemin benim yaşantımla ilgili başka planları
varmış. Ben onlara ve Tanrıya aittim. Önlerinde uzayıp giden
upuzun yolun farkında olmalarına karşın beni olduğum gibi kabul
edip sevdiler.
Yedi aylıkken,
uzun yıllar sürecek ameliyatlar dizisine başlamıştım. Ancak ilk
yedi ameliyat pek de başarılı olamadı. Öyle görünüyordu ki
cerrahlar bir seferinde pek çok sorunu birden çözmeye
çalışıyorlardı. Öte yandan ben tam bir bulmaca gibiydim, her bir
parçamın bulunup teker teker yerine yerleştirilmesi gerekiyordu.
Tek olarak
yapılan ameliyatların daha başarılı olmasına karşın görüntüm
hâlâ normal olmaktan çok uzaktı. Üçüncü sınıfa geçtiğim yıl pek
az kişi benim tam on altı ameliyat geçirdiğimi biliyordu.
Ana sınıfına
başlayacağım yıl görüntüm ve konuşmamın iyi anlaşılamaması
nedeniyle özel eğitim veren bir sınıfa yerleştirilmiştim. "Özel
Eğitim" çocuğu olarak etiketlenmemin dışında görüntüm yüzünden
hemen diğer çocuklar tarafından da "ger-zek", "çirkin" ve
"özürlü" olarak çağrılmaya başlanmıştım. Ak-sayarak yürüyordum.
Ayağımda özel ayakkabılar ve bacağımı saran çubuklar vardı. Her
okul tatilinde mutlaka ameliyat oluyor ve yine de okuldan bir
hayli geri kalıyordum. Özel sınıftan asla çıkamayacağım
konusunda endişelenmeye başlamıştım. Benim "normal" öğrencilerle
aynı sınıfta olma isteğim anne ve babamın beni normal sınıfa
yerleştirebilmek için testler aramalarına yol açtı. O yaz annem
babam ve ben alacağım sınav için çok çalıştık. Nihayet sınavı
almıştım.
Müdürün
kapısının önünde annemle babama sınav sonucunun açıklanacağı
günü hiç unutamam. Onları benden ayıran büyük kahverengi kapı
zaman ilerledikçe sanki daha büyüyor ve benden uzaklaşıyor
gibiydi. Zaman çok ağır ilerliyordu. Kulağımı kapıya dayayıp
söylenenleri dinlemek için can atıyordum.
Bir saat
geçtikten sonra, annem gözünden süzülen yaşlarla kapıda belirdi.
Hemen olamaz, özel eğitim sınıfında bir yi/ daha mı! diye
düşündüm. Ancak çok şükür ki müdür elini omuzu-ma koyup, "3B
sınıfına hoş geldin, genç adam!" dedi. Annem bana sımsıkı
sarıldı.
Dördüncü
sınıfın "mucizesi" ana babamın ve benim çok uzun bir süredir
beklediğimiz bir şeydi. Yüzümde yapılacak kemik ilâveleriyle
yeniden şekillendirileceğim deneysel bir ameliyata kabul
edilmiştim. Bu ameliyat hayatıma mal olabilirdi ve on saat
sürdü. On sekizinci olan bu ameliyatı da atlattım ve bu benim
yaşantımı çok değiştirdi. Nihayet bir burnum vardı, dudaklarım
"yapıştırılmıştı" ve gözlerim artık olması gereken yere çok
yakın bir yerdeydiler.
Fiziksel olarak
bakıldığında yaşantımda yepyeni bir sayfa açılıyor olmasına
karşın yeni denemelerden vazgeçmedim.
Bir-iki yıl
içinde anneme kanser tanısı kondu ve onu kaybettik. Ancak annem
ölmeden önce bana kendime değer vermeyi ve asla vazgeçmemeyi
öğretmişti.
Diğer çocuklar
bana isim taktıkları zaman kulağıma.
"Bu isimlerin
seni rahatsız etmesine izin verme. Doğru yetiştirilmeyen bu
çocuklara acı." diye fısıldardı.
Bu arada ailem,
bana, bazı kimselerin benden çok daha büyük sorunlar
yaşadıklarını ve benim sahip olduğum şeyler için şükran duymam
gerektiğini öğrettiler.
Zaman içinde
ben hastanedeyken ya da çocuklarla gönüllü çalışmalar yaparken
zekâ güçlüğü gibi çok daha büyük sorunlar yaşayan kişileri
gördüğümde, bu sözler benim yaşantımı etkiledi.
Genç bir
delikanlı olduğum zaman yaşantımın amacının toplum onları özürlü
ya da sınırlı diye adlandırmış olsalar da, birtakım
sınırlamalarla kısıtlanmış olsalar da, diğer insanlara
do-nandıkları yetenekleri göstermek ve onlara yardım etmek
olduğunu farkettim. Aslına bakılırsa babam bana "Mike, sen çok
harika bir özel öğretim eğitmeni olabilirsin," diye öğütlerdi.
Çünkü ben özel eğitim öğrencisinin ne demek olduğunu çok iyi
biliyordum.
Ancak yine de yaşantımın o döneminde öğretmenlik yapmak için
kendimi hazır hissetmiyordum. Onun yerine iş eğitimi konusunda
üniversite eğitimi aldım ve başarılı bir pazarlama elemanı
oldum. Alım satım işlerinde yedi yıl çalıştım. Daha sonra çok
başarılı bir banka çalışanı oldum ve krediler servisinde beş yıl
görev yaptım. Ancak hâlâ yaşantımda eksik olan birşeyler vardı.
Özel eğitimde
görevli bir öğretmenle evli olmama karşın, babamın daha önceki
yıllarda anlatmaya çalıştığı gibi özel eğitimde görev almak için
yaratılmış olduğumu anlamam on iki yılımı aldı.
Üniversite
mezuniyetimin ardından eğitim alanında master derecesi almak
için çaba harcadım. Sonunda eşimle aynı okulda çalışmaya
başladım.
Sınıfımdaki
çocuklar fiziksel, duygusal ya da zekâ açısından değişik
alanlarda özel ilgiye gereksinim duyan kişiler. En son seçtiğim
meslek en fazla çaba göstermemi gerektiren ve en zor olanı.
Çocuklarımın yeni bir şey başardıkları zaman -bu birkaç yeni
kelime öğrenmek ya da Özel Olimpiyatlarda bir derece almak da
olabilir- gülümsediğini görmek beni mutlu ediyor.
Toplam olarak
yirmi dokuz ameliyat geçirdim. Bunlardan pek çoğu bana büyük
ıstırap verdi. Aslında bu kadar çok ameliyat olup da hâlâ
hayatta kalmamın Tanrının diğer pek çok insanda olduğu gibi beni
bir amaç uğruna yaşatıyor olması diye düşünüyorum. Ben yaşam
amacımı her seferinde bir çocukta başarılı olarak yerine
getiriyorum.
Gerçekten
"tamamen normal" bir bebek olarak dünyaya gelmedim. Ancak
Tanrı'nın isteği ve annem gibi kişilerin çabaları sonucu yaşamla
mücadele etmeye hazırım. Annemin bana öğrettiği ve yaşamımın
nedeni olan söz, benim şimdi öğrencilerime sık sık kullandığım
bir slogan oldu:
Asla vazgeçme.
Michael Biasini
Kaynakça:
Tavuk Suyuna
Çorba 6'ıncı Porsiyon
|