e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Tam Gün ve Sermaye - I

 Dr. Nedim İnce    

 

  

Ulaş İnce üniversite eğitiminden sonra önce sosyoloji yüksek lisansı yaptı sonra siyaset bilimlerinde doktoraya başladı. Yurtdışında gerçekleşen bu eğitim süreçlerinde ülkesinin sorunlarına duyarsız kalmadı. Sağlıkta Dönüşüm Programı hem bir doktor oğlu olması hem de çalıştığı alanı ilgilendirmesi nedeniyle üzerine kafa yorduğu bir konu oldu. Kafa yormakla kalmadı bunun üzerine uzunca bir makale yazdı.

Şimdiye kadar Sağlıkta Dönüşüm Programı üzerine okuduklarınızla hem kısmen örtüşen hem de bunu değişik bir bakış açısıyla geliştiren içerikle karşılaşacağınız bu makaleyi köşe yazısına göre oldukça uzun olması nedeniyle sizlerle iki bölümde paylaşacağım. Yazının başlığı makalenin de başlığıdır.

“Bu yazıda birkaç ay önce oldukça ciddi tartışmalara konu olmuş, fakat yeni yasama yılında en azından şimdilik rafa kalkmış gibi görünen bir yasa tasarısından bahsetmek istiyorum: Sağlıkta Dönüşüm Programı. Dönüşüm Programının etkileri sevk, reçete ve sigorta gibi düzenlemeleri içeren çok geniş bir alana yayılmakla birlikte, en önemli ayağını, gündelik hayatta kullanılan “tam gün yasası” ibaresinden de anlaşılabileceği gibi, doktorların muayenehane ve hastane arasındaki seçim zorunluluğu teşkil ediyor. Bu yeni düzenleme herkesin malumu; ayrıca yüzeyde pek de karmaşık ya da hayati görünmeyebilir. Zira feragat edinilen muayenehane geliri, devlet hastanelerindeki “performans” sistemi altında sağlık hizmetlerine verilen parça başı primlerle kimi doktorlar için kısmen, kimileri için ise fazlasıyla telafi ediliyor. Bir diğer seçenek ise hem muayenehaneyi kapatıp, hem devlet hastanesinden istifa edip veya hak ettiyse emekli olup özel bir hastanede yine “tam gün” çalışmak. Neticede doktorların mali kaybı feci seviyelere ulaşmazken hastalar da (özellikle özel hastanelerin SSK ve Bağ-Kur’la anlaşmaları sonrasında) sağlık hizmetine daha rahat ve ucuza ulaşıyorlar.

 

Ya da Bize Anlatılan Hikaye Böyle

Bu olguyu çevreleyen “populizm,” “parsa koruma,” “çıkar kavgası” gibi gündelik sav ve karşı savların üzerini kazıyıp, tam gün yasasına eleştirel bir siyasi iktisat çerçevesinden baktığımızda ortaya çok daha derin boyutlu ve olası yansımaları çok daha vahim bir mesele çıkıyor: Türkiye’deki sağlık sisteminin kapitalistleşmesi. İlk bakışta bu tespit Türk Tabipler Birliği’nin gücü yettiği kadar kamuoyuna duyurmaya çalıştığı “sağlığın ticarileştiği” tespitinden farklı görünmeyebilir. Ama “ticarileşme” kavramı kısmen doğru olmakla birlikte, “kapitalistleşme” kavramının kapsadığı derin yapısal dönüşümü ifade etmiyor. “Ticari” sağlık hizmeti Türkiye’de her zaman bir dereceye kadar zaten mevcut olageldi –özel hastanelerde, muayenehanelerde- olduğu gibi (tam gün yasasını çevreleyen bir ironi de, AKP hükümetinin tam da “sağlığı ticaretten ayırıyoruz” şiarıyla sadece muayenehanelerin üzerine gitmesi). Bu yazıdaki söz konusu “kapitalistleşme” argümanı, sağlık hizmetinin bir ücret karşılığı yapılması veya kar amaçlı üretilmesinden öte, bu süreç içerisinde elde edilen kaynağın, daha doğrusu üretilen değerin, kişisel tüketime yönelik “gelir” olmaktan çıkarılıp yatırıma yönelik “sermayeye” dönüştürülmesi sürecine işaret ediyor. Karl Marx’in klasik (burjuva) siyasi iktisat eleştirisinin temel direklerinden biri olan gelir-sermaye ayrımını gündelik hayata atıfla açıklamaya çalışalım. Muayenehane sahibi bir doktor, esas olarak bir “küçük mülkiyet sahibi,” ya da gündelik deyişle bir esnaftır. Hizmet üretip gelir elde etmek için kullandığı üretim araçları muayenehanesinin kurulu olduğu apartman dairesi, tıbbi araç gereçleri ve de emeğinden oluşur (doktorun yanında çalıştırdığı sekreter tıbbi hizmet üretmediği için onu şimdilik parantez içine alıyoruz). Burada belirleyici olan, doktorun emeğinin “ücretli emek” kategorisi içerisinde yer almaması ve doktorun muayenehanedeki emek ve üretim sureci üzerinde kişisel kontrolü bulunmasıdır. Yani, herhangi bir gün çalışıp çalışmayacağı veya kaç saat çalışacağı tamamen doktorun tasarrufundadır. Muayenehanedeki üretim araçları üzerindeki tasarrufun diğer önemli sonucu, doktorun elde ettiği kazanç üzerinde tam tasarrufu olmasıdır ve doktor klasik muayenehanecilik çerçevesi içerisinde kaldığı, yani yanında ücret karşılığı başka doktor çalışıp özel hastaneciliğe dönmediği sürece, elde ettiği kazancı “gelir” olarak kendi kişisel ve ailevi tüketimi için (çocuklarının eğitimi, ailesinin konforu ve yaşlılık günleri için güvence birikimi gibi kalemlere) harcar. Bu noktada önemli olan husus, muayenehaneden elde edilen karın (sabit giderler ödendikten sonra geriye kalan miktar), muayenehanenin bekası için belirleyici olmamasıdır: kar oranı düştüğü zaman harcama oranı da düşer (tatil mütevazılaşır, arabanın yenilenmesi ertelenir, tasarruf hesabına 2 değil de 1 lira yatar). Bu da demektir ki doktor emeği karşılığında elde ettiği kazanç üzerinde de tasarrufa sahiptir ve bu kaynağı yatırıma çevirip işini büyütmek gibi ne bir zorunluluğu ne de bir niyeti vardır.”

Kazancını sağlık yatırımına dönüştüren doktorların ne yaptığını, sağlıkta kapitalistleşmenin nasıl yürüdüğünü ve ne gibi sonuçlar doğurduğunu yazının ikinci bölümünde okuyacağız.

 

 Tam Gün ve Sermaye - II yazısı için tıklayınız...

Dr. Nedim İnce         

www.mersinyasam.com    

 

 

Dr. Nedim İnce'ye teşekkürlerimizle

Denizce

04.12.2009