"Tarih bilmeyen ebediyyen çocuk kalır" diyor düşünür CİCERO...
Çiçero’nun bu çarpıcı sözüne yeni rastladım ve durup durup
düşünmek zorunda kaldım.
Bu sözün anlam derinliğini araştıranlar tarihin ortaya
koydukları ile yetinmeyen insanoğlunun nasıl da trajikomik
durumlara düşebildiğini sanırım daha iyi kavrayacaklardır.
Tarih tekerrür ediyor diye dert yananlara tavsiyem bu sözü
bilgi dağarcıklarına almaları ve sıkça anımsamalarıdır.
Aslında tarih tekerrür etmiyor, aksine zaman içerisinde
yaşananların olduğu gibi kaydedilmesine olanak tanıyor. Peki, o
halde tarihin tekerrürü nasıl gerçekleşiyor? İnsan eliyle, hem
de en kötüsü, tarih bilmeyenler sayesinde…
Çocukluk ve gençlik çağımda hep tarihsel konulara ilgi
duymuştum. Derslerde bunlara değinen hocalarımızın aktarımlarını
can kulağı ile dinlerdim. Ancak eksik bir şey vardı. Kimse bu
tekerrür konusuna değinmez, geçiştirir, tarihsellik adeta bir
masalımsı havaya bürünürdü. Masallar nesilden nesile tekrar
edebilir. Ama ya tarih? Tarih masal değildir ve olmamalıdır da…
Tarihi masal olarak görmeye başlayanlar aynısını dinlemeye razı
olmuşlar demektir.
Tarih, geleceğe uzanan yolun kendisidir aslında. Tarihin her
zaman diliminde farklılaşmasını sağlayan bu yol üzerinde
yaşananlardır. İnsanoğlu uzun tarih yolunu kat ederken tekrar
gerisin geriye dönmemesine rağmen yine de tarihin tekerrür etmiş
olduğuna hayret içinde bakakalır. Oysa tarihte yaşananlar farklı
farklı biçimlere girmiş şekil ve görüntülerden ibarettir.
Sıradanlık tarihe göre değildir. Tarihi sıradanlaştıran insanın,
özellikle de tarih bilmeyen insanın ta kendisidir.
Tarih bilmeyenler kimdir peki? Bu üzerinde pek kafa yorulmayan
bir sorudur? Cevabının tek olmadığını belirtmemiz gerekiyor.
Birkaç tanesini sunalım dilerseniz: Tarihi makaleleri
okumayan, tarihi olaylarla uzaktan yakından ilgilenmeyen, tarihi
bir masal gibi gören ve en önemlisi tarihi olayları okuduktan
sonra bunlar hakkında yorum yapamayan kişiler tarih
bilmeyenlerdir.
Yeri gelmişken, tarih ile etiği bir anlamda aynı düzlemde
değerlendirmeyi oldukça anlamlı buluyorum. Tarih ve etik…
Birbiri arasında gizli bir birliktelik söz konusu. Tarihi bilen
onu etiğe uygun şekilde ele almalı ve haksızlık yapmadan
değerlendirebilmeli. Tarih ile ilgilenen etik öğelerden
vazgeçmeden bu görevini sürdürmeli. İşte, belki de bundandır ki,
akademik çalışma alanım olan tıp tarihi ile tıp etiğini ayrılmaz
bir ikili olarak görüyorum.
Unutmamalıyız ki, tarih asla cahil bırakmaz! Mutlaka gerçeği
bir şekilde ve bir boyutta bizlere öğretir. Tabii ki, ders
alabilenlere…