Değerli
arkadaşlarım, bizim Anayasa’mızda cumhurbaşkanlığının çok özel
bir yeri vardır, çok saygın bir yeri vardır. Anayasal
sistemimizin, kurumların uyum ve işbirliği içinde
işletilmesinin, Türkiye’nin en saygın biçimde temsil edilmesinin
ve Anayasa’mızın sahiplenilmesinin gerçekleştirileceği en önemli
sorumluluk noktasıdır. Bu sorumluluk noktasına gelecek olan
insan, çok doğal olarak, bütün Türkiye’nin yakın ilgisi içinde
olacaktır ve toplumun her kesimi, bu seçimle, haklı olarak
yakından ilgilenecektir. Biz de, bu konunun Türkiye için en
uygun, en doğru şekilde çözülmesini arzu ediyoruz ve buna katkı
yapabilmek istiyoruz.
Değerli
arkadaşlarım, bizim, cumhurbaşkanlığı konusunda Anayasa’nın
koyduğu çerçevenin temel alınması gerektiğiyle ilgili hiçbir
tereddüdümüz yoktur. Elbette de, Anayasa’mızın 104’üncü
maddesinin öngördüğü şekilde bir cumhurbaşkanlığı seçimi
gerçekleştirilecektir. Seçim Türkiye Büyük Millet Meclisinde
gerçekleşecektir. Anayasa’mızın koyduğu şartları karşılayan bir
kişi cumhurbaşkanı seçilecektir ve bu, Meclisin sorumluluk
duygusuyla yapacağı değerlendirme sonucunda ortaya çıkacak bir
karar olacaktır. Bütün bunları hepimiz çok iyi takdir ediyoruz,
çok iyi görüyoruz.
Bu tablo,
tabii, bizi, cumhurbaşkanı seçiminin nasıl olması gerektiğiyle
ilgili anlayışımızı ifade etmekten uzak tutmamalıdır. Bu konuda
da hepimizin çok ciddi görevi olduğunu düşünüyorum ve bu görevi
yerine getirmeye çalışıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, elbette, cumhurbaşkanı, Anayasa’nın öngördüğü
şartları karşılayan birisi olacaktır. Ama, Anayasa’nın öngördüğü
şartları karşılayanların arasında olmaması gereken insanlar da
vardır. Yani, Anayasa’nın şartlarının karşılanması “en uygun
cumhurbaşkanının ne olması” sorusuna en iyi cevabı vermemize
yetmez. Yani, Anayasa’nın şartları yerine getirilmelidir, ama,
mesela, bence, benim anlayışıma göre, halkıyla ilişkisini,
ordusuyla, askeriyle ilişkisini, yargısıyla ilişkisini olması
gereken zemine oturtmamış bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.
(CHP sıralarından alkışlar)
Yani, mesela,
kendi askerine “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.” diyen
bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından “Bravo”
sesleri, alkışlar)
Mesela, kendi
vatandaşına, bir talep önüne koyduğu zaman “Ananı da al git.”
diyen bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar)
Mesela,
Türkiye’ye eyaletler sistemi öneren bir insan cumhurbaşkanı
olmamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
Mesela
“Türklük bir alt kimliktir.” diyen bir insan cumhurbaşkanı
olmamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
Mesela,
Atatürk’ü anlayamamış, Atatürk’ü sevememiş bir insan
cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlar)
Mesela
“Anıtkabir’de sap gibi duruyorlar.” diyen bir insan
cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
Mesela,
Hikmetyar’ın önünde diz çöküp, fotoğraf çektirmiş bir insan
Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar)
Mesela “El
Kaide’ye kefilim.” diyen bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.
(CHP sıralarından alkışlar)
Kıbrıs
konusunda Cumhurbaşkanına “sana mı soracağız” diyen bir insan
cumhurbaşkanı olmamalıdır.
Cumhurbaşkanına ve muhalefete “Aç tavuk kendisini buğday
ambarında görür. Üç koyunu güdemeyenler…” diyen bir insan
cumhurbaşkanı olmamalıdır.
Danışmanı,
kendisi hakkında eğer “Onu kullanın, lavabodan aşağıya
süpürmeyin.” demişse, o insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.
“Dokunulmazlığı kaldıracağız.” diye söz verip kaldırmamışsa, o
insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.
“Harem” ile
“harim”in farkını bilmiyorsa, o insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.
(CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
Hakkında
bunca itiraz varken “Bana, cumhurbaşkanlığıma karşı çıkanlar
harimime giriyorlar.” diyor ise bir insan cumhurbaşkanı
olmamalıdır.
Türbanı
kaldırmak için “Parlamentoda mutabakat lazım, mutabakat yok.”
deyip de “Cumhurbaşkanını biz bildiğimiz gibi seçeriz.” diyen
insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.
Villa yapmak
için orman arazisini işgal edip tahrip ettiği için on bir ay
hapis cezasına mahkûm olmuş bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.
Hakkındaki
yolsuzluk dosyaları Türkiye Büyük Millet Meclisinin raflarında
bekletilirken, hesabını verememiş bir insan cumhurbaşkanı
olmamalıdır.
“Aklan da
gel.” denilebilecek bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.
Bir önceki
Meclis Başkanına “Onun gelişi aslında hilafetin gelişidir.”
dedirtecek bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.
Danıştaya,
Yargıtaya “Diyanete sor.” diyen bir insan cumhurbaşkanı
olmamalıdır.
Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine “Ulemaya sor.” diyen bir insan cumhurbaşkanı
olmamalıdır.
Oferlerin
talimatıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun
çıkartılmasına destek veren bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.
Doğru dürüst
bir mal beyanı yapamayan bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.
Çocuklarına
iş adamı arkadaşlarının parasıyla Avrupa’da okuma imkânı veren
bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
“Bence
demokrasi bir amaç değil bir araçtır” diyen insan cumhurbaşkanı
olmamalıdır. Çünkü, bizim Anayasamızın değiştirilemez maddeleri
içinde cumhuriyetin nitelikleri sayılırken, laiklik gibi,
demokrasi de bir temel amaç olarak ortaya konmuştur, bir araç
olarak görülmemiştir. Eğer böyle bir durum varsa bu yanlış bir
anlayıştır.
“Hukuk, halka
sorulmadan, Türkiye’deki hukuk, yani medenî hukuk, ceza hukuku,
ticaret hukuku, halka sorulmadan bir yerlerden aktarılmış ve
zorla halka dikte edilmiştir” diyen bir insan varsa, o insan
Cumhurbaşkanı olmamalıdır.
“Türkiye,
kendisine din olarak Kemalizmi almış ve başka hiçbir dine hayat
hakkı tanımayarak, kitlelere zorla dikte edilmiştir” diyecek
kadar insafsızsa bu cumhuriyet hakkında, o insan Cumhurbaşkanı
olmamalıdır.
“Şu anda
Türkiye Cumhuriyetinde 27 etnik grup yaşamakta. Bu 27 etnik
grubun da varlıklarının tanınması gerekmektedir. ‘Türkiye
Türklerindir’ gibi tezler yanlıştır” diyorsa bir insan,
Cumhurbaşkanı olmamalıdır.
“Ancak bir
inanç birlikteliği bu insanların bütünlüğünü sağlayabilir, aksi
takdirde millî bütünlüğümüzü sağlamak mümkün değildir” diyorsa
bir insan, Cumhurbaşkanı olmamalıdır.
Eğer “Osmanlı
eyaletler sistemi gibi bir sistem Türkiye’de uygulanabilir”
diyorsa, o insan Cumhurbaşkanı olmamalıdır.
Bugünkü hukuk
sistemini kabullenmeleri ve adapte olmaları nelerin pahasına,
hangi yöntemlerle gerçekleştirildi? Bundan otuz sene önce halkın
dine ilgisi ne kadardı, bugün hangi seviyede? Biz, inanıyoruz
ki, Türkiye’de insanların tamamı dinî inançlarına, yaşadıkları
coğrafya ve tarihî misyon gereği sahiptirler. Bu özelliklerini
ortaya koymaları engellenmiştir, cebrî yollarla bastırılmıştır.
Eğer, insanların beyinlerindeki ipotekler kaldırılırsa, onlar
kendiliğinden dini seçecektir, çünkü özlerinde inanç vardır”
diyorsa, o insan Cumhurbaşkanı olmamalıdır
“Eğer,
istiklal mahkemeleri vasıtası ile kurulan darağaçlarında,
kimlerin ve hangi suçlamayla idam edildiğini nasıl izah
edecekler? Tevhidi Tedrisat Kanunu nelerin önünü tıkamak,
nelerin önünü açmak içindi? Harf inkılabı vasıtasıyla bir
ülkenin tamamının bir anda sıfır okuryazar seviyesine
indirgenmesi kimlere yaramıştır?” diyorsa bir insan, o insan
Cumhurbaşkanı olmamalıdır.
Deniz Baykal