e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 TBMM 25.12.2006  

43.Birleşim tutanağından     

 

 

Değerli arkadaşlarım, bizim Anayasa’mızda cumhurbaşkanlığının çok özel bir yeri vardır, çok saygın bir yeri vardır. Anayasal sistemimizin, kurumların uyum ve işbirliği içinde işletilmesinin, Türkiye’nin en saygın biçimde temsil edilmesinin ve Anayasa’mızın sahiplenilmesinin gerçekleştirileceği en önemli sorumluluk noktasıdır. Bu sorumluluk noktasına gelecek olan insan, çok doğal olarak, bütün Türkiye’nin yakın ilgisi içinde olacaktır ve toplumun her kesimi, bu seçimle, haklı olarak yakından ilgilenecektir. Biz de, bu konunun Türkiye için en uygun, en doğru şekilde çözülmesini arzu ediyoruz ve buna katkı yapabilmek istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bizim, cumhurbaşkanlığı konusunda Anayasa’nın koyduğu çerçevenin temel alınması gerektiğiyle ilgili hiçbir tereddüdümüz yoktur. Elbette de, Anayasa’mızın 104’üncü maddesinin öngördüğü şekilde bir cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleştirilecektir. Seçim Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerçekleşecektir. Anayasa’mızın koyduğu şartları karşılayan bir kişi cumhurbaşkanı seçilecektir ve bu, Meclisin sorumluluk duygusuyla yapacağı değerlendirme sonucunda ortaya çıkacak bir karar olacaktır. Bütün bunları hepimiz çok iyi takdir ediyoruz, çok iyi görüyoruz.

Bu tablo, tabii, bizi, cumhurbaşkanı seçiminin nasıl olması gerektiğiyle ilgili anlayışımızı ifade etmekten uzak tutmamalıdır. Bu konuda da hepimizin çok ciddi görevi olduğunu düşünüyorum ve bu görevi yerine getirmeye çalışıyorum.

Değerli arkadaşlarım, elbette, cumhurbaşkanı, Anayasa’nın öngördüğü şartları karşılayan birisi olacaktır. Ama, Anayasa’nın öngördüğü şartları karşılayanların arasında olmaması gereken insanlar da vardır. Yani, Anayasa’nın şartlarının karşılanması “en uygun cumhurbaşkanının ne olması” sorusuna en iyi cevabı vermemize yetmez. Yani, Anayasa’nın şartları yerine getirilmelidir, ama, mesela, bence, benim anlayışıma göre, halkıyla ilişkisini, ordusuyla, askeriyle ilişkisini, yargısıyla ilişkisini olması gereken zemine oturtmamış bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Yani, mesela, kendi askerine “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.” diyen bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Mesela, kendi vatandaşına, bir talep önüne koyduğu zaman “Ananı da al git.” diyen bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Mesela, Türkiye’ye eyaletler sistemi öneren bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Mesela “Türklük bir alt kimliktir.” diyen bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Mesela, Atatürk’ü anlayamamış, Atatürk’ü sevememiş bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Mesela “Anıtkabir’de sap gibi duruyorlar.” diyen bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Mesela, Hikmetyar’ın önünde diz çöküp, fotoğraf çektirmiş bir insan Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Mesela “El Kaide’ye kefilim.” diyen bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Kıbrıs konusunda Cumhurbaşkanına “sana mı soracağız” diyen bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.

Cumhurbaşkanına ve muhalefete “Aç tavuk kendisini buğday ambarında görür. Üç koyunu güdemeyenler…” diyen bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.

Danışmanı, kendisi hakkında eğer “Onu kullanın, lavabodan aşağıya süpürmeyin.” demişse, o insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.

“Dokunulmazlığı kaldıracağız.” diye söz verip kaldırmamışsa, o insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.

“Harem” ile “harim”in farkını bilmiyorsa, o insan cumhurbaşkanı olmamalıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Hakkında bunca itiraz varken “Bana, cumhurbaşkanlığıma karşı çıkanlar harimime giriyorlar.” diyor ise bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.

Türbanı kaldırmak için “Parlamentoda mutabakat lazım, mutabakat yok.” deyip de “Cumhurbaşkanını biz bildiğimiz gibi seçeriz.” diyen insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.

Villa yapmak için orman arazisini işgal edip tahrip ettiği için on bir ay hapis cezasına mahkûm olmuş bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.

Hakkındaki yolsuzluk dosyaları Türkiye Büyük Millet Meclisinin raflarında bekletilirken, hesabını verememiş bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.

“Aklan da gel.” denilebilecek bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.

Bir önceki Meclis Başkanına “Onun gelişi aslında hilafetin gelişidir.” dedirtecek bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.

Danıştaya, Yargıtaya “Diyanete sor.” diyen bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine “Ulemaya sor.” diyen bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.

Oferlerin talimatıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çıkartılmasına destek veren bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.

Doğru dürüst bir mal beyanı yapamayan bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.

Çocuklarına iş adamı arkadaşlarının parasıyla Avrupa’da okuma imkânı veren bir insan cumhurbaşkanı olmamalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

“Bence demokrasi bir amaç değil bir araçtır” diyen insan cumhurbaşkanı olmamalıdır. Çünkü, bizim Anayasamızın değiştirilemez maddeleri içinde cumhuriyetin nitelikleri sayılırken, laiklik gibi, demokrasi de bir temel amaç olarak ortaya konmuştur, bir araç olarak görülmemiştir. Eğer böyle bir durum varsa bu yanlış bir anlayıştır. 

“Hukuk, halka sorulmadan, Türkiye’deki hukuk, yani medenî hukuk, ceza hukuku, ticaret hukuku, halka sorulmadan bir yerlerden aktarılmış ve zorla halka dikte edilmiştir” diyen bir  insan varsa, o insan Cumhurbaşkanı olmamalıdır.

“Türkiye, kendisine din olarak Kemalizmi almış ve başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak, kitlelere zorla dikte edilmiştir” diyecek kadar insafsızsa bu cumhuriyet hakkında, o insan Cumhurbaşkanı olmamalıdır. 

“Şu anda Türkiye Cumhuriyetinde 27 etnik grup yaşamakta. Bu 27 etnik grubun da varlıklarının tanınması gerekmektedir. ‘Türkiye Türklerindir’ gibi tezler yanlıştır” diyorsa bir insan, Cumhurbaşkanı olmamalıdır. 

“Ancak bir inanç birlikteliği bu insanların bütünlüğünü sağlayabilir, aksi takdirde millî bütünlüğümüzü sağlamak mümkün değildir” diyorsa bir insan, Cumhurbaşkanı olmamalıdır. 

Eğer “Osmanlı eyaletler sistemi gibi bir sistem Türkiye’de uygulanabilir” diyorsa, o insan Cumhurbaşkanı olmamalıdır. 

Bugünkü hukuk sistemini kabullenmeleri ve adapte olmaları nelerin pahasına, hangi yöntemlerle gerçekleştirildi? Bundan otuz sene önce halkın dine ilgisi ne kadardı, bugün hangi seviyede? Biz, inanıyoruz ki, Türkiye’de insanların tamamı dinî inançlarına, yaşadıkları coğrafya ve tarihî misyon gereği sahiptirler. Bu özelliklerini ortaya koymaları engellenmiştir, cebrî yollarla bastırılmıştır. Eğer, insanların beyinlerindeki ipotekler kaldırılırsa, onlar kendiliğinden dini seçecektir, çünkü özlerinde inanç vardır” diyorsa, o insan Cumhurbaşkanı olmamalıdır

“Eğer, istiklal mahkemeleri vasıtası ile kurulan darağaçlarında, kimlerin ve hangi suçlamayla idam edildiğini nasıl izah edecekler? Tevhidi Tedrisat Kanunu nelerin önünü tıkamak, nelerin önünü açmak içindi? Harf inkılabı vasıtasıyla bir ülkenin tamamının bir anda sıfır okuryazar seviyesine indirgenmesi kimlere yaramıştır?” diyorsa bir insan, o insan Cumhurbaşkanı olmamalıdır.

Deniz Baykal

 

Denizce' nin Cumhurbaşkanı adayı:  Bülent Eczacıbaşı
 

Bülent Eczacıbaşı 1949’da İstanbul’da doğdu.

İstanbul Alman Lisesi’ni bitirdikten sonra yüksek öğrenimini Londra Üniversitesi’nde sürdüren Eczacıbaşı, ABD’de Massachusetts Institute of Technology’den kimya mühendisliği dalında master derecesi aldı.

Çalışma yaşamına Eczacıbaşı Holding’de 1974’de başlayan Bülent Eczacıbaşı, Eczacıbaşı Topluluğu kuruluşlarında çeşitli yönetim görevlerinde bulundu.

1991-93 yıllarında TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği) yönetim kurulu başkanlığı görevini yürüttü.

1997-2001 yıllarında Yüksek İstişare Konseyi başkanlığını, 1993-97 yıllarında ise TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) kurucu yönetim kurulu başkanlığını yaptı ve 2003 ‘de TÜSİAD Onursal Başkanı seçildi. Halen Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı olan Bülent Eczacıbaşı, İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası Yönetim Kurulu başkanlığını yürütmektedir.

 

Bu önerme Eczacıbaşının kendi değer ve kıymetlerinden kaynaklanmaktadır.