Batı Hunları
ile ilgili kaynaklar ve yorumlar çok çeşitlidir. Bazı kaynaklar Batı
Hun İmparatorluğu ile Avrupa Hun İmparatorluğu'nu ayırmakta ve bunları
iki ayrı devlet olarak kabul etmekte, bazıları ise Batı ve Avrupa Hun
İmparatorluklarını birbirlerinin devamı sayarak tek devlet kabul
etmektedir. Batı Hunlarının geldikleri yer konusunda da değişik
görüşler ileri sürülmesine karşın, son yapılan araştırmalar bu
Hunların Büyük Hun İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra Orta Asya'dan
göç eden kavimler olduğunu kesinleştirmiştir. Batı Hunlarının Asya
kökenli ve Büyük Hun Devleti'ni kuran kavimlerin torunları olduklarına
artık kesin bir gözle bakılmaktadır. Bu konuda tarihsel, kültürel ve
toplumsal bilgiler kanıtlanmıştır.
Hunlar Batı
steplerine göç etmeden önce buralarda İskitler
yaşıyordu. Daha sonraları İran'dan gelen Sarmallar İskit
İmparatorluğu'nun yıkılmasında önemli rol oynadılar ve İran kökenli
kavimler Batı steplerine yayıldılar. Büyük Hun İmparatorluğu
dağıldıktan sonra Orta Asya'da kurulması denenen bazı Hun
devletleri uzun ömürlü olamadı ve Hunlar yavaş yavaş Batı'ya doğru göç
etmeye başladılar. Öncelikle Aral Gölü civarında görülen
Hunlar, sonraları Don ve Volga ırmakları kıyılarında
görüldüler. Bu tarihlerde Karadeniz'in bazı kısımları Gotların
işgali altında bulunuyordu. Don-Dinyeper ırmakları
arasında Ostrogotlar,
onların batısında da Vizigotlar
yerleşmişti. Daha Batı'da ise
Vandallar oturuyordu. Bu
bölgelerde ayrıca bazı Germen
kavimleri ile İran boyları karışık biçimlerde yaşıyorlardı. Hun
başbuğu Balamir'in
yönetimindeki ilk saldırılar önce Doğu Gotları olan Ostrogot devletini
yıktı, sonra da Batı Gotları olan Vizigotlar tarih sahnesinden
silindiler. Gotlar bu yenilgiler üzerine kalabalık gruplar halinde
Batı Avrupa'ya kaçtılar. Bu dönemde birçok kavim Hunların
zorlamasıyla Karadeniz'in kuzeyinden Avrupa'ya doğru göç
etti. Hunlar Roma İmparatorluğu'nun kuzey kesimlerini de altüst ederek
İspanya'ya kadar büyük bir kavimler göçüne neden oldular.
Yendikleri kavimlerden aldıkları esirler ile ordularını genişleterek
Avrupa'nın içine doğru saldırılarını yoğunlaştırdılar. Kısa zamanda
yoğun bir Hun saldırısı ile karşı karşıya kalan Avrupa'nın dengesi
altüst oldu. Tüm Avrupalılar Hunlara barbar gözü ile bakıyor ve
onlardan çok korkuyorlardı. Hunlar ilk kez 378
yılında Tuna nehrini geçtiler ve Roma İmparatorluğu'ndan
herhangi bir direniş görmeden Trakya'ya kadar indiler. Daha
sonraları da Macaristan'ın iç kısımlarına uzanan bir büyük
sefer düzenlediler. Bu bölgelerde yaşayan kavimler korkularından Roma
İmparatorluğu'nun sınırları içine giriyorlar ve Romalıların
askeri gücüne sığınıyorlardı.
Roma
İmparatoru I.Theodosius'un
395'te
ölmesi üzerine Hunlar yeniden harekete geçtiler, iki cepheden hareket
eden Hunlar'ın bir kısmı Balkanlar'dan Trakya'nın
içlerine inerken bir kısmı da Kafkasya'dan geçerek Anadolu'nun
iç kısımlarına giriyorlardı. Hunların doğu kanadı tarafından
düzenlenen bu akınları Basık
ve Kursık
adlı başbuğlar yönetiyordu. Hunlar Anadolu'ya indikten sonra
burada kalmamışlar, iç kısımlara doğru ilerlemişler, Çukurova'yı
ve Suriye'yi işgal etmişlerdir. Kudüs'e kadar inen
Hunlar daha sonra kuzeye dönerek Orta Anadolu'ya yürüdüler ve
daha sonra da Azerbaycan yolu ile kendi merkezleri olan
Kuzey Karadeniz'e döndüler.
İskitlerden sonra Türklerin
ikinci kez Anadolu'ya gelişleri Hunlar döneminde olmuştur.
Hunlar bir süre sonra Doğu Roma
İmparatorluğu'nu çökertmeye
yönelik saldırılarını artırdılar. Ancak dış politika olarak Doğu Roma'yı
ortadan kaldırmayı ana ilke olarak benimserken, buna karşı Batı Roma
ile dostluk ilişkilerinigeliştirmişlerdi. Avrupa'da
ortalığı karıştıran bazı barbar kavimlerin hem Romalıların hem de
Hunların düşmanı olması Hun devletini böyle bir dış politikaya
yöneltmişti. 400
yılından sonra ise Hunlar Batı Roma'nın
sınır eyaletlerine girmeye başladılar. Hun korkusu ile yerlerini terk
eden Vandallar,
Saksonlar,
BurgonlarAvrupa'yı birbirine katıyorlardı. Hem Romalılar hem de Hunlar
bu barbar kavimlerin üzerine giderek bunları sindirdiler. Hunların
zaferlerinden sonra bu kavimler daha da
Batı'ya
yöneldiler ve Galya'ya gittiler. Böylece Batı'ya doğru Hunların
yolu üzerindeki engeller kalkmış oluyordu.
Sınırları
Asya'da Balkaş Gölü yakınlarına kadar uzanan Hun
İmparatorluğu'nun batı kanadı hükümdarı olan Uldız,
405
ve 409
yıllarında Tuna'yı geçerek
Bizans'a Hun tehdidinin
sürdüğünü göstermişti. Uldız'dan
sonra Hun İmparatorluğu'nun başına
Karaton geçti. Karaton daha çok
doğu yöresiyle
uğraştı ve Bizanslılar ile ilişki kurdu. Bizans devletinin ortadan
kaldırılması için de bir yandan hazırlıklarını sürdürdü.
Tuna
havzasını ele geçirip bölgedeki kavimleri
Batı'ya süren
Hunlar, yavaş yavaş Tuna nehrinin kıyılarına yerleştiler,
imparatorluğun merkezi de Tuna kıyılarında kuruldu. Ne var ki, Batı
Hunlarının büyük bir bölümü gene de Don ırmağının doğusunda
uzanan steplerde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Batı Hun
İmparatorluğu'nun ilk merkezi bu steplerdeydi, sonraları Tuna
kıyılarına geçilmiştir. 400
yılı sıralarında Avrupa'ya yerleşmeyi tamamlayan Hunlar, bundan sonra
hep Roma İmparatorluğu ile ilgilenmişlerdir. Hunlar Tuna havzasında
yerleştikten sonra göçebelikten vazgeçmişler ve diğer bölgelerin
fethedilmesi için, daha önce kendilerine bağladıkları kavimleri
kullanmışlardır.
Tuna ve
Tisa havzalarının işgalini sürdürebilmek için Hunların Çek
ve Moravya ovalarından geri dönmeleri gerekiyordu.
Transilvanya'nın her parçasının işgaline ancak sıra geliyordu.
Önemli gördükleri yerlere kendileri gidiyorlar, önemsiz yerlere de
kendilerine bağımlı kavimleri gönderiyorlardı. Özellikle Pontus
bölgesinde egemenlikleri altına aldıkları Doğu Gotları
Hunlar adına çok kan dökmüşlerdi. Daha sonraları Hunlar hem Burgondların,
hem de Frankların
bölgelerine akınlar düzenleyerek bu bölgeleri de kendi egemenlik alanı
içine aldılar. Böylece Hunlar Kuzey Denizi'ne kadar geldiler.
Bu step kavimi Kuzey Denizi'nin rutubetli ve tuzlu havası karşısında
yenilgiye uğradı. Buralara yerleşemeyeceklerini anladılar ama, gene de
bu bölgeyi gelecekteki akınları için kendi denetimleri altında tutmak
istiyorlardı, Roma İmparatorluğu'na bağlı olan Batı
bölgelerinde gözleri vardı. Bu bölgelere yapacakları akınlarda
Kuzey Denizi kıyılarını üs olarak kullanmayı düşünüyorlardı.
Hunlar kuzeydeki kavimlerin yalnızca bağlılıklarıyla yetindiler ve
onlardan fazla bir şey beklemediler.
Yeni Bir Kavim
Hun devletinin
yükselme dönemi
olan 400
yıllarında Asya steplerinde yeni bir kavim beliriyor ve zamanla
bir göçebe imparatorluğu kuruyordu. Bunlar Avarlardı.
Balkaş ve Aral gölleri civarında artık egemenliği ele
geçiriyorlardı. Hunlar doğu bölgelerinde meydana gelen bu değişikliğe
karşı çıkmamış ve imparatorluğun sınırlarını, savunma hatlarını
Aral Gölü'nün civarına çekmişlerdi. Ancak,
Doğu kapısını
ellerinde tutarak Asya'nın çeşitli bölgeleri ile ilişkileri
sürdürüyorlardı. Avar
tehlikesinden dolayı diğer Asya ulusları ile daha yakından ilişkiler
kuruyor ve zaman zaman Romalılar
ile anlaşarak çeşitli kavimleri kendi egemenlikleri altına
alıyorlardı. Bu durum iki imparatorluğun da yararına oluyordu.
Hunların barbarları
dizginlemesi Roma İmparatorluğu'nu da barbar saldırılarından kurtarmış
oluyordu. Buna karşılık Hunlar da Pontus'dan Kuzey Denizi'ne
kadar uzayan geniş alanda Romalıların
hiçbir isteği olmayacağından emin yaşıyorlardı. Barbar kavimlerin
istilasına ve iç karışıklıklara karşın Roma ve Hun İmparatorlukları
arasındaki anlaşma o dönemde önem kazanıyordu. Hunlardan sonra barbar
dünyasına egemen olan Avarlar
ve Göktürkler
de Bizansa karşı benzer bir politika izlemişler ve tıpkı Hunlar gibi
başlangıçta Bizans İmparatorluğu'nun dostluğunu aramışlar, sonraları
ise saldırıya geçmişlerdi.
İran
ile anlaşan Hunlar, ancak bundan sonra Gotlar ve benzeri barbar
kavimlerin egemenliklerine son vermişlerdir. Hunlar ile Batı Roma
İmparatorluğu arasındaki sıcak ilişkiler Hun İmparatoru Uldin
zamanında başlamıştır. Hunlar saldırılardan sonra toparlanınca Uldin
artık Bizans'tan bir şey beklememeye başladı. Sonraları da Bizans'a
saldırılarını artırdı. Roma İmparatorluğunun elinde ise Hun anlaşması
büyük bir koz olarak bulunuyordu. Kendisine bağlı Cermen
kavimleri ne zaman başkaldırırsa Hunların bunları ezmelerine izin
veriyordu. Hun ve Roma
anlaşmasıGermenlere
en ağır darbeyi Ren nehri boylarında indirdi. Hunlar Burgond krallığını
ortadan kaldırarak Galya'ya doğru ilerlediler. Bundan sonra
zaman zaman Hun ve Roma ortak birlikleri civardaki diğer kavimler
üzerine saldırılar düzenlediler. Hunların Bizans ile dostluğu çok kısa
sürdü ama Batı Roma İmparatorluğu ile dostlukları karşılıklı çıkarlar
nedeniyle uzun süreli oldu. Batı Roma İmparatorluğunun bir çöküş
dönemine girmesi de bu dostluğu zorlayan ve uzun ömürlü kılan ana
nedenlerdi. Batı Roma zayıfladığından düzenli orduları kalmamış ve
savaşlara kendilerine bağlı kavimlerden oluşturdukları ordularla
gidiyorlardı. Ayrıca barbarlardan bir kısmını ücretli asker olarak işe
almışlar ve bunlardan Roma ordusunu kurmuşlardır. Roma devleti
zayıfladıkça Hunların saldırıları ve yağmaları bu imparatorluğun
topraklarında göze çarpıyordu.
Batı
Hunları tarihinde 422
yılının özel bir önemi vardır. Bu tarihte Hun hükümdar ailesinden
gelen dört kardeş olan Rua,
Muncuk,
Aybars
ve Oktar'dan
Rua,
imparatorluk makamını işgal etti.
Muncuk erken öldüğü için diğer
iki kardeş kanat kralları durumunda bulunuyorlardı. Politikada Uldız'ın
izinden yürüyen Rua,
Bizans'ın Hun ordusunu ayaklanmaya kışkırtmak ve uyruk altındaki
kavimleri Hunlar'dan ayırmak amacıyla Hun topraklarında çalıştırdığı
casusluk örgütü ile propagandacıları ileri sürerek düzenlediği
Balkan seferinde
hiç direnme göstermeyen Bizans devletini yıllık vergiye bağladı. Vergi
karşılığı olarak alınan 350
libre altın o dönem için önemli bir vergiydi. Batı Roma Devleti de iç
karışıklıklar içinde bunalıyordu. O sıralarda güç durumda kalan Roma
komutanları Hunlara kaçarak imparator
Rua'nın yardımına
sığınıyorlardı. Rua'nın
güçlü kişiliği Hun Imparatorluğu'nu her iki Roma devletinde de etkin
bir duruma getirmişti. Rua'dan barışı yıllık vergi ile sağlayan
Bizanslılar bir yandan da Hunlara bağlı
bulunan kavimleri
kışkırtmaktan geri kalmıyorlardı. Bunun üzerine Rua Bizanslı
tüccarların Hun topraklarında ticaret yapmaları ile Bizans devletinin
Hun ülkesinden ücretli asker toplama iznini yasakladı. Bu arada Rua,
karşılık olarak Hun İmparatorluğu'ndan kaçan eski bazı devlet adamı ve
komutanların geri verilmesini istedi. Ne var ki, tam bu sırada 434
yılında İmparator Rua ölünce Bizanslılar çok sevindiler. Hun
İmparatorluğu'nun başına yeni bir hükümdar geçince Bizanslıların
sevinci kursaklarında kaldı. Amcası
Rua ölünce onun yerine yeğeni
Attila
geçmişti.
Attila Dönemi
Hunların
başına geçtiği zaman 40
yaşında olan Attila
babası Muncuk
erken öldüğü için amcası Rua'nın yanında yetişmiş, onunla birlikte tüm
askeri seferlere katılmış, çeşitli kavimleri yakından tanımak şansına
sahip olmuştu. İyi bir imparator olan amcası Rua'nın yanında devlet
yönetimini, askerliği ve politikanın ilkelerini öğrenmişti. Attila
yalnız değildi. Koca ülkeyi kardeşi
Bleda ile yönetiyordu.
Eğlenceden hoşlanan, enerjisi, gücü sınırlı olan Bleda, imparatorluğun
yönetimini kardeşine bırakmayı daha baştan benimsemişti. Ordu, devlet
ve politika tüm yönleri ile Atilla'nın elinde toplanmıştı. Doğu
kanadının kralı amcaları Aybars
ile gene amcaları olan Batı kanadı kralı Oktar yerlerini koruyorlardı.
Bu nedenle Hun İmparatorluğu içinde herhangi bir iktidar savaşı söz
konusu değildi. Attila'nın koruması ile yönetimde11yıl kalan Bleda
daha sonra 445
yılında öldü.
Attila'nın
başa geçişinden sonra gelen Bizans elçilerine yeni hükümdar sınırda
bir karşılama düzenledi ve barış anlaşmasının ilkelerini onlara dikte
ettirdi. Buna göre Bizans artık Hunlara bağlı kavimlerle kesinlikle
ilişki kuramayacaktı. Ayrıca Bizans, kendine sığınan Hunları geri
verecekti. Bizansın vergisi her yıl iki misli alınacak ve ticaret
ancak sınır kasabalarında yapılabilecekti. Hunlara hemen geri verilen
kaçakları Attila daha sınır kapısında astırdı. Bu olay, Attila'nın
adının bütün Avrupa'da dehşetle anılmasına neden oldu. Bundan sonra
Attila aylar süren uzun bir sefere çıkarak İmparatorluğun tüm
sınırlarını dolaştı ve ayaklanan kavimlerin üzerine yürüdü.
Batı kanadının merkeziTuna kıyısında, Doğu
kanadının merkezi de Dinyeper havzasında kurulmuştu.
430
yıllarında Hun egemenliği altında şu kavimler yaşıyorlardı.
Yaklaşık olarak
sayıları elliye
yaklaşan bu kadar çok kavim eski Türk devlet sistemine göre bir
siyasal birlik oluşturmakta, yabancı kavim ve zümreler ancak reisleri,
şefleri ve kralları aracılığıyla imparatorluğa bağlı bulunmaktaydı.
Agaçerilerin
ayaklanması dışında tüm kavimler Hun egemenliği altında barış ve düzen
içinde yaşıyorlardı. Agaçeriler ayaklanması da Attila'nın büyük oğlu
İlek
tarafından bastırıldı. Zaman zaman ortaya çıkan kavimler göçü
nedeniyle yerli halk bazen bunalıyordu. Yeni gelen kavimlerin yerli
halkın elindeki ürünlere el koymak istemesi de bazı karışıklıklara yol
açıyordu. Romalılar ise denetleyemedikleri köylü ayaklanması nedeniyle
gene Hunların yardımını istiyorlardı. Hunlar sürekli olarak
denetimleri altında yaşayan kavimleri izliyorlardı. En küçük bir sorun
çıktığında Hun birlikleri orada oluyordu.
440
yılından sonra Attila
Bizans devletine karşı baskıyı artırdı. Bizans Kralı'nın Hun
kaçaklarına hoşgörülü davranması Attila'yı kızdırıyordu. Ticaret
ilişkilerinde Yunan
tüccarları Hunları aldatıyordu. Ayrıca
Agaçeriler ayaklanmasında
Bizans devletinin kışkırtıcı rol oynaması da Hunların baskılarını
artırmalarına neden olmuştu. Kuzey Afrika'daki Vandal
Kralı'nın Atilla'dan Bizans'a karşı yardım istemesi de Hunların
tutumunu değiştirmişti. Attila Trakya üzerine yürümüşken Batı
Roma devletinin aracı olması üzerine Hun orduları hızını kesti. Bir
köylü çobanın savaş tanrısı Ares' in kılıcını bularak getirip Attila'ya teslim
etmesi, Hunlar arasında dünyanın fethinin yakın olduğu biçiminde
yorumlandı. Bununla beraber Bizans'ın kaçakları geri vermekte ağır
davranması, yıllık vergi ödemede isteksizliği
İkinci Balkan Seferi'nin
başlamasına neden oldu. Attila'nın yönetimindeki Hun
orduları yavaş yavaş iki koldan ilerleyerek tüm Trakya'yı işgal
ettiler ve Büyükçekmece önlerine kadar geldiler. Attila buraya
gelen Bizans elçilerini kabul etti. Yapılan anlaşmaya göre yıllık
vergi üç katına çıktı ve Bizans6000 libre savaş
tazminatı ödemeyi yükümlendi. Bizans için en ağır koşul yıllık
vergiydi. Her yıl bu kadar altının toplanması imparatorluğun gücünü
aşıyordu. Bizans İmparatoru bu zor durumdan kurtulmak için Attila'ya
bir suikast düzenledi. Ancak Attila bu durumu ortaya çıkardı ve Bizans
İmparatoruna ağır bir mektup göndermekle yetindi. Çünkü bu sıralarda
artık Attila Batı Roma İmparatorluğu'nun üzerine yürümeye hazırlanıyor
ve haraca bağladığı Bizans devletini ciddiye almıyordu. Hun dış
politikası da ağır ağır değişiyordu.
Batı Roma
İmparatorluğuna en son destek 439
yılında yapılmış ve bu tarihten sonra ilişkiler kesilmişti. Batı Roma
Başkomutanı Hunların değişen politikalarını izliyor ve bir Hun
saldırısına hazırlanıyordu. Aetius
bunun için tüm barbar kavimlerle anlaşmaya varmıştı. Attila da yeniden
çıkan köylü ayaklanmasıyla ilgileniyor, Roma'ya karşı Vandallarla
işbirliği olanaklarını araştırıyordu. Roma İmparatorluğu ile birlikte
tüm barbarlar da savaşacağı için bu durumda çok iyi hazırlanmak
gerekiyordu, iki yıl içinde Attila hazırlıklarını tamamlayınca önce
Roma'ya politik bir saldırı düzenledi. Roma Prensesi Honaria'yı zevceliğe kabul
ettiğini ve bunun karşılığında imparatorluğun yarısının yönetim
hakkını istedi. Romalılar önceleri durumu oyaladılar, ama sonra
olumsuz tutumları belirlenince Hunlar
Roma seferine
çıktılar.
451
yılında Orta Macaristan'dan
Batı'ya doğru
yola çıkan ikiyüz bin kişilik Hun
ordusunun yarısı Türk,
diğer yarısı da bağlı kavimlerin askerlerinden meydana geliyordu.
Geçtikleri yerleri zaptederek ilerleyen Hun orduları Paris
yakınlarında Orleans'a vardıklarında Roma
orduları ile Aetius
da buraya gelmişti, iki ordunun karşılaşması Attila'nın
manevrası nedeniyle Champagne ovasında oldu. Tam bir gün süren
ve her iki tarafın da ağır zarar gördüğü bu savaşta kimin kazançlı
çıktığı belirlenemedi.
Batılı
tarihçilerin zamanımıza kadar Hun ordusunun bu savaştan sonra geri
çekildiğini ileri sürmelerine karşın, son araştırmalar savaş günü
akşama doğru Roma
ordusunun dağıldığını ve başkomutan Aetius'un bile Hun ordusu içine
düştüğünü belgelemektedir. Gotlar ve Franklar da hemen savaştan
çekilmişlerdi. Attila,
Galya içlerine yürüyerek Roma ile Galya'nın
bağlantısını da kesmişti. Roma ordusunun dağılmasına karşın Attila,
orduları ile düzenli biçimde bir aya yakın bir sürede imparatorluğun
merkezine döndü. Roma komutanının gözden düşmesi de yenilgilerinin bir
göstergesiydi. Nitekim bir yıl sonra Hunlar yeniden Roma saldırısına
geçtiklerinde Romalıların ortaya çıkaracak bir ordusu kalmamıştı.
Attila 452'de
Alpleri geçerek yüz bin kişilik ordusu ile Venedik
bölgesine indi. Roma Sarayı çok endişelendi, hemen barış kararı alarak
elçi heyeti gönderdi. Papa araya girerek Türk başbuğundan tüm
Hıristiyanlık dünyası adına Roma'yı bağışlamasını istedi. Roma'yı
yıkmaktan çekinen Attila, anlaşma sonrasında ülkesine dönerken
Doğu
Roma gibi Batı Roma
İmparatorluğunu da kendi devletine bağladığına
inanıyordu. Şimdi sıra Sasani devletine gelmişti. Bu
devletin de Hun İmparatorluğu'nun koruması altına alınması ile artık
Hunlar dünya egemenliğini gerçekleştirebileceklerdi. Ne var ki, Attila453 yılında öldüğü için bu seferi gerçekleştiremedi.
Attila'nın
ölümünden sonra karısı Arıkan'dan doğan üç oğlu, sırasıyla llek,
Dengizek ve Irnek babalarının yerini tutamadılar, imparator olan llek
ayaklanan Cermen kavimleri ile savaşırken yaşamını yitirdi. Çok cesur
ama kafası çalışmayan Dengizek yeniden imparatorluk birliği için
savaşırken bir Bizanslının kılıcı ile öldü. Irnek ise bu savaşlara
katılmamış, kardeşlerinin ölümünden sonra artık Ona Asya'da tutunmanın
zorluğunu anlamış ve savaşlarda yorgun düşen Hunların büyük kısmı ile
Karadeniz'in batı kıyılarına dönmüştü. Irnek, yönetiminde Hunların
önce Güney Rusya düzlüklerinde görünen, sonra Balkanlarda ve
Orta
Avrupa'da birer devlet kuran Bulgarlar ile Macarların oluşumunda büyük
rol oynadıkları anlaşılmaktadır. 4. yüzyılda Hunlara
Volga'dan
Batı'ya doğru rehberlik eden
sihirli geyik efsanesinde Hunlarla
Macarlar kardeş gösterilmiştir. Ayrıca
Doğu Macaristan'da yaşamış olan
Sekellerin Hunların çocukları olduğu hakkında ciddi sayılabilecek
kanıtlar vardır. Attila'nın ölümü Avrupa'da bir bakıma Hunların da
gerilemesini başlatmıştır. Bağlı kavimler yavaş yavaş ayaklanmışlar ve
Hunlara karşı yeni birlikler meydana getirmişlerdir. Bu büyük Türk
İmparatorunun yitirilişi bir anlamda imparatorluğun çöküşünü de
başlatmıştır.
Attila için
Hunlar çok büyük bir cenaze töreni düzenlediler ve savaş oyunları ile
başlayan bu tören günlerce sürdü. Attila'nın seferleri, savaşları ve
yaşamı bir efsane yaratmıştır. Attila doğaüstü sayılabilecek kadar
güçlü bir insandı. Dünya tarihinin en büyük ordu komutanı ve devlet
kurucularındandı. Halkı arasında tanrısal bir güce sahipti. Oğulları
bile babalarının gözlerine bakamazdı. Hunlar üstün nitelikli
imparatorlarını tanrı gibi taparcasına seviyorlardı. Attila'nın güç ve
başarıdan ileri gelen ünü tüm Avrupa'yı titretmişti. Attila çok hassas
bir insandı. En küçük bir şeye kızdığında hemen savaş ile tehdit
ederdi. Böylece birçok yeri ve istediklerini savaşsız alabilmişti.
Diğer kavimlere ve onların başındaki yöneticilere karşı tutumu sert ve
kabaydı. Savaşı çok sevmekle beraber gene de aklını kullanır ve bu
akılcı tutumuyla istediklerini elde ederdi.
Attila kültür
ve sanata da çok önem vermişti. Okumuş insanlara büyük saygı gösterir
ve bunları önemli makamlara getirirdi. Kentleri, sanat eserlerini
yakıp yıkmaktan kaçınırdı. Gotlar ve Vandallar gibi Roma'yı yıkmaktan
çekinmiş, bu kentin çok yakınına geldiği halde anlaşmayı yeğlemiş ve
geri dönmüştü. Büyük törenlere sahne olan sarayı çok ihtişamlı
döşenmişti. Bu parlak çevrede bile Attila sadeliği severdi. Giyimi de
sade ve temizdi. Hunların geleneksel süslerinden hoşlanmazdı. Fazla
eğlenceyi sevmez ve gülmezdi. En büyük eğlencesi avlanmaktı. Ne yazık
ki, falcılara çok inanırdı. Onların söylediklerinin etkisi ile küçük
oğluna büyüklerden daha fazla önem vermekteydi. Ama onun bu tutumu
ölümünden sonra kargaşalıkların çıkmasına ve imparatorluğun
sarsılmasına yol açtı. Fallara ve hurafelere inandığı için Attila
zaman zaman zayıf davranırdı. Falcıların etkisiyle, yanına kadar
geldiği Roma'yı ve İstanbul'u almaktan çekindi. Roma'yı ele
geçirdikten az sonra ölen Alarik'in sonunu düşünerek Roma' nın
işgalinden kaçınmıştı.
Batı Hun
İmparatorluğu'nun tarihi sürekli savaşlar ve efsanelerle geçtiğinden
ve bu bölgede birçok barbar kavim yaşadığından kalıcı kültür ve sanat
eserleri pek verilememiştir. Orta Avrupa'da yapılan kazılarda bazı
toprak eşyalar çıkmıştır. Hunların bu eserleri günümüzde Avrupa
müzelerinde görülebilir. Hunlarda, genel çizgileri ile Orta Asya'dan ve
Büyük Hun İmparatorluğundan kalma step kültürü egemendir. Batı
Hunlarında da Doğu Hunlarına benzer sosyal ve kültürel bir yaşam söz
konusudur. Bozkır kültürü Hun kültürünün çekirdeğini oluşturmaktadır.
Batı Hun İmparatorluğu'nun ekonomik yaşamı da kendinden önceki
göçebe devletlerinki gibidir. Hayvancılık ana uğraştır. Ganimet
sağlanması, tarım, avcılık, balıkçılık da diğer ekonomik uğraşlardır.
Hunlar'a ait arkeolojik buluntuların çoğu Macaristan'da ortaya
çıkarılmıştır. Bunun nedeni de Batı Hun İmparatorluğu'nun Tuna
bölgesinde kendisine merkez kurmasıdır. Güney Rusya'da kurulan
imparatorluk daha sonraları Macaristan'da üslenmiştir.
Segedin
civarında bulunan Hun mezarları imparatorluğun kültürel yaşamı
hakkında genel bir kanı vermektedir. Bu kazılarda altına dayanan
süslemeciliğin çeşitli örneklerine rastlanmıştır. Huni biçiminde
ayaklı kurban kazanları Hun kültüründe önemli bir yer tutar. Bu tür
kazanları minyatür biçimlerde yaparak ölülerle beraber mezarlara
gömmüşlerdir. Mezarlarda bulunan altın kazanlar da kurban kazanlarıdır
ve Batı Hun kültürünün Orta Asya kültürü ile yakın bağlantısını
göstermektedir. Hunların süsleme sanatında o dönemde İran'da egemen
olan Sasani işçiliğinin geniş etkileri vardır. Hunlar ayrıca
Avrupa'da
ilişkiye girdikleri kavimlerden de kültür açısından etkilenmişlerdir.
Hunlarla ilgili
kazılarda, kurban kazanlarının yanı sıra irili ufaklı gümüş kayışlar,
keramik eserler, altın ve gümüşten süs eşyaları, çeşitli tokalar,
altın taçlar bulunmuştur. Buluntulara göre Batı Hun İmparatorluğu'nda
altın ve gümüş işçiliğinin ileri düzeyde olduğu Orta Asya'da görülen
toprak ve keramik işçiliğinin sürdürüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak
Hunların kültür ve sanat yaşamlarının diğer yönleri pek açıklığa
kavuşmamıştır.
Büyük Hun
İmparatorluğunun dilini tarihçiler
Türkçe olarak kabul etmektedirler.
Bu dilde bazı Çin ve Moğol etkileri de vardır. Batı Hunları ise
göçebe
bir devlet kurduklarından ve yerleşik bir yaşam düzenine sahip
olmadıklarından dilleri biraz karışıktır. Ne var ki temel olarak
onların dilinin de Büyük Hun İmparatorluğundan geldiği söylenebilir.
Batı Hun İmparatorluğunun egemenliğine giren kavimler değişik
yerlerden gelmişlerdi ve kendi dillerini koruyorlardı. Bu durumda
kavimlerin dilleri ile, Orta Asya'dan gelen
Hun dili karışmaya
başladı. Batı Hun İmparatorluğunun devlet ve yönetici kademesi ise
kesinlikle Büyük Hun İmparatorluğunun dilini kullanmıştır. Hun halkı
ise yaşadığı bölgeye göre oranın kavimleri ile etkileşim içinde farklı
farklı lehçeleri kullanıyordu. Devletin üst kademesinin geleneksel Hun
dilini koruyabilmesine karşılık, Hun halkı giderek bu dilden
uzaklaşmıştır. Avrupa gibi yeni bir kıta Hunların yaşam biçimlerini,
geleneklerini etkilemiş, zamanla da değiştirmiştir.
Asya'dan
Avrupa'nın içlerine kadar gelerek büyük bir imparatorluk kurmuş olan
Hunlar göçebelikten vazgeçmedikleri için birkaç yüzyıl sonra
geldikleri gibi geri dönmüşler ve Avrupa'da yerleşik bir kültür
oluşturamamışlardır. Bu nedenle de günümüzde yapılan kazılarda çok
sayıda Hun eserine rastlanmamaktadır. Batı Hun kültürünü anlamak için,
Büyük Hun imparatorluğunun sosyal ve kültürel yaşamını incelemek
zorunludur.