e-mail
    
    denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler

Dost Köşesi     

  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Teoman Arsay  / Hala Utopya mı?
 
 
 

DENİZCİLİK, AMATÖR DENİZCİLİK,
ÖZEL YATLAR, KULÜPLER VE MEVZUAT

 

Denizcilik ve deniz ticareti, günümüzde değeri giderek artan, zorunluluğu tartışılamaz, ulusların yaşam yollarını açan ve yayan, onlara mutluluk, zenginlik, güç sağlayan, saygınlık kazandıran bir uğraş, bir özellik, bir olgu. Tarihte denizciliğe erken adım atmış uluslar, günümüzde hala o ilk adımların ivmesi ile gelişmelerine devam ediyorlar, yenileniyorlar, hiç yavaşlamıyorlar. Kuvvetli ekonomilere sahip ulusların arkasında tarihten gelen denizcilikleri yatıyor. Dünyayı keşfedenlerin amaçlarına ulaşmak için önce denizci olmak zorunda kalmış olmaları tarihi bir gerçek. Keşifler ve buluşlar kara, deniz, hava ve uzay sıralaması içinde yol alırken, coğrafi konumumuz ve tarihi misyonumuz sonucu denizciliğe geç adım atan uluslardan birisi olarak biz Türkler, aynı sıralama içinde gelişmek ve yetişmek için herkesten hızlı yürümek, hatta koşmak zorundayız. Büyüyen ekonomisi ile Türkiye’nin günümüzde denizlerden uzak, denizcilikten yoksun yaşamasına olanak yoktur. İyi yaşamak için kuvvetli olmak, kuvvetli olmak için bilgi ve beceri sahibi olmak temel koşuldur.
 

Toplumun süratle denizcileşmesi, ulusun merak güdüsünü ve ülkenin coğrafi konumunu noksansız değerlendirmekle mümkündür. Hem üç tarafı denizle çevrili bir ülke olacak, hem de denizcisi ve denizciliği olmayacak; mümkün mü? Hem ekonomi büyüyecek, hem de mevzuat olduğu yerde sayacak; mümkün mü? Hem denizci olmak isteyeceksin, hem de denizden korkacak, denizle haşır neşir olmamak için bin dereden su getireceksin, her işi yokuşa süreceksin; olur mu?
 

Bizler, amatör denizciler, olaylara kendi açımızdan bakarak yaklaşır ve ilkelerde anlaşırsak, iyileştirmelere yön verecek düşüncelerin ilgili kurumlara iletilmesi kesinlikle mümkün olacaktır. Aşağıda yazılanlar, meraklı sade vatandaşın canını her gün sıkan, onun hareket alanını daraltan, vatandaşlık hak ve hürriyetlerini kullandırtmayan uygulamalara işaret ederken, bunların terkedilmesi ile onun daha mutlu yaşayabileceğini anlatmaya yöneliktir.


Mevzuatı yapanlar da, uygulayanlar da, biz amatörler de aynı ülkenin vatandaşları, aynı toplumun bireyleriyiz, aslında yok birbirimizden farkımız. Bu itibarla, geniş anlamda amatörlüğün, dar anlamda amatör denizciliğin değeri ve önemi üzerinde anlaşmakla, sonuca süratle ulaşacağımız kesindir.
 

Mesleklerin kendine özgü dilleri olduğu gibi denizciliğin de vardır. Örneğin, aralarında konuşurken tıp doktorlarını herkesin anlaması mümkün müdür? Nitekim tarih boyunca Akdeniz’li denizciler de, kökeni İtalyanca olan kelimeler kullanarak anlaşmışlardır. Günümüzde ise denizlerde derdini anlatmak artık denizci İngilizcesi –Marine English- ile mümkündür. Bir ortak dil her zaman gerekmiştir.
 

Ne var ki, Hint-Avrupa kökenli dillerden olmayan Türkçe’mizde, zaman içinde denizciliğin ortak terimleri deformasyona uğratılmakla, konu çapraşık hale gelmiştir. Örneğin yat kelimesi Felemenkçe kökenlidir ve “av ve/veya avlamak” anlamına gelir, “yaghd” olarak okunur, fonetiği uymadığı için de bize yat olarak aktarılmış, anlamı bir kenara itilmiştir. Aynı kelimenin İtalyanca ve İspanyolca’da da yat olarak kullanılmakta olması ise bu çarpılmayı değiştirmemektedir. Örneğin safety valf için seydi valf, şalter için şartel, vibrasiyon için librasiyon dendiğini, hatta yazıldığını çok sık duyar ve görürüz. Bu durum, insanların yaptıkları işte kullandıkları özel dili anlamak için titizlenmekten kaçınmalarının sonucudur. O anda önemli olan benzer bir kelime ile durumu geçiştirmektir. Oysa kullanılan kelimenin anlamı öğrenilmek istenmeyince yapılan işi tarif etmek güçleşir, anlaşmak mümkün olamaz. Üstüne üstlük, dil farklılıklarına dayalı bu kargaşa, günümüz  denizciliğinde ortak dil olarak İngilizce’nin kullanılmaya başlaması ile birlikte daha da içinden çıkılmaz hale gelmektedir. Çok uluslu gemi mürettebatının anlaşmakta zorlanması nice deniz kazalarına neden olmaktadır, İstanbul Boğazında, Poyrazköy önlerindeki son tanker kazasını unutmamak gerek.
 

Anlaşmazlığın bir başka örneğini mevzuatımızda görmek mümkündür. Mevzuatımızda yatlar ve tipleri için “yat tipinde inşa edilmiş tekneler” ya da “karma yat” gibi tanımlamalar kullanılmaktadır. Bu tanımlamaların yatçılar arasında kullanıldığını görmek mümkün değildir. Mevzuat dışında, kavram yanlışlarına bir başka örnek rüzgar isimlerinden verilebilir; Ekvatora yakın bölgelerde doğudan esen ve İngilizce’de Trade Winds olarak adlandırılan rüzgarlar, dilimize fütursuzca yapılan tercüme ile Ticaret Rüzgarları olarak geçmiştir de, buradaki Trade kelimesinin anlamının Latincedeki Trado kelimesine dayandığı ve direction-yön anlamına geldiği bilinmemiştir. Bu bağlamda Trade kelimesinin ticaret ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Aynı rüzgarların Fransızca karşılığı olan Alizeleri ise, uygun bir karşılık bulunamadığı için olsa gerek, kimse ticaret rüzgarları olarak tercüme etmemiştir.
 

Bu özensizliklerin devamında, insanların sevgi ve özveriye dayalı amatör uğraşlarında mevzuat yönünden karşılaştıkları olumsuzlukların temelinde bir anlaşmazlık ve anlamazlığın yatması, konunun üzerine insanın mutluluğunu gözeten bir titizlikle eğilinmemesi, denizle uğraşan kesimlerin tümünün aynı kefeye konulmaları normal olarak kabul edilmektedir.
 

Amatör denizcilerin bu yanlışlığa çözüm aramaları, kendi mutlulukları ve özgürlükleri için çalışmaları, konumlarını anlatarak isteklerini ortaya koymaları gereği bu nedenle doğmakta, hareket alanı bilerek ya da bilmeyerek ama giderek daraltılmaya çalışılan bir uğraşın gelecekte hangi kaynaklardan besleneceğinin ve yenileneceğinin düşünülmesi gerekmektedir ki, bu nedenle kavramlar, kurallar, uygulamalar tekrar tekrar gözden geçirilmelidir.

 

Özel Yat
Amatör yatçıları gemi adamlarından, özel yatları ticari yatlardan ve ticaret gemilerinden ayrı tutmak vazgeçilmez bir ilke olmalıdır.
Mevzuatta yatlar ve tipleri doğru tanımlanmalıdır, örneğin;
“Gezi ve spor amacı ile kullanılan ve yat tipinde inşa edilmiş tekneler” veya

“Gezi ve spor amacı ile kullanılan pek de küçük olmayan tekneler” bu arada
“Karma yat” gibi, yanıltıcı, karmaşık tanımlamalara gerek yoktur. Örneğin “Karma yat” bir yat cinsi değildir. Uluslararası yatçılık terminolojisinde de böyle bir isim yoktur. Karma yat tanımlaması özellikle ülkemizde kullanılmakta olan guletleri tarif etmek için seçilmiş olabilir. Oysa guletler yelkenli yat sınıfına girerler. Ne var ki “karma yat” ile İngilizce’de Motor Sailer denilen tipteki yatlar da kastedilmiş olabilir. Bu tipteki yatların “yelkenli yat” olmak özellikleri değişmez. Yelkenli yatlardan, yelkenle eriştiği sürate motoru ile ulaşabilenlere Motor Sailer denir. Bu tanımlamanın her iki cins yatın özelliklerini kısmen  taşıdıkları varsayılan kaba saba tekneler için kullanıldığı dönemler çok gerilerde kalmıştır. Bir zamanlar bu kaba saba teknelere fifty/fifty hatta ninety/ninety de denmiştir.
 

Yatlar yürütme kuvvetlerine göre sadece iki sınıfa ayrılırlar; Yelkenli Yat ve Motoryat. Yelkenli yatlar motorsuz olabilirlerse de, günümüzde hemen hepsinde bir veya daha fazla motor vardır.
 

Yatı anlatmak için uzaklara gidip kavram kargaşasına düşmeye hiç gerek yoktur. Yatın en doğru tanımını Denizcilik Federasyonu’nun 1934 yılında  –tarihe dikkat: bindokuzyüzotuzdört- yayınladığı yelken teknelerinin evsafı’nı belirleyen “İnşa Şartları ve Ölçü Talimatnamesi”nde bulmak mümkündür. Talimatnamede; “Deniz Yatları, açık denize çıkabilecek, sabit omurgalı, güverteli ve kamaralı teknelerdir”, denmekle en uygun ve basit tanımlama getirilmiştir. O günden bu güne bu tanımlama değişmemiştir ve kuşkusuz motoryatlar için de aynen geçerlidir.
 

Burada ayrıca düşündürücü olan husus Denizcilik Federasyonu’nun Yelken ve Kürek Federasyonları olmak üzere ikiye ayrılarak tarihe karıştığı dönemde de sonrasında da hiç kimsenin motoryatı düşünmemiş olmasıdır. Oysa motoryat da bir spor aracıdır.
 

Diğer taraftan, ticari yat tanımı da tam oturmuş gözükmemektedir, keşke bu yatlara sadece kiralık yatlar veya çarter yatları denmiş olsa idi. 
 

Özel yata gelince; “Özel yat” sadece gerçek kişilere ait olan ve menfaat temin etmek amacı ile kullanılmayan yattır. Bir özel yat, birden fazla gerçek kişiye ait olabilir.

"Özel yat kişisel yattır. "

 

Özel Yatlara Kimlik
Özel yatların limanlara kaydı kolaylaştırılmalı, özel yatlar için limanlarda bir “Özel Yat Kayıt Defteri” açılmalı ve uluslararası geçerliliği olacak Gemi Tasdiknamesi veya “Özel Yat Kayıt Belgesi = Certificate of Registry for Private Yacht” düzenlenmelidir.
Halen kullanılmakta olan “Özel Yat Kayıt Belgesi” bu görevi yerine getirmemektedir.
Özel Yat Kayıt Belgesi yatın sahipliğini belirten bir belge olmalıdır. Denize Elverişlilik Belgesi’ni çağrıştırmamalıdır. Özel yatlar 4922 [Bkz. Hukuk/Mevzuat] sayılı Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun kapsamında değildirler ve olmalarına gerek yoktur. Oysa yürürlükte olan belge Liman İdarelerince Denize Elverişlilik Belgesi gibi yorumlanmaktadır. Diğer taraftan özel yatlar SOLAS kapsamında da değildirler. Liman İdareleri ise, yürürlükteki Özel Yat Kayıt Belgesi’nin –üzerinde öyle yazdığı için- 4922 sayılı kanuna göre düzenleneceği gerekçesi ile yatlarda SOLAS’a uygunluk aramaktadırlar. Ayrıca belgenin görünümü de kötüdür. Fotokopiden resmi belge olmaz, özellikle yabancı limanlarda ülkemizin itibarı zedelenmektedir. Belge için kıymetli matbu evrak kullanılmalıdır.
 

Özel yatların tonilatoları üç boyut kuralına göre hesaplanmaya devam edilmeli, güverte altı tonilatosu için katsayı olarak 1/5, net tonilato için 1/4 oranları uygulanmalıdır.
 

Örnek: boy x genişlik x derinlik / 2,83 x 1/5 = gros tonilato x 1/4 = net tonilato.
            (100 feet³ = 2,83 m³ = 1 Tonilato)
Bir limana kayıtlı olmakla, özel yatın sahipliği fatura dışında bir belge ile kanıtlanmış olacaktır. Kimi özel yatın faturası bulunmayabilir, örneğin yat, sahibi tarafından inşa edilmiş olabileceği gibi, gerçek kişiler arasında el değiştiren yatlar için fatura düzenlenememiş de olabilir.
 

Ayrıca ve öncelikle limana kayıtlı bir yatın sahibi olarak Türk bayrağını taşıma hakkına kavuşmak, vatandaşlık bilincini güçlendiren, yücelten, onur ve vekar yüklü bir duygudur. Bayrak taşımak, bu hakka resmen sahip olmak, bayrağı usulünce taşımak, denizin ve denizciliğin temel ilke ve kurallarındandır.
 

Özel yatın yurt dışına satılmasında, liman kaydı silinerek, ticaret gemilerinde olduğu gibi, terkin belgesi (temiz kağıdı) düzenlenmelidir. Yurt dışına satışlarda, alıcı kendi ülkesinde yatın kaydını liman siciline bu belge ile yaptıracaktır. Yabancı ülkelerde kullanılmış yat ithali yasak değildir.

 

Kullanılmış Özel Yatlar

  • Çoğu ülkede kullanılmış özel yatların ithali ve buna bağlı bayrak değiştirmeleri serbesttir. Ülkemizde bu olanak sadece büyük gemilere tanınmış, yatlara ise yasaklanmıştır, neden?

  • Rekabetin gelişmeyi hızlandıran, ülkelerarası sermaye akımlarını büyüten etkisi unutularak, tam aksine kimi sanayi dallarının ancak korunmakla yaşayabilecekleri korkusuna yenik düşüldüğü için mi?

  • Yurt dışında oturanların kullanılmış otomobil veya yat ithal etmeleri onlara bir hak olarak tanınmışken, yurt içinde oturanlara aynı hak tanınmamıştır, neden?

  • Yoksa yurt dışında oturmakla vatandaşlık haklarımızda bir değişiklik mi söz konusudur?

  • Kullanılmış özel yatların kişisel olarak ithali, yerli yat üretimini kösteklemek yerine yönlendirip geliştirecek, daha iyiyi, sağlamı ve güzeli çok sayıda üretmek yönünde motive edecek, yabancı sermaye girişimlerinin hızlanmasını, yat turizminin ve asıl önemlisi yatçılığın gelişmesini olumlu yönde etkileyecektir.

  • Vatandaşın isteklerini ve bütçe olanaklarını önemsemeyerek, onu, amatör uğraşını kendi bayrağı yerine, yabancı bayrak altında sürdürmeye mahkum etmenin anlamı var mıdır?

  • AB üyeliğine geçince, herhalde kalkacak olan bu kısıtlamayı, ticaret gemileri için onca çaba harcanarak yıllar sonra nihayet yürürlüğe konulabilmiş Uluslararası Gemi Sicili dikkate alındığında, bugünden kaldırmak daha doğru olmayacak mıdır?

  • Neden bir İngiliz ya da Alman ya da başka bir Avrupalı yatçı yurt dışında satın aldığı kullanılmış bir yatı kendi bayrağına geçirebiliyor da, bizler yapamıyoruz, neden?

Özel Yatlara Vergi
Özel yatlar boylarına ya da tonilatolarına göre vergilendirilmelidir. Özel yatlardan motor gücüne göre vergi almak, denizciliğin gelişmesini gerçekten önlediği gibi, denizciliğin teşviki düşüncelerine de ters düşmektedir. Bu konuda dış ülkelerden model bulmak kolaydır ve işin doğrusu, su hattı boyları 11 metreden kısa olan özel yatlardan hiç vergi almamaktır.
 

Özel yat sahipliği ve kullanımı ülkemizde henüz yayılacaktır; daha işin başında olduğumuz için, desteklenmesi, teşvik edilmesi gerekir. Yatı lüks eşya sanarak vergilendirmekle, vatandaşlar denizden ve denizcilikten uzaklaştırılmaktadır. Denizcilikten uzak yaşamakla ülkemizin ne denli ağır ekonomik bedeller ödemekte olduğunu ise bilmeyen kalmamıştır.
Yerli yat üretiminin gelişmesini önleyen engellerin başında yatlardan alınan vergiler gelmektedir. Vergi yolu ile yat sahibi olmayı önlemek yerine yatlar için barınak üretmek, üretilmişleri de, örneğin balıkçı barınaklarını, yaygın kullanıma açarak denizciliğin ve yatçılığın teşvikinde sayısız ulusal çıkarlar vardır.

 

Kısıtlamalar neden?
Özel yat kullanımını, boy, tonilato, motor gücü, sürat, güvenlik donanımı veya herhangi bir başka nedenle sınırlamanın gereği yoktur. Yürürlükte olan bütün sınırlama ve kısıtlamalar kaldırılmalıdır. Amatör denizciliğin gelişmesini engelledikleri için asıl doğru olan davranış, bunlardan kaçınmaktır.
 

Yatçı hangi cins, sınıf, tip ve boyda bir yata sahip olacağını ve onu nasıl kullanacağını, yatı ile ne zaman ve nerelere kadar nasıl ve kiminle birlikte gideceğini idrak etmekten aciz değildir.
 

Salt mantık açısından bakıldığında sınır ve kısıtlamaların kendiliğinden oluştuğu görülecektir. Örneğin boyu 40 metre olan bir yatı sahibi zaten tek başına kullanmayacaktır. Bu boyutta bir özel yatın bir gerçek kişi adına kayıtlı olması ekonomik nedenlerle de tercih edilmeyecektir ve yat bir şirkete mal edilerek Ticari Yat sınıfına girecektir. Ticari yatların tabi oldukları mevzuat bellidir. Buna rağmen, bir şirketin malı olan özel yat niteliğindeki yatların, menfaat karşılığında insan taşımakta kullanılan gerçek anlamdaki ticari yatlardan kesinlikle ayrılmaları gerekecektir.
 

Kısıtlamalar ile ilgili bir diğer örnek sigorta konusunda verilebilir; hernekadar yatların sigorta ettirilmesi isteğe bağlı ise de, sigorta şirketleri gerektiğinde yatın cins, boyut ve diğer özelliklerine göre yaptırımlar getirebilmektedir.

Amatör Denizci Yeterlik Belgesi, Özel Yatlar ve Kulüpler
Özel yat kullanmak için gerekli tek belge “Amatör Denizci Yeterlik Belgesi” olmalıdır. Avrupa Birliğinde uygulama bu yöndedir, tek tip belge uygulanacaktır. Bu belgenin ülkemizdeki “Amatör Denizci Yeterlik Belgesi”nden farkı yoktur. Belgeyi almak için sınava gireceklerde aranacak temel bilgi bugünkünden farklı olmamalıdır, nitekim AB de değildir. Ancak belge AB’ne uygun şekilde yeniden isimlendirilmelidir.
 

“Amatör Denizci Yeterlik Belgesi” alabilmek için yaş hududu 16 ya indirilmelidir. Bu suretle sınavdan geçecek genç yaşta daha çok vatandaş denize temel bilgileri edinmiş olarak yönelecektir. Örneğin Almanya’da yaş hududu 16 dır. Alman gencinin Türk gencinden ne farkı vardır? “Amatör Denizci Yeterlik Belgesi”ni Türkiye Yelken Federasyonu’nun görevlendireceği ve yetkilendireceği kulüpler vermelidir. Bu görev ve yetki deniz sporları ile uğraşan kulüplerin güçlenmelerine yardımcı olacaktır. Güçlü kulüpler yaygın amatörlüğün ve başarılı sporcuların yuvasıdır. Bu kulüplerde alınacak kurslardan geçmiş kişilerin sınavlardaki başarılılık oranları daha yüksek olacaktır.
 

Sağlık raporu gerektiren hallerde devlet hastanelerini özel hastanelerden, devlet hastanelerinde çalışan doktorları özel doktorlardan ayrı tutan görüşe son verilmelidir, bütün doktorlar Hipokrat yemini etmiş namuslu, şerefli insanlardır ve bu ülkenin vatandaşıdırlar. Vatandaş yokuşa sürülmemelidir. Tam Teşekküllü Devlet Hastanesi ile Tam Teşekküllü Özel Hastane arasında bir fark mı vardır? Hastanenin tam teşekküllü olmasının gerekçesi var mıdır? KBB ve göz doktorları bu hastanelerde çalıştıkları zaman farklı bilgi ve beceriye mi sahiptirler? Kaldı ki amatör bir uğraş sahibi olmak için sağlık raporu alınmasının gerekliliğini anlamak ve anlatmak olanak dışıdır. Özendiğimiz Batı’da böyle uygulamalar yoktur.
 

Aynı düşüncenin devamında, özel yatların, sahiplerinin isteğine bağlı olarak, limanlar yerine deniz sporları ile uğraşan kulüplere kayıtlı olmaları ve “Özel Yat Kayıt Belgesi”ni bu kulüplerin düzenlemesi seçeneği de düşünülmelidir. Bu takdirde Liman İdaresi kulüplerce düzenlenmiş belgeleri bedelsiz onaylamakla yetinerek yata Türk bayrağını taşıma hakkını tanımalıdır. Özel yatların sicil kayıtları kulüplerde tutulabilmelidir. Böylelikle kulüplerin amatörlük ile spor arasındaki ilişkiyi çok daha iyi değerlendirmelerine ve geliştirmelerine olanak sağlanmış olacaktır. Sosyal yaşamımızın son derece önemli ve değerli unsurlarından birisi olan kulüpler, ideallerin ve ihtiyaçların biraraya geldiği odak noktalarıdır. Özenle kurulmalı, özenle yaşatılmalıdırlar.
 

Bir özel yatın yönetimi için, boyutları, tonilatosu, çıkacağı seferin süresi ve uzaklığı ne olursa olsun, içinde bulunan kişilerden sadece birisi “Amatör Denizci Yetelik Belgesi” ile sefer sorumluluğunu üstlenebilmelidir. Yatçı hangi boy yatla hangi tür sefere, kaç kişi ile çıkabileceğine daima en iyi kendisi karar verir, zeka yoksunu değildir, kendisine ve birlikte yola çıkacağı arkadaşlarına güveni vardır. Batı ülkelerinde 3 direkli 45 metre boyunda yatları dahi tek kişinin kullanabildiği bilinen bir gerçektir. Oralarda ülkenin sosyal, ekonomik ve teknik gelişmesinin yasaklarla sağlanamayacağının bilincinde olan yetkililer bu kişileri hiç bir şekilde engellemezler, bilakis onlara yardımcı olurlar. O ülkelerde vatandaşların çoğunluğunun zaten bir amatör uğraşı vardır ve kendilerine uygulanmasını istemedikleri bir kısıtlamanın başkasına da uygulanmasını istemezler, yetkililer vatandaşlık bilinci ile düşünerek hareket ederler, bütün buluşların ve keşiflerin temelinde daima bir amatör dürtünün yattığını bilirler.
 

“Amatör Denizci Yeterlik Belgesi” ömür boyu geçerli olmalıdır. İki yılda bir tekrarlanan göz ve kulak muayenesi kaldırılmalıdır, ya da doktorların meslek yeminine saygı duyulmalı, hastane ayırımı yapılmamalıdır. Kara taşıtı kullananların Sürücü Belgesi’nin geçerliliğinin devamı için böyle bir kısıtlama yoktur ve doğal olan da zaten budur. Bu itibarla “Amatör Denizci Yeterlik Belgesi”nin geçerliliğinin devamı için de bir kısıtlama olmamalıdır. Vatandaşın hangi aracı ne zaman kullanamayacağına kendisi ve/veya doktoru karar verecektir. Türk vatandaşını kendini bilmekten aciz ve sorumluluk duygusundan yoksun saymak, onu vatandaş saymamak kadar güçlü bir olumsuzluk örneğidir. Üyesi olmaya çabaladığımız AB’nde amatör vatandaşlar için bu tür kısıtlamalar yoktur. Yeterlik belgesi 40 yıl önce dahi alınmış olsa geçerliliğini yitirmemekte ve yıllar içinde ne göz ne de kulak muayenesi yapılmaktadır. Vatandaşa saygı duymak ve ona inanmak esastır.
 

“Amatör Denizci Yeterlik Belgesi” sadece özel yatlarda geçerli olmalı, ticari amaçla kullanılan başka hiç bir deniz aracında geçerli olmamalıdır. Bu belge amatör kişiliği yansıtan özellikli bir belge olmalıdır. Özel yat niteliğindeki şirket malı yatlar da aynı belge ile kullanılabilmelidir. Ticari yatların kulüplere kayıtlı olmaları mümkün olamayacağı için, şirket adına kayıtlı yatların özel olup olmadıklarının en doğru, en sağlam, inanılır yanıtını ve kanıtını kulüpler sağlayacaktır.

Amatörlük
İnsanların amatörce yaptıkları işlerde bilgisiz olmaları beklenemez. Amatörler bir işi sevgiyle öğrenerek, usulünce uygulayan, deneyimlerini değerlendiren, yenilikleri devamlı takip eden, becerikli, istekli, meraklı, disiplinli, okuyan, kendi aralarında yaygın bilgi alış verişinde bulunan insanlardır. Amatör kelimesi Latince kökenlidir ve “sevmek” anlamını içerir. Amatör, bir işi severek yapan kişi demektir. Amatörler sevmeyecekleri bir uğraş seçmezler. Kurallara uyarlar, kendi güvenliklerine de başkalarının güvenliğine de önem verirler, çevrelerine saygılıdırlar. Amatör denizcilik, bilgi ve disiplin gerektiren, onurlu bir uğraştır. Amatör denizcilerin de acemilik dönemleri vardır, ancak bu dönemi çabuk aşarlar.
 

Amatör denizcilerin bilgi ve becerilerini arttırabilecekleri özel denizcilik kursları ülkemizde ve başka ülkelerde verilmektedir. Bu kurslara katılmak gönül işidir, bir koşul olmamalıdır. Burada en büyük görev kesinlikle kulüplere düşmektedir. Kursların nitelik ve nicelikli olarak yaygın hale getirilmeleri kulüplerin işi olmalıdır.
 

Unutmamak gerekir ki, sayıları bütün dünyada giderek artan amatör denizciler, dünya çapında bir sanayi dalının, devamlılığı olan ve kendini durmaksızın yenileyerek büyüyen müşteri potansiyelini oluşturmaktadırlar.
 

Bu arada iki gözü de görmeyen bir İngiliz vatandaşının yelkenli yatı ile Atlantik Okyanusunu tek başına aşmış olduğunun, 16 yaşında Japon gencinin tek başına Pasifik Okyanusunu geçtiğinin, 18 yaşında Amerikalı genç kızın tek başına ve hiç deniz tecrübesi olmaksızın (ayrıca ehliyeti de olmaksızın, çünkü ABD’nde deniz ehliyeti yoktur) dünyayı turladığının, hatıralarını yazdığı kitabın bestseller olduğunun,
82 yaşında Fransız denizcisinin dünyayı tek başına döndüğünün, Atlantik Okyasunun sörfle, lastik botla, Pasifik Okyanusunun salla geçilmiş olduğunun, sayıları bilinmeyecek kadar çok özel yatın ve amatör denizcinin dünyanın her tarafında sevdikleri bu sporu uygulamakta olduklarının da, unutulmaması gerekir. Amatörlük budur.
 

Amatörlük sınırsız ve sonsuz bir uğraştır, bir yaşam şeklidir, sabırdır, disiplindir, bilgidir, beceridir. Amatör denizcilik ve yatçılık spordur, hiç bir şekilde engellenmemesi, tam tersine, önündeki engellerin kaldırılması  gerekir

(Bakınız T.C. 1982 Anayasası, Madde 59).

 

Özetle;
Özel yat tanımı sadece kişisel sahip olunan yatlar için kullanılmalıdır. Bu arada şirket malı özel yatların da var olabileceği unutulmamalıdır.
Özel yatlara uygulanan bütün kısıtlamalar, boy, tonilato, motor gücü, sürat, donanım, donatım, ithalde yaş sınırı, sefer bölgesi,  vs, vs, kaldırılmalıdır.
Özel yatı “Amatör Denizci Yeterlik Belgesi”ne sahip tek kişi yönetebilmelidir.
Özel yatlarda bulundurulacak güvenlik donanımı, yangın söndürücü, balta, sağlık çantası ve maytaptan öteye gitmemelidir. Sorumluluğunun bilincinde olan amatör yatçı nasıl olsa bunlardan çok daha fazlasını yatında taşıyacaktır. Denizin gereklerine göre üretilmiş özel giysileri yanında can yeleği dahi çoğu zaman her yatçının kendi malıdır.

 

Yurt Dışı Seferleri
Yurt dışına çıkarken yatın, sahibinin pasaportuna kaydedilmesine son verilmelidir. Ticaret gemilerinde böyle bir uygulama yoktur. AB ülkelerinin hiçbirisinde böyle bir uygulama yoktur, zaten olamaz da. Bir gemi kaptanın pasaportuna kaydedilmez, çünkü liman kaydı vardır. Sahibinin düzenleyeceği yetki belgesi ile başkası da bir yatı yurt dışına çıkarabilmelidir.
 

Özel yatla yurt dışına çıkmak için pasaport, gümrük, liman ve sağlık karnesi kontrolü kaldırılmalıdır. Bürokratik yükü arttırmaktan öteye hiç bir sonucu olmayan Transit Log’un Türk bayraklı özel yatlara uygulanmasına son verilmelidir. Vatandaşı ve devleti gereksiz meşgul eden bu uygulamanın anlamı kalmamıştır, tek ve asıl yararı ise, geçmişteki ağır ve daha anlamsız uygulamaları unutturmak olmuştur. Transit Log ülkemize gelen yabancı bayraklı özel yatlar için de artık uygulanmamalı, yerine çok basit “tek yaprak-tek belge” sistemine süratle geçilmelidir.
 

Pasaport sahibi her Türk vatandaşı dilediği anda, bir özel yatla karasularımızın herhangi bir noktasından, herhangi bir kontrole veya izne gerek olmaksızın, yurt dışına çıkabilmelidir. Özel yatlarla yurt dışına seyahat edenler için gerekirse gümrük kontrolü sadece yurda dönüşte yapılmalıdır. ABD, İngiliz, Alman ve diğer bir çok ülke vatandaşı böyle yaşamaktadır. Onlara kendi ülkelerinde tanınmış bu hak Türk vatandaşlarına neden tanınmaz? Türk vatandaşı olmak, ülkesinden çıkışı kontrol altında tutulması gereken bir özelliğe sahip olunduğu anlamını taşımamalıdır. Türk vatandaşlarına kendi ülkelerinde yabancı turist muamelesi yapılmamalıdır. Aralarında yer almaya çalıştığımız gelişmiş ülkelerde vatandaşların pasaportlarında giriş çıkış damgaları için ayrılmış sayfalardan oluşan bir bölüm yoktur.
 

İngiliz vatandaşları özel yatları ile yurt dışına çıkarken posta yolu ile sadece Gümrük İdaresine bir form göndererek bilgi verirler, yatın sahibinden ya da yöneteninden başka kimsenin adını dahi belirtmezler. Bu belge “İngiltere vatandaşı olarak ben, özel yatımla bir süre yurt dışında olacağım, bilginiz olsun” anlamını taşımaktadır. İngiliz yatçılarına ülkelerinden yatları ile nasıl ayrıldıklarını sorun; alacağınız cevap sadece “we just go” olacaktır.
 

Alman yatçıların yatları ile ülkelerinden ayrılırken hiç bir işlem yapmalarına gerek yoktur. Alman yatçıları ancak 72 saati aşan bir sefer için yanlarında götürecekleri kumanyanın ya da başka sarf malzemesinin KDV sini geri alabilmek için gümrük idaresine başvururlar, sistem vatandaşın yararını ve rahatını gözeterek işler. Sistem vatandaşı yüceltir, yormaz, bıktırmaz.
 

Polisin peşinde olduğu suçluların yurt dışına kaçmak için pasaport sahibi olmaları yeterlidir ve hatta bu kişiler pasaportları olmadan da yurdumuzu hudutlarımızın veya karasularımızın herhangi bir noktasından terk edebilmektedirler. Yurt dışına çıkışı mahkeme kararı ile yasaklanmış, karar kendisine usulünce tebliğ edilmiş, pasaportu elinden alınmış ve ismi bütün hudut kapılarına bildirilmiş hangi suçlu, pasaport polisi kontrolünden geçerek kaçmayı deneyecektir ki? Durum böyle olunca suçsuz vatandaşın kontrol edilmesi için gerekçe nedir? Tek gerekçe vergi borcu mudur? Bunun bir başka yolu yok mudur?
 

Devlet, kendi vatandaşını kollamak, ona yabancılardan farklı davranmakla yükümlüdür. Devlet, vatandaşına inanmak, onun mutluluğunu sağlamak zorundadır. Devlet, vatandaşı amatör uğraşı nedeni ile bilgisiz, beceriksiz, idraksiz, hatta kaçakçı ve potansiyel suçlu olarak görmemelidir. Tam tersine, devletin kontrol organlarının amatör yatçılardan, onların deniz sevgileri, çevre bilinçleri, doğaya saygıları yanında, güçlü vatandaşlık duygularına inanarak ve dayanarak sağlayabileceği sayısız ulusal yararlar vardır.

 

Sağlık Karnesi
Türkiye öncü rolü oynamalı, özel yatlar için Sağlık Cüzdanı düzenlenmesine son vermelidir. Kanuna göre Sağlık Cüzdanı kabotaj hakkına sahip, yani Türk karasuları içinde ticaret yapan gemiler için gereklidir. Özel yatlar ticari amaçla kullanılmayan yatlardır. Karasularımızda seyreden özel yatlar için Sağlık Cüzdanı düzenlenmesinin ne gereği vardır? Veba, kolera, skorbut, frengi gibi hastalıkların gemilerle ve gemi adamları ile ülkelerarası bulaşması tarihe karışmıştır.
 

Dünyayı tehdit eden AİDS hastalığı varken ve yayılması önlenemezken bulaşıcı hastalıkların ülkelerarası yayılmasında tek suçlu olarak gemiler ve gemiciler yanında, yatları ve yatçıları da görmenin anlamı yoktur.
 

Kaldı ki 50 net tonilatodan küçük gemilerden sağlık resmi alınmayacağı kanun hükmüdür. Sağlık resmi ödemeyen gemilerin sağlık cüzdanı taşımalarına da gerek olmamalıdır. Özel yatların büyük çoğunluğu zaten bu tonilatonun altındadır. Özel yatlar bu tonilato hududunu aşmış olsalar dahi sağlık cüzdanı almalarına gerek olmamalıdır.
 

Günümüzde yatlarla ülkelerarası taşınacak hastalık kalmamıştır. Sağlık karnesi uygulamasına uluslararası anlaşmalar gereği son verilemiyorsa, yurt dışından gelen Türk bayraklı bir özel yatın ilk ulaşacağı ve deniz giriş kapısı olan bir limanda 6 saat süre ile karantina bayrağını çekerek demir yerinde beklemesi yeterli olmalı, yatın beklediği süre içinde ilgili sağlık görevlisi kontrole gelmezse, vatandaş yurda girmiş sayılmalıdır. Bulaşık ülkelerden gelen Türk bayraklı özel yatların ise sağlık kontrolünden geçmeleri zorunlu olmalıdır. Burada yatçı vatandaşa güvenmek esastır. Sorunlar doğru anlatılırsa yatçılar kurallara mutlaka uyacaklardır.

 

Gümrük
Yurt dışından gelen özel yatın demirde beklediği 6 saatlik süre içinde Gümrük İdaresi de dilerse yatı kontrol etmelidir. Vatandaş beraberinde Gümrük Vergisi ödemesini gerektiren eşya getirmiş ise zaten gümrüğe kendiliğinden başvuracaktır. Gümrük İdaresi bir yatın demirbaş defterinde kayıtlı olmayan veya faturası bulunmayan demirbaş niteliğindeki malzemeden dolayı yatın sahibi ya da kullananı hakkında kovuşturma açmak hakkına koşulsuz sahiptir.
 

Yatçıların kötü niyetli olup olmadıkları, kaçakçılık edip etmedikleri kontrol edilmek isteniyorsa, bu zaten kıyılarımız boyunca her zaman ve her yerde Sahil Güvenlik Teşkilatı ile Gümrük İdareleri tarafından yapılabilmektedir. Ne var ki kontroller genelde ihbar koşuluna bağlı olarak yapılmalıdır.
Özel yatlarda demirbaş defteri bulundurulması ciddi bir uygulamadır, devam etmelidir, ancak demirbaş defteri yerine yata ait malzemenin faturalarının saklanması da yeterli olabilmelidir. Bunlar vatandaşın beyan hakkını kullanması ve kanıtlaması için gereklidir. Bu uygulama ile özel yat sahiplerinin alınları hep açık olacak, İdare karşısında çekinecekleri hiç bir şeyleri olmayacaktır.
 

Dünyamızın baş belası uyuşturucu kaçakçılığına en sert tepkiyi gösteren ülkelerden birisi olan ABD’de Sahil Güvenlik Teşkilatı (US Coastguard) karasularında seyreden bütün yüzer araçları, bu arada ülkeye yurt dışından dönen özel yatları dahi, sahibinin de yardımı ile didik didik arayarak, içinin neredeyse tamamını sökebilmektedir. Görevlilerin yatı aramalarına yardımcı olmakla yükümlü olan yatçı, sahip olduğu vatandaşlık bilinci ile hem uygulamaya direnmeyi aklına dahi getirmez, hem de Coast Guard’ın bu yetkisini vatandaşlarını rahatsız etmek, korkutmak, canından bezdirmek için kullanmadığını bilir. Nedenler doğru açıklanırsa, amatör yatçıların da başka türlü bir düşünce ve davranış içinde olmayacakları kesindir.
 

Bir yatın, sahibi ya da yetkili bir kişi tarafından yurt dışına çıkarıldıktan sonra satılarak geriye getirilmeyeceğini düşünmek ve yatı onu çıkaran kişinin pasaportuna kaydetmek ilkel bir uygulamadır. Kullanılmış ya da yeni olup olmadığına bakılmaksızın, yat ihraç etmek yasak bir eylem değildir ve yatlar da gemiler gibi bulundukları yerde ve beğenildikleri anda satılabilmelidirler, satın alınabilmelidirler.
Limana kayıtlı bir yatın yurt dışında satılması halinde, kaydı silinirken satışın Gümrük, Vergi veya başka bir idare ile ilgisi varsa gereği yerine getirilecektir. Yurt dışına çıkan özel yatların Gümrük İdaresince sahiplerinin pasaportlarına kaydedilerek geri getirilmelerini sağlamak amacını taşıyan uygulama, mantıktan yoksundur, gereksizdir, zararlıdır ve asıl önemlisi; vatandaşı aşağılayıcı nitelik taşımaktadır.
 

Alıcı bulan yat her zaman ve her yerde satılabilmelidir ve bunun Gümrük İdaresini ilgilendiren bir yanının olmaması gerekir. Özel bir yatın satılması eski ve yeni sahiplerinden başka kimseyi ilgilendirmemelidir. Kaldı ki yat bir limana kayıtlı ise, satabilmek için sicilden “temiz kağıdı” alınması gerekecektir. Bu uygulama yurt içinde çalınmış yatların yurt dışında satılmalarına da engel olur.

 

Davetiye
Gereksiz her işlem devleti meşgul etmekten öteye vatandaşın mutsuzluğuna neden olmakta ve devletin giderlerini arttırmaktadır. Zenginlik, giderleri değil, tasarrufu arttırmakla sağlanır. Bu kural herkes için geçerlidir.
Kötü niyet her zaman ve her yerde kötü niyettir ve düzene işlerlik kazandıracağı sanılan her kısıtlama başka kötü niyetlerin doğmasına neden olmaktadır. Düzen kurmanın en kolay yolunun yasaklardan ve kısıtlamalardan geçtiğini sanmanın, işin sonunda lagar, verimsiz, ağır bir mekanizma üretmekten öteye gitmediğini bilmeyen ülke dünyada kalmamış gibidir. Önemli olan, yasaksız, kolay ve aksamadan vatandaşın leyhine işleyen bir düzen kurabilmektir. “Kolayı Bulmak Güçtür” deyimini bu nedenle bütün derinliği ile anlamaya çalışmak gerekir.
 

Türkiye için en iyi model dahi yeterli değildir. Türkiye gölgesini aşmak zorundadır. Türkiye modern, yön verici, örnek ülke olmalı, bütün mantık dışı uygulamaları terk etmelidir.
 

Bu bağlamda Arkeolog, sanat ve kültür tarihçimiz Ekrem Akurgal’ın bir konferansta söylediği “bireysel hürriyetin Batı’da toplumsal bir gündem haline gelmesinden sonra Doğu’nun gelişmede Batı’yı bir daha yakalayamadığı” sözlerinden etkilenmemek mümkün müdür? (Bakınız; Celal Şengör, Zümrütname)
 

Güçlü donanmaların sahibi, denizcilikte ilerlemiş ülkelerde amatör yatçılığın önemi çok iyi bilinir. İkinci Dünya Savaşında müttefik kuvvetler donanması ile yatçılar arasındaki işbirliği bunun en etkin ve unutulamayan kanıtıdır.
 

Gelişmiş deniz ticaret filoları olan ülkelerin donatanları, tarihi gelişimin sonucu, çoğunlukla bir özel yata sahiptirler. Bu bir kural değildir ama deniz ticaretinin amatör bir uğraşla ilgisine işaret etmektedir. Bu nedenlerle amatör yatçılığın gelişmesinin ülkemizin deniz ticaretinde ne denli önemli rolü olduğunu ifade edecek kesimlerin başında Donatanlarımız ve Deniz Kuvvetlerimiz gelmelidir.
 

Amatör denizcileri korumak, kollamak, onların ve özel yatların sayıca artmasını sağlamak için bütün engellerin kaldırılmasında çaba sarf etmek, amatör denizciliğin, denizci ülke olabilmenin temel unsurlardan birisi olduğunu kabul etmek ve bu konuda sözcülük yapmak Deniz Ticaret Odaları’nın görevleri içinde olmalıdır.
 

Ülkemize yatları ile gelip uzun süre kalmayı amaçlayan yabancı amatör yatçılar için, MARYAT’ın da katkıları ile başlatılan uzun süreli oturma izni uygulaması övünülecek bir yaklaşım, sektör ile devlet arasında anlaşabilme olgusunun tarihi bir örneğidir. Deniz turizminin gelişmesi ve geliştirilmesi için çaba harcarken, MARYAT’ın görevlerinden bir diğeri de, yanlış uygulamaları önlemek amacı ile yabancı amatör denizcileri dinleyerek, onlardan kendi ülkelerindeki doğruları öğrenmek, öneriler üretmek olmalıdır.
 

Deniz turizminde ilk özeni yaratan ve gelişmeyi tetikleyen yat turizmi, amatör yatçılarla başlayan bir harekettir. Amatör yatçılar, merakları, keşfetmek, arayıp bulmak ve öğrenmek güdüleri, görüp tanımak, tanışmak istekleri ile hareket eden insanlardır. Ülkemiz hudutları dışına taşan yat yarışları ve rallileri, bireysel dünya turları, ekstrem bölgelere yat seyahatleri hep bu sayılan güdülerin ve arzuların ürünüdür. Turizm Bakanlığı’nın uygulamalarında amatör yatçılığa ve yatçılara ayrı bir yer verilmesi gerekir.                                
 

Denizci ülke, denizci toplum gibi kavramları ülkemiz ve toplumumuz için benimseyerek, denizcilikte gelişmek istiyorsak, devletin, vatandaşın amatörlüğüne ve amatör çabalarına en geniş anlamda sahip çıkmak, engel üretmeden yardımcı olmak, onların diğer denizci ülkelere, denizci toplumlara ve aynı merakı paylaşanlara karşı küçük düşmelerini, onurlarının zedelenmesini önlemekle yükümlü olduğu unutulmamalıdır.
 

Denizcilik Müsteşarlığının, amatör yatçılığın gelişmesi için beklenen önlemleri gecikmeden alarak öncülüğü üstlenmesi, konuya alabildiğince ve olabildiğince özgür ve özendirici düzenlemelerle yaklaşması İdareler arasında uyum sağlaması gerekmektedir. Bu hususta yapılacak en doğru iş bir düzenleme arayışına girmeksizin amatör yatçıları “Amatör Denizci Yeterlik Belgesi” ve “yatları” ile başbaşa bırakmaktır.
 

Otomobil sahibi her vatandaş hareketlerinde nasıl özgürse, yat sahibi vatandaş da aynı özgürlüğe, denizin özellikleri gereği daha da kapsamlı bir özgürlüğe, sahip olmalıdır.
 

Deniz sporları ile uğraşan kulüpler, ülkede amatör denizciliğin ve yatçılığın korunup kollanması, olabildiğince geliştirilmesi için göreve aday olmalı, yetkilenmeli ve bu yetkileri kullanmak amacı ile süratle bilgilenmeli, düşünce üretmeli ve çalışmalıdır, ve sonuçta Türk amatör denizcileri;

Ø  Aşk ile sevip bağlandıkları uğraşlarını, kendi ülkelerinde kısıtlamasız, sıkıntısız, özgürce uygulayabilmek için,

Ø  Yatları ile yapacakları yurt içi ve dışı seferlerinde boyunlarının bükük, başlarının eğik olmaması için,

Ø  Yabancı amatör yatçılar ile aralarında hak, hukuk, istek, beceri, deneyim, birikim, gibi değerler açısından hiç bir fark olmadığını göstermek için,

amatörlük felsefesi çevresinde, dayanışma içinde harekete geçerek, bir güç birliği ile varlıklarını kanıtlamak zorundadırlar. Bir yata sahip olmak, yatçılık sporu için duygular taşımayı, düşünce ve istek sahibi olmayı gerektiren ciddi bir olaydır. Bu duygular, düşünce ve istekler olmaksızın, sadece özenerek, taklit ederek, benim de bir yatım olsun diyerek, yat sahibi olmak dahi, motivasyona hazır, keşfedilmemiş bir amatör kişiliğin varlığına delalet edebilir, göz ardı edilmemesi gerekir.
Gönül rahatlığı içinde “Benim Denizlerim, Benim Kıyılarım, Benim Sahil Güvenliğim, Benim Limancım, Benim Polisim, Benim Gümrükçüm, Benim Yatlarım, Benim Yatçılarım” diyebileceğimiz günlerin yine de yakın olduğu ümidi, yatçıların dayanışma içinde, ortak hareket etmeleri ile gerçeğe dönüşebilir.

 

                                                                                     Teoman Arsay

 

                                                                                Sevgi ve Saygılarımızla,
                                                                            

                                                                                                                        26.03.2002