e-mail
    
    denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler

Dost Köşesi     

  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Teoman Arsay  / Gemi Sağlık Resmi ve Gemi Sağlık Karnesi (Patente)
 
 
 


Ülkemize hudut ve sahillerinden giren araçların bulaşıcı bir hastalık taşıyıp taşımadıklarının saptanması ve hastalık taşıyanların yurda sokulmaması için gerekli önlemlerin aldırılması Sağlık Bakanlığı’na bağlı “Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü”nün görev alanını oluşturuyor.

Genel Müdürlük Kasım 2001 ayı içinde teşkilatına gönderdiği bir sirkülerde, “adı, tonilatosu ve kullanım amacı ne olursa olsun denizde kürekten başka aygıtla yola çıkabilen deniz aracı gemi olarak kabul edilmiştir” ifadesinden yola çıkarak “Gemi Sağlık Resmi Kanunu” hükümleri gereğince, net tonu 0-250 arasında olan bütün yüzer araçlarda bir Sağlık Karnesi bulundurulmasının zorunlu olduğunu belirtirken, karnesi olmayan, ya da sağlık kontrolünü yaptırmadan limandan çıkan araç sahiplerinin cezalandırılmasını istemektedir.

Türk Ticaret Kanunu’nun Deniz Ticareti ile ilgili hükümlerini kapsayan Dördüncü Kitabı’nın –Deniz Ticaret Kanunu816 ıncı maddesinde Gemi’nin tanımı aynen şöyle:
Tahsis edildiği gayeye uygun olarak kullanılması, denizde hareket etmesi imkanına bağlı bulunan ve pek küçük olmayan her türlü tekne “Gemi” sayılır. Denizde kazanç elde etme maksadına tahsis edilen veya fiilen böyle bir maksat için kullanılan her gemi, kimin tarafından ve kimin nam ve hesabına kullanılırsa kullanılsın “Ticaret Gemisi” sayılır.

Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü’nün yazısında ise Gemi’nin ne olduğu yukarıda görüldüğü üzere bir kabul’e dayalı.

Bu kabul 1959 yılında yürürlüğe giren Deniz Ticaret Kanunu’nda yukarıda verilen gemi tanımı yerine, ondan onüç yıl önce, 1946 yılında yürürlüğe girmiş “Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun”daki gemi tanımına dayanıyor.
Bu kanunun 1 inci maddesinin (A) bendinde gemi Ticaret Kanunu’ndan farklı tanımlanıyor ve deniyor ki;
Denizde kürekten başka aletle yola çıkabilen her araca, adı, tonilatosu, ve kullanım amacı ne olursa olsun “Gemi” denir”
.
İdare, sirkülerini hazırlarken bu kadar basit bir ayrıntı üzerinde dahi titizlenmemiş; demek ki işine öyle gelmiş.

Sormak gerekir:

1.  Herhangi bir kanunda hazırlanması öngörülmüş bir yönetmelik, aynı kanunda varolmayan bir tanımı bir başka kanundan alarak hazırlanabilir mi?
Diğer bir deyişle; İdarenin işine gelen tanımı seçmesi yasal mıdır? 

2.   Cevap herhalde "evet" değildir.
Ama diyelim ki birileri yasal olmasa da "evet" dediler. O zaman İdare daha yeni tarihli olan ve genel bir kanundaki tanımı seçmekle yükümlü değil midir
?
Diğer bir deyişle; iyi niyet koşulu bunu gerektirmez mi?

Nitekim, "Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun" bir özel kanundur ve oradaki tanım ancak bu kanunun uygulaması açısından geçerliliğini koruyabilir.
Ne var ki bu kanundan onüç yıl sonra yürürlüğe giren genel maksatlı "Deniz Ticaret Kanunu" gemiyi başka türlü tanımlamaktadır. Hukukun temel ilkelerine göre daha yeni tarihli kanun hükümlerinin geçerli olacağı kesindir. Kaldı ki "Gemi Sağlık Resmi Kanunu" nda geminin tanımı yoktur.

Yönetmelikte geçen "gemi" tanımı ise Deniz Ticaret Kanunu'ndan değil ,
"Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun"dan alınmıştır.

Yönetmelik bu yönüyle hem hukukun temel ilkelerine, hem de Gemi Sağlık Resmi Kanunu'na aykırıdır.

Diğer taraftan, Gemi Sağlık Resmi Kanunu’na göre 0-50 net ton arasındaki gemilerden sağlık resmi alınmayacak, ancak bu gemilerde bir sağlık karnesi (patente) bulunacaktır. Gerçekten görülen o ki, İdare kendi kabulü ile bütün yüzer araçları, kürekle hareket eden sandallar hariç, gemi olarak sınıflandırmakla doğrudan gelir kaynağını büyütmek istemekte, o nedenle de Deniz Ticaret Kanunu’ndaki gemi tanımlamasına itibar etmemektedir. Eğer itibar etseydi o zaman hiç olmazsa “pek küçük olmayan” tekneleri sirkülerin ve uygulamanın kapsamı dışında bırakmak zorunluğu doğacaktı.

Mevzuatı oluşturan, kanun, kararname, tüzük, yönetmelik, tebliğ, yönerge ve genelgelerin içerdiği hükümler yoruma açık değildirler. Uygulamayı yazılı metin belirler, nitekim;

Adını Kabotaj Kanunu olarak bildiğimiz, 1925 yılında çıkarılmış
“Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlarla Kara Suları Dahilinde İcrayı Sanat ve Ticaret Hakkında Kanun”
un 1inci maddesi şöyle diyor:
Türkiye sahillerinin bir noktasından diğerine emtia ve yolcu alıp nakletmek ve sahillerde limanlar dahilinde veya beyninde cer ve kılavuzluk ve her hangi mahiyette olursa olsun bilcümle liman hidematını ifa etmek yalnız Türkiye sancağını hamil sefain ve merakibe münhasırdır.

Ecnebi sefaini ancak memaliki ecnebiyeden almış oldukları yolcu ve hamuleyi Türk liman ve limanlarına ihraç ederler ve Türk liman ve limanlarından ecnebi liman ve limanlarına gidecek yolcu ve hamuleyi de alırlar.

Kanun bugünkü Türkçe ile:
Türk limanları arasında yolcu ve yük taşımak, gemi çekmek, kılavuzluk etmek, her türlü liman hizmetini vermek, yani ticari faaliyette bulunmak sadece Türk bayraklı gemilerin ve teknelerin hakkıdır”
demektedir.

Maddeden görüldüğü gibi bu kanunun bizler, denizde ticaretle uğraşmayan amatör denizciler ve teknelerimiz ile bir ilişkisi yoktur. Kabotaj (Cabotage) kelimesi Fransızca’da kıyısal ticari sefer anlamını taşır.

Diğer taraftan Gemi Sağlık Resmi Kanunu’nda istisnalar sayılırken;

Madde 4 “……Türk limanlarına giren ve orada ticarete girişmeyen gemilerle, elli tona kadar olan gemilerden sağlık resmi alınmaz” ve

Madde 5 “Türk Limanları arasında çalışan ve kabotaj hakkına sahip 250 tona kadar olan gemilere, o geminin indirimsiz sağlık resmi tutarı karşılığında yıllık gemi sağlık karnesi verilir” denmektedir.

Bu durumda;

(1)     Tekne 50 tondan küçükse sağlık resmi ödemeyecektir,

(2) Tekne 250 tondan küçükse ve kabotaj hakkına sahip değilse, yani Türk karasuları içinde ticaret yapmıyorsa, hem sağlık resmi ödemeyecek, hem de sağlık karnesi almasına gerek kalmayacaktır.

Kanun’un bir de 3 üncü maddesi var, orada da;
“Kabotaj hakkına sahip gemilere, Türk limanlarına gelen özel yatlara, yalnız turist taşıyıp başka ticari işlemlerde bulunmayan turist gemilerine ve bilimsel araştırma yapan gemilere, bu sağlık resmi, aynı tarifede belirlenecek şekilde özel indirimli olarak uygulanır” deniyor.
Burada da anlam açık; Türk limanlarına gelen özel yatlar, yabancı ülkelerden gelenlerdir.

Bu bağlamda, üyesi olduğumuz Dünya Sağlık Örgütü düzenlemelerinin sağlık kontrollerinin bir ülkenin limanlarında ve hava alanlarında sadece yabancı ülkelerden gelişlerde yapılmasını öngördüğünün de bilinmesinde yarar var.

Uygulamayı bu yönü ile düzenleyen Turizmi Teşvik Kanunu özel yatların her uğradıkları limanda sağlık kontrolü veya vize yaptırmalarına da ayrıca gerek bırakmıyor.

Kanun’un Yat Turizmi’ni ilgilendiren Dördüncü Bölümü’nde yer alan ve “Karasularında Seyir Esasları”nı düzenleyen 28inci maddesinin (c) bendinde
“Yatlara Türk limanında yapılan sıhhi muamele, yabancı bir limana uğramadıkları sürece bir yıl geçerlidir ve bunlara vize uygulanmaz.
Ancak ölüm ve bulaşıcı hastalık halinin en yakın liman başkanlığına veya mülki idare amirliğine derhal bildirilmesi zorunludur” denmektedir.

Amaç turizmi geliştirmek, özellikle yabancı turistlerden sağlanacak gelirin ürkütülmemesi olunca, Türk bayraklı yatlarımız da vize işlemleri açısından uygulamadan dolaylı yoldan yararlanıyor. Zaten olmaması gereken bir vize işleminden bir başka kanunla muaf tutulmak da vatandaşlığımızla muhatap olduğumuz çok düşündürücü bir uygulama.

Yazılı metinden şimdi ayrıca anlaşılması gereken bir husus daha var o da şu: Türk bayraklı yatlar da aynen yabancı bayraklı yatlar gibi sadece yurda girişte sağlık kontrol muamelesi yaptıracaklardır.
 

Konuyu toparlarsak:

  • Türk bayraklı özel yatlar yurt dışına çıkmadıkları sürece, kendi
    karasularımızda seyrederken Sağlık Resmi ödemezler,
    Sağlık Karnesi almazlar.

  • Bu yatlar yurt dışına çıkarken sağlık kontrolü yaptırmazlar.

  • Bu yatlar yurda dönüşlerinde giriş limanında sağlık kontrolü yaptırırlar.

  • Günümüzde bu sağlık kontrolü bir bildirimden ibarettir ve
    DSÖ düzenlemelerine tamamen uygundur.

Bizim devletimiz hukuk devletidir, öyle olmaya da devam edecektir. Buna inanacağız  ve vatandaşlığımızın zevkine olgunlaşarak varacağız.
 

                                                                                 Sevgi ve Saygılarımla,
                                                                                     Teoman Arsay
                                                                            

                                                                                                                        09.04.2002