|
Ülkemize hudut ve sahillerinden giren araçların bulaşıcı bir
hastalık taşıyıp taşımadıklarının saptanması ve hastalık
taşıyanların yurda sokulmaması için gerekli önlemlerin
aldırılması Sağlık Bakanlığı’na bağlı “Hudut ve Sahiller
Sağlık Genel Müdürlüğü”nün görev alanını oluşturuyor.
Genel Müdürlük Kasım 2001 ayı içinde teşkilatına gönderdiği bir
sirkülerde, “adı, tonilatosu ve kullanım amacı ne olursa olsun
denizde kürekten başka aygıtla yola çıkabilen deniz aracı gemi
olarak kabul edilmiştir” ifadesinden yola çıkarak “Gemi Sağlık
Resmi Kanunu” hükümleri gereğince, net tonu 0-250 arasında olan
bütün yüzer araçlarda bir Sağlık Karnesi bulundurulmasının
zorunlu olduğunu belirtirken, karnesi olmayan, ya da sağlık
kontrolünü yaptırmadan limandan çıkan araç sahiplerinin
cezalandırılmasını istemektedir.
Türk Ticaret Kanunu’nun Deniz Ticareti ile ilgili hükümlerini
kapsayan Dördüncü Kitabı’nın –Deniz Ticaret Kanunu-
816 ıncı
maddesinde Gemi’nin tanımı aynen şöyle:
Tahsis edildiği gayeye uygun
olarak kullanılması, denizde hareket etmesi imkanına bağlı
bulunan ve pek küçük olmayan her türlü tekne “Gemi” sayılır.
Denizde kazanç elde etme maksadına tahsis edilen veya fiilen
böyle bir maksat için kullanılan her gemi, kimin tarafından ve
kimin nam ve hesabına kullanılırsa kullanılsın “Ticaret Gemisi”
sayılır.
Hudut ve
Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü’nün yazısında ise Gemi’nin ne
olduğu yukarıda görüldüğü üzere bir kabul’e dayalı.
Bu kabul
1959 yılında yürürlüğe giren Deniz Ticaret Kanunu’nda yukarıda
verilen gemi tanımı yerine, ondan onüç yıl önce, 1946 yılında
yürürlüğe girmiş “Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun”daki
gemi tanımına dayanıyor.
Bu kanunun 1 inci maddesinin (A)
bendinde gemi Ticaret Kanunu’ndan farklı tanımlanıyor ve deniyor
ki;
“Denizde kürekten başka
aletle yola çıkabilen her araca, adı, tonilatosu, ve kullanım
amacı ne olursa olsun “Gemi” denir”.
İdare,
sirkülerini hazırlarken bu kadar basit bir ayrıntı üzerinde dahi
titizlenmemiş; demek ki işine öyle gelmiş.
Sormak
gerekir:
1.
Herhangi bir kanunda hazırlanması öngörülmüş bir yönetmelik,
aynı kanunda varolmayan bir tanımı bir başka kanundan alarak
hazırlanabilir mi?
Diğer bir deyişle; İdarenin işine gelen tanımı seçmesi yasal
mıdır?
2.
Cevap herhalde "evet" değildir.
Ama diyelim ki birileri yasal olmasa da "evet" dediler. O zaman
İdare daha yeni tarihli olan ve genel bir kanundaki tanımı
seçmekle yükümlü değil midir?
Diğer bir deyişle; iyi niyet koşulu bunu gerektirmez mi?
Nitekim, "Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun" bir özel
kanundur ve oradaki tanım ancak bu kanunun uygulaması açısından
geçerliliğini koruyabilir.
Ne var ki bu kanundan onüç yıl sonra
yürürlüğe giren genel maksatlı "Deniz Ticaret Kanunu" gemiyi
başka türlü tanımlamaktadır. Hukukun temel ilkelerine göre daha
yeni tarihli kanun hükümlerinin geçerli olacağı kesindir. Kaldı
ki "Gemi Sağlık Resmi Kanunu" nda geminin tanımı yoktur.
Yönetmelikte geçen "gemi" tanımı ise Deniz Ticaret Kanunu'ndan
değil ,
"Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanun"dan alınmıştır.
Yönetmelik bu yönüyle hem hukukun temel ilkelerine, hem de Gemi
Sağlık Resmi Kanunu'na aykırıdır.
Diğer
taraftan, Gemi Sağlık Resmi Kanunu’na göre 0-50 net ton
arasındaki gemilerden sağlık resmi alınmayacak, ancak bu
gemilerde bir sağlık karnesi (patente) bulunacaktır. Gerçekten
görülen o ki, İdare kendi kabulü ile bütün yüzer araçları,
kürekle hareket eden sandallar hariç, gemi olarak
sınıflandırmakla doğrudan gelir kaynağını büyütmek istemekte, o
nedenle de Deniz Ticaret Kanunu’ndaki gemi tanımlamasına itibar
etmemektedir. Eğer itibar etseydi o zaman hiç olmazsa “pek küçük
olmayan” tekneleri sirkülerin ve uygulamanın kapsamı dışında
bırakmak zorunluğu doğacaktı.
Mevzuatı oluşturan, kanun, kararname, tüzük, yönetmelik, tebliğ,
yönerge ve genelgelerin içerdiği hükümler yoruma açık
değildirler. Uygulamayı yazılı metin belirler, nitekim;
Adını
Kabotaj Kanunu olarak bildiğimiz, 1925 yılında çıkarılmış
“Türkiye Sahillerinde Nakliyatı
Bahriye (Kabotaj) ve Limanlarla Kara Suları Dahilinde İcrayı
Sanat ve Ticaret Hakkında Kanun” un 1inci maddesi
şöyle diyor:
Türkiye sahillerinin
bir noktasından diğerine emtia ve yolcu alıp nakletmek ve
sahillerde limanlar dahilinde veya beyninde cer ve kılavuzluk ve
her hangi mahiyette olursa olsun bilcümle liman hidematını ifa
etmek yalnız Türkiye sancağını hamil sefain ve merakibe
münhasırdır.
Ecnebi sefaini ancak memaliki ecnebiyeden almış oldukları yolcu
ve hamuleyi Türk liman ve limanlarına ihraç ederler ve Türk
liman ve limanlarından ecnebi liman ve limanlarına gidecek yolcu
ve hamuleyi de alırlar.
Kanun bugünkü Türkçe ile:
“Türk limanları arasında yolcu ve
yük taşımak, gemi çekmek, kılavuzluk etmek, her türlü liman
hizmetini vermek, yani ticari faaliyette bulunmak sadece Türk
bayraklı gemilerin ve teknelerin hakkıdır”
demektedir.
Maddeden görüldüğü gibi bu kanunun bizler, denizde
ticaretle uğraşmayan amatör denizciler ve teknelerimiz ile bir
ilişkisi yoktur. Kabotaj (Cabotage) kelimesi Fransızca’da
kıyısal ticari sefer anlamını taşır.
Diğer
taraftan Gemi Sağlık Resmi Kanunu’nda istisnalar sayılırken;
Madde 4
“……Türk limanlarına giren ve orada ticarete girişmeyen
gemilerle, elli tona kadar olan gemilerden sağlık resmi alınmaz”
ve
Madde 5
“Türk Limanları arasında çalışan ve kabotaj hakkına sahip 250
tona kadar olan gemilere, o geminin indirimsiz sağlık resmi
tutarı karşılığında yıllık gemi sağlık karnesi verilir”
denmektedir.
Bu
durumda;
(1)
Tekne 50 tondan küçükse sağlık resmi ödemeyecektir,
(2)
Tekne 250 tondan küçükse ve kabotaj hakkına sahip
değilse, yani Türk karasuları içinde ticaret yapmıyorsa,
hem sağlık resmi ödemeyecek, hem de sağlık karnesi almasına
gerek kalmayacaktır.
Kanun’un
bir de 3 üncü maddesi var, orada da;
“Kabotaj hakkına sahip gemilere, Türk limanlarına gelen özel
yatlara, yalnız turist taşıyıp başka ticari işlemlerde
bulunmayan turist gemilerine ve bilimsel araştırma yapan
gemilere, bu sağlık resmi, aynı tarifede belirlenecek şekilde
özel indirimli olarak uygulanır”
deniyor.
Burada da anlam açık; Türk limanlarına gelen özel
yatlar, yabancı ülkelerden gelenlerdir.
Bu
bağlamda, üyesi olduğumuz Dünya Sağlık Örgütü düzenlemelerinin
sağlık kontrollerinin bir ülkenin limanlarında ve hava
alanlarında sadece yabancı ülkelerden gelişlerde yapılmasını
öngördüğünün de bilinmesinde yarar var.
Uygulamayı bu yönü ile düzenleyen Turizmi Teşvik Kanunu özel yatların
her uğradıkları limanda
sağlık kontrolü veya vize yaptırmalarına da ayrıca gerek bırakmıyor.
Kanun’un
Yat Turizmi’ni ilgilendiren Dördüncü Bölümü’nde yer alan ve
“Karasularında Seyir Esasları”nı düzenleyen 28inci maddesinin
(c) bendinde
“Yatlara Türk
limanında yapılan sıhhi muamele, yabancı bir limana
uğramadıkları sürece bir yıl geçerlidir ve bunlara vize
uygulanmaz.
Ancak
ölüm ve bulaşıcı hastalık halinin en yakın liman başkanlığına
veya mülki idare amirliğine derhal bildirilmesi zorunludur”
denmektedir.
Amaç
turizmi geliştirmek, özellikle yabancı turistlerden sağlanacak
gelirin ürkütülmemesi olunca, Türk bayraklı yatlarımız da vize
işlemleri açısından uygulamadan dolaylı yoldan
yararlanıyor. Zaten olmaması gereken bir vize işleminden bir
başka kanunla muaf tutulmak da vatandaşlığımızla
muhatap olduğumuz çok düşündürücü bir uygulama.
Yazılı
metinden şimdi ayrıca anlaşılması gereken bir husus daha var o
da şu: Türk bayraklı yatlar da aynen yabancı bayraklı yatlar
gibi sadece yurda girişte sağlık kontrol muamelesi
yaptıracaklardır.
Konuyu
toparlarsak:
-
Türk bayraklı özel yatlar yurt dışına çıkmadıkları
sürece, kendi
karasularımızda seyrederken Sağlık Resmi
ödemezler,
Sağlık Karnesi almazlar.
-
Bu yatlar yurt dışına
çıkarken sağlık kontrolü yaptırmazlar.
-
Bu yatlar yurda
dönüşlerinde giriş limanında sağlık kontrolü yaptırırlar.
-
Günümüzde bu sağlık kontrolü bir bildirimden ibarettir ve
DSÖ
düzenlemelerine tamamen uygundur.
Bizim devletimiz
hukuk devletidir, öyle olmaya da devam edecektir. Buna
inanacağız ve vatandaşlığımızın zevkine olgunlaşarak
varacağız.
Sevgi ve Saygılarımla,
Teoman Arsay

09.04.2002
|