|
http://www.tinaztitiz.com
"Saklı içerik" kavramının
kimi okurlarımıza yabancı gelebileceği nedeniyle kısaca hatırlatmak
gerekiyor.
"İçerik" ya da eski
deyimle "müfredat", okullardaki eğitim-öğretim faaliyetinin resmi
haritasıdır. Okulda -ana okulu ya da üniversite- nelerin öğrenileceği,
hangi tutum ve davranışların kazandırılacağı, bu okulların bağlı
bulundukları resmi kurumlarca -Milli Eğitim Bakanlığı veya YÖK-
belirlenir ve okullara tebliğ edilir.
Bu resmi içerik, resmi
kurumlarca belirlenmiş "doğrular", "iyiler" ve "güzeller" çevresinde,
eğitimcilerce tasarımlanmıştır.
Akıl (doğru-yanlış), ahlâk
(iyi-kötü) ve estetik (güzel-çirkin) boyutlarının eğitim-öğretime
yansıması da denilebilecek "içeriğin" böylece, ders kitapları,
öğretmen söylemleri, okul-veli işbirlikleri, velhasıl okul ile ilgili
her alan için şaşmaz birer yol gösterici olduğu kabul edilir. Bu
nedenle bu içeriğe "resmi içerik" denilmesi doğru olabilir.
Zaman zaman resmi içerik
eleştirilir. Ama bu eleştiri içerik kavramına değil,
akıl-ahlâk-estetik değerlerin içerikteki temsil şeklinedir. Yoksa
herkes bir "resmi içerik" bulunması konusunda uzlaşı içindedir.
Buraya kadar işin kitabî
yanıdır. Bu noktada sorulması gereken, bu "resmi içerik"in
öğrencilerin -ana okulu ya da üniversitelerde- gerçekten de
bilgi-beceri-tutum ve davranışlara yansıyıp yansımadığıdır. Eğer
yansımıyor ise de, çocuk ve gençlerin
bilgi-beceri-tutum-davranışlarını şekillendiren başka bir içeriğin
bulunup bulunmadığı ve varsa onu kimlerin tasarımladığıdır.
İşte "saklı içerik" bu
soruya verilen cevap dolayısıyla ortaya çıkmaktadır. Evet, çocuk ve
gençlerimiz resmi içerikten değil, ortada görünmeyen -ama gizli
olmayıp sadece saklı olan- içerikten öğrenmekte, tutum ve davranışları
"saklı içerik" yoluyla şekillenmektedir.
Örneğin, öğrenim yaşamı
boyunca girdiği sınavlarda kopya çekmesi olasılığına karşı başında
gözetmen bulundurulan bir öğrenciye sürekli biçimde "sen potansiyel
bir hırsızsın, şimdi kopya çekmiyor olabilirsin, fakat bu çekmeyeceğin
anlamına gelmez" mesajı verilmekte, bir anlamda
koşullandırılmaktadır. Bu tür bir koşullandırmanın etkileri, resmi
içerik uyarınca yapılan eğitimden daha derin ve daha kalıcı değil
midir?
Saklı içerik, öğrenilmesi
istenilerek, öğrenilip öğrenilmediği sınav ve not yoluyla denetlenerek
öğretilmez, örnekler (rol modelleri) yoluyla öğrenilir. Ama, saklı
içeriğin öğrenilmesindeki derinlik ve kalıcılığın nedeni bu değildir.
Esas neden, öğrenci üzerinde görünür bir zorlama olmaması, doğrudan
bilinç altına hitap edilmesi ve bu işlemin uzun süreler boyunca
tekrarlanarak kalıcılık kazanmasıdır.
Saklı içerik yoluyla
olumsuzlar kadar olumlular da öğrenilebilir. Örneğin, bir öğretmenin
adil davranışları, bir yöneticinin hoşgörüsü, arkadaşlar arası
dayanışma ya da sportif konulardaki tatlı rekabet hep saklı içerik
ürünleridir. Saklı içerik işte böyle bir şeydir.
Peki ya
kar tatili yoluyla öğrenilen nedir?
Hemen her kar yağışında
okullar tatil edilir. Nedeni açıktır ve her şeye itiraz eden
insanlarımız tarafından dahi kabullenildiğine göre çoğunluk tarafından
da onaylanmaktadır.
Hattâ bu kar tatili işi o
denli tutmuştur ki, okulların dışına çıkmış resmi dairelere de
yaygınlaşmıştır. Zaman zaman hava çok karlayıp soğuduğunda kamu
kuruluşlarının tatil edildiği görülmektedir.
Zaten her fırsatta tatil
yapan, onunla da yetinmeyip ardından gelen -kaç gün sonra gelirse
gelsin- hafta sonlarını da ekleyerek yıllık izin kadar uzatabilen
insanımızdan da bu beklenirdi.
Kar tatili yoluyla
verilen saklı içerik şudur: «Sevgili
çocuklar ve gençler -ve onların velileri-; Yaşam, sıkıntısız
olmalıdır. Bu sıkıntılar herhangi kaynaklı olabilir. Kar da bunlardan
birisidir. Okula ulaşımınızı güçleştirir, okulda ısınmanızı
güçleştirir, yollarda üşüyüp hasta olursunuz. Zaten sizler kendi
kendinizi idareden aciz, daima başkalarının kollamasına muhtaç
kişilersiniz.
Sizleri
götürüp getiren servis araçları da bu tür havalarda hareket edemezler.
Şoförleri beceriksiz, tedbirsiz ve tembeldir. Onların görevi sorunsuz
ortamlarda para kazanmaktan ibarettir.
Özet
olarak böyle güçlükler sizi de bizi de aşar. Siz ancak sorunsuz
ortamlarda yaşayabilirsiniz. O tür ortamları sağlamak da bizim değil
"bizleri yönetenlerin" görevidir. İnsan zaten dünyaya niye gelir ki?
İki günlük ömrümüzde bir de kar kış sorunlarıyla mı uğraşacağız?
Yabancı soğuk ülkelerdeki
insanlar alışmışlardır, biz onlarla bir olamayız, bizler ana
kuzularıyız. Onlar -20 derecede de okula ya da işe gidip gelirler, en
fakirleri dahi ortam koşullarına göre giyinmeyi bilir. Bizler ise
bilmeyiz, ama biz de padişahlarımızın doğum tarihlerini, ölüm
nedenlerini -pardon onu bilmeyiz-, ülkelerin darı ve yulaf
üretimlerini filan biliriz, onlar da bunu bilmezler.
Şimdi gidin ortam
sorunsuz hale gelene kadar evlerinizde oturun, sorun kalmayınca tekrar
ortaya çıkarsınız.»
Bu kar tatili fikrini
icadeden kimdir bilinmez. Fakat eğer melânet mühendisliği diye bir
disiplin varsa o dalda uzman olduğundan kuşku yoktur.
Bir toplumun sorun çözme
kabiliyetinin gelişmesine imkân sağlayabilecek bu kadar basit -ama
etkili- bir durumun kullanılabilmesini dahi bu insanların ellerinden
almış, üstelik bunu kimseyi ürkütmeden yapabilmiştir.
Her fırsatta eğitimin
önemini başımıza kakanlar, her kar yağdıkça okulları tatil edenler
şunu akıl edememektedir: «Öğrenme
ancak gerçek yaşam senaryoları yoluyla olur. Bunun dışındaki "şeylerin
adlarını belleyip ezberlemek" ile öğrenmenin bir ilgisi yoktur, o
sadece dostlar alış-verişte görsün diye yapılan öylesine bir iştir.
Zaten eğitim denilen şeyi görenlerin bir işine yaramayışı da bunu
gösteriyor.
Gerçek
yaşam senaryoları ise mutlaka sorunları içerirler. Çünkü yaşamın
temeli sorun çözmek ve-bireysel, ailesel, kurumsal, toplumsal ve de
türsel- varlığını sürdürebilmektir.
Çocuk ve
gençleri sorunlu durumlardan uzak tutmak onların ve onlardan oluşan
toplumun varlıklarını sürdürme şanslarını ellerinden almak demektir.
O halde biz
erişkinlere düşen görev, sorunlu durumların yönetimidir. Yani, o
durumla gerçekten başa çıkamayacak olanları -bebekler, çok yaşlılar,
hastalar ve ölüler- korumak, diğerlerini ise kontrollu olarak
zorluklarla temas ettirmek ve böylece en güç koşullarla dahi başa
çıkabilme yetisi kazanmalarına yardımcı olmaktır. Eğitimin gerçek
anlamı da budur.»
Bu saklı içerik, kar
tatili gibi masum görünüşünü terketmiş bir tümör gibi toplumu
sarmıştır.
Artık iş işten geçmiş,
saklı içerik çoğunluğun bilinç altına şu şekilde yerleşmiştir: "Yaşam
sorunsuz olmalıdır; sorunlar olmaması gereken şeylerdir; ama olursa
birilerinin -bizleri yönetenler- sorunları çözmeleri gerekir. Bizler,
sorunsuz ortamlarda kebap yapıp yemekle meşgulüz!"
Eğer birileri gerçekten
bir şey yapmak istiyorsa, tüm illerin valilerine şu 4 kelimelik emri
versin: "okullar hiçbir nedenle kapatılmayacaktır"
20 Şubat 2003
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce
 |