| |
http://www.tinaztitiz.com
Değerli okurlarım,
İş konusunda çeşitli yerlerden ret cevabı alan ve
tanıdıklarımın yardımı olabileceği ümidiyle bana da yazan bir gencin
mektubundan bazı alıntıları ve kendisine yazdığım mektubu sizlerle
paylaşmak istiyorum. İnanıyorum ki, benzer durumda olan çok sayıda
gencimiz ve onların ailelerinin içine düştükleri ümitsizlik sarmalının
kırılmasına bir katkısı olabilir.
«.....Halen
......Üniversitesi iktisat bölümü son sınıf öğrencisiyim....
Özgeçmişim eklidir....Aylardır başvurmadığım yer kalmadı ama iş
bulamadım. Bankalara, marketlere, otobüs firmalarına vb. yüzlerce
kuruma başvurdum, ama olumlu bir yanıt alamadım. Tek gelirimiz
babamdan anneme kalan emekli maaşı. Okul harçlarımı bile zor ödüyorum.
Geçen hafta ablamın eşi tutuklandı. Geçirdiği trafik kazası sonucu
kamu davası açıldı, 14 ay hapse mahkûm oldu. Ablam ve liseye giden iki
yeğenim ortada kaldı. Çalışıp para kazanmaya her zamankinden çok
ihtiyacım var. ..........
Amacım dilencilik
ya da duygu sömürüsü yapmak değil, sadece iş istiyorum. Lütfen
yalvarıyorum, bana yardımcı olun......
Çalışmak istediğim
şehirler: İzmir, İstanbul, Çanakkale, Aydın»
Değerli kardeşim,
Mektubuna ve bu
ümitsizlik içinde beni düşünmene teşekkür ederim. Ancak hemen
başlangıçta -uzun yazımla seni ümitlendirip sonra hayal kırıklığına
uğratmamak için-, durumuna senin düşündüğünü sandığım şekilde yardımcı
olmayacağımı belirtmek isterim. Ama buna rağmen mektubumu okumayı
sürdürürsen orta-uzun dönem için olumlu katkılar sağlayabileceğini de
düşünüyorum.
Düşüncelerimi kısa
başlıklar halinde yazacağım; bunların sırası ile senin için göreceli
önemlerinin sırası arasında farklar olabilir, bunun üzerinde durma.
Ama lütfen -sana ne kadar soyut görünürse görünsün- her bir sözcüğü
atlamadan oku; çünkü bunlar "kanonik" ifadeyle yazılmıştır.
(http://www.tinaztitiz.com/yazi.php4?unqid=b8ecbe7e6a3875bfc4481645e504eedc)
-
Henüz kısmen
veya tamamen tatmin edilmemiş ve edilebilmesi mümkün olan bir
ihtiyaç,
-
Bu ihtiyacın
yerine getirilebilmesi için gereken beceriler (kaynakları
bulabilme becerileri de dahil),
-
İhtiyaçlar ve
becerileri, iş ortamının şartları içinde birleştirme becerisi
demek olan girişimcilik.
Bu üç bileşen, iş ortamı denilen ve belli şartlara sahip
bir ortam içinde biraraya gelirse iş doğmuş (veya yaratılmış) olur.
İster birisinin yanında ücretle çalışın ister kendi
işinizin sahibi olun, bu 3 koşul bir arada bulunmadıkça "iş" söz
konusu olamaz.
Bu şu demektir: dün, bir kısım becerilere sahip olan
insanlar bu nedenle iyi birer gelir elde edebilirken, bugün aynı
becerilere sahip olanlar aç kalabilirler. İş yaşamının altın
kurallarından birisi budur.
-
Yaşadığımız
iletişim devrimi, fiziki olarak dünyayı küçültüp olup bitenlerden
-ve ihtiyaçlardan- herkesi haberdar etti. Düne kadar "iş ortamı"
dışında bulunan birçok toplum, iletişim devriminin sağladığı kolay
ve yaygın iletişimden yararlanarak, başka toplumlara "iş" imkânları
sağlayan "ihtiyaçlar"dan haberdar olmaya ve bu ihtiyaçları gidermeye
-hem de daha ucuza- başladı.
-
Ellerinden
"ihtiyaçları giderme imkânları"nı kaçıran toplumların önünde ise 2
yol kaldı: giderilmesi daha yüksek beceri ve kaynak isteyen
ihtiyaçlara yönelmek ya da gidermekte bulunduğu ihtiyaçları daha
ucuza gidermeye razı olmak. Bunlardan ikincisi açık olarak, aynı
gelirin daha çok insan tarafından paylaşılması ya da bazıları
gelirlerini koruyabiliyorlarsa bir kısım insanın işini kaybetmesi
demektir. İşte, Türkiye büyük ölçüde bu ikinci yola girmiş ve bir
kısım insan -daha- işlerini kaybetmiştir.
-
Geride kalan ve
işlerini korumak isteyenler, gidermekte oldukları ihtiyaçları daha
ucuza giderebilmek için istihdam ettikleri kişilerin bir bölümünü
işten çıkararak geride kalanların daha çok çalışmasını şart
koşmaktadırlar.
-
Bu bir çeşit
doğal seçim sırasında işini kaybetmeyecek olanlar, daha sıkı
çalışabilen, daha az yorulan, daha az hastalanan, daha yüksek beceri
düzeyli, daha çabuk öğrenebilen, daha az koşul ileri süren,
bulunduğu ilin, ülkenin ve hattâ dünyanın herhangi bir yerinde
çalışmaya razı ve benzeri özelliklere sahip olanlardır.
-
İşlerini korumak
için bu yolla eleman tasarrufunda bulunmak isteyenler ise, bunun
yanısıra -ve daha yoğunlukla- bir başka yolu kullanıyorlar: eleman
istihdamının amacı madem ki o elemanın sunduğu hizmeti
diğerlerinkiyle birleştirerek bir "ihtiyaç tatmini"ne çevirmektir, o
halde tam zamanlı eleman istihdamı yerine "hizmet satın alma"
yoluyla da aynı şey yapılabilir, hem de eleman çalıştırmanın çeşitli
risk ve verimsizliklerini üstlenmeksizin.
-
Buraya kadarki
soyut görünümlü yaklaşımın, istihdam sıkıntısı çeken gençler -ve
diğerleri- açısından son derece somut anlamı vardır ve de şunlardır:
-
İşlerin
nitelikleri değişmiştir, çünkü ihtiyaçlar değişmiştir. Dünkü işler
artık olmayabilir, bunu anlayınız ve beklentilerinizi düne göre
oluşturmayınız.
-
İşgücü piyasası
büyümüş, evvelce bu piyasada bulunmayan toplum kesimleri ya da
dünyanın başka yerindeki toplumlar bu piyasaya girmiştir.
İşlerimizin bir bölümünü onlara kaptırmakla karşı karşıyayız.
-
Kurumlar -özel
ya da kamu- rekabet edebilirliklerini koruyabilmek için eleman
istihdam etmekten kaçınmaktadırlar. Bunun için de,
birleştirdikleri işleri daha çok çalışmaya razı olabilecek
elemanlara yaptırmakta ve/ya bu işleri hizmet alımı şeklinde kurum
dışından almayı yeğlemektedirler. Bu olgudan çıkan ise yine 2
somut sonuç vardır:
a.
Daha az ücrete daha çok iş yapmaya "yeterli" ve "istekli" olanlar,
daha az yeterli veya daha az istekli olanların önünde yer alacaktır. O
halde becerilerinizi ve iş yapma istekliliğinizi sorgulayınız ve
geliştiriniz.
b. Kurumların ihtiyaçları olan mal veya hizmet ürünlerini "kendi işi"
olarak yapabilenler, bu üretimleri daimi eleman olarak kurumların
bünyesinde yapmak isteyenlerin önünde yer alacaktır.
Görüldüğü gibi,
ortalama yeterlik ve ortalama istekliliğe sahip kişilerin istihdam
edilebilme imkânlarının önünde, onlardan daha öncelikli iki grup
eleman bulunmaktadır. İş bulmak ya da kurmak isteyenler bu iki grubun
da önüne geçmek zorundadırlar.
-
Eğitim konusunda toplumumuzun çoğunluğuna egemen olan anlayışlar,
yaygın olan değer ölçüleri ve bu ikisinden etkilenerek oluşmuş ilk,
orta ve yüksek öğretim kurumlarımız, çocuk ve gençlerimizin buraya
kadar özetlenen "yeni istihdam iklimi"nin gereklerine uygun
yeterliklerle donanmasına uygun değildir.
-
Bu nedenle de bu istihdam ikliminin gerektirdiği becerileri
kazanmamış, fakat -elindeki diploma nedeniyle- beklenti düzeyi
yükselmiş, daha da vahimi kendi durumunu değerlendirmekte nesnel
olamayan -ve bu nedenle de eksiklerini gidermede yeterli çaba
gösteremeyen- gençler yetişmektedir. İş başvuruları sırasında
özgeçmişler incelendiğinde sık sık görülen, örneğin yabancı dil ya da
bilgisayar bilgileri düzeyini belirten "iyi" veya "orta" gibi
tanımların gerçeklerden ne kadar uzak olduğu, iş yaşamındakilerce
bilinmektedir.
-
Çocuk ve gençlerimizin değer ölçülerinin şekillenmesinde etkili olan
aktörlerin çoğunluğu, iş yaşamının temel doğruları denebilecek "sıkı
çalışma", "kendini yetiştirme", "olumsuzları değil olumluları örnek
alma", "emek sarfederek bir yerlere gelme" gibi değerler yerine,
"sürekli yerme ve yakınma" , "kısa yoldan -gerekirse başkalarının
omuzlarında- yükselme", "az çalışıp çok kazanma", "bilmek yerine
bilgiç görünme" gibi değerleri sürekli -ve muhtemelen bilinçsiz- bir
biçimde aşılamaktadırlar.
-
İşlerin kaynağı ihtiyaçlar olduğuna göre, ilk bakılması gereken yer
ihtiyaçların neler olduğudur. Bu ihtiyaçları kendi işi olarak
karşılamak yolunu seçebilecek atılganlığa sahip gençlerin ilk ihtiyacı
para değil, geçerli bir iş fikridir. İş fikirleri için şu ilkeler yol
gösterici olabilir:
İlke 1.
Çevrenizdeki sorunların herbiri aslında, para kazanılabilecek
imkânlardır. Bir zamanlar dünyanın ikinci büyük bilgisayar firması
sayılan CDC'nin iş hayatındaki sloganı şöyle idi: "toplumun tatmin
edilmemiş ihtiyaçları bizim için birer iş fikridir".
İlke 2.
Her yeni kazandığınız beceri, sizin yeni sorunları, yani yeni iş
imkânlarını görmenizi sağlar. Sahip olmadığınız bir bilgi ya da
beceriyi gerektiren bir konu sizin için "yok"tur. Bunu aynen bir camın
arkasında durup, küçük bir delikten dışarıda olup biteni anlamaya
çalışan kişinin durumuna benzetebilirsiniz. Deliği genişlettikçe
görülebilen alan artacaktır. Siz de yeni bilgi ve beceriler kazandıkça
yepyeni imkânların etrafınızda eskiden beri mevcut olduğunu
göreceksiniz.
İlke 3.
Yerel potansiyeller, iş imkânları demektir. Bu ilke size yeni iş
fikirleri sağlamanın yanısıra, Türkiye'mizin de kalkınma reçetesini
göstermektedir. Türkiye'de doğal ve kültürel çevrenin
karşılaştırılabilir ülkelere göre ne kadar zengin olduğu yeni yeni
anlaşılmaktadır. Bu zenginlik, onunla içiçe yaşayan insanlar için iş
imkânları demektir. Ancak bir şartla: etrafındaki bu potansiyelleri
görebilecek ve sonra da onları işe çevirebilecek bilgi ve becerilerle
donanmış olmak şartıyla.
İlke 4.
Yüksek tüketim gücü ihtiyaç, ihtiyaç ise iş demektir. Yeni iş
fikirlerini her yerde bulabilirsiniz. Ama tüketim gücü yüksek olan
çevrelerde daha kolay bulursunuz. Bunun için önce o çevrelerin
ihtiyaçlarına bakılmalıdır.
İlke 5.
Düşük tüketim gücü özlem, özlem ise iş fikridir. Düşük ve orta gelirli
kesimlerin bir iş fikrine dönüştürülebilecek iki çeşit ihtiyaçları
vardır: Gerçek ihtiyaçlarını yansıtsın ya da yansıtmasın "özlem"leri
ve gerçekte bulunmasına karşın bir "özlem" haline dönüşmemiş yani
açığa çıkmamış ihtiyaçları.
Tabii ki bunlardan ilkine dayalı iş fikirleri üretmek daha
kolaydır. Ama hem onlara ve hem de topluma yararlı olanları
-genellikle- ikincilerdir.
İlke 6.
Patent arşivinde milyonlarca (evet yanlış okumadınız) iş fikri vardır.
TSE'nin Gebze'deki binalarında Dünyanın tüm patentlerinin yer aldığı
bir "Patent Arşivi" vardır. Burada yer alan her patent sizde yeni iş
fikirleri uyandırabilir. Aynı arşive internet'ten de ulaşılabilir (http://www.uspto.gov/main/patents.htm).
İlke 7.
Ve kendi işinin sahibi olabilmek için sonuncu -ve en önemli- ilke:
tasarruflu yaşamak! Eğer giderleriniz kontrol altına alamayacağınız
kadar çok ve çeşitliyse ya da sabit bir geliri sabit yerlere harcamaya
alışmışsanız, kendi işinizi kurmak konusunda yapabileceğiniz iki şey
vardır: Gider alışkanlıklarınızı
(http://www.tinaztitiz.com/yazi.php4?unqid=3c722b74d95c6abcfad1fa9ffc909c88) değiştirmeye çalışmak ya da kendi işinizin sahibi olma
düşüncesinden vazgeçmek.
Değerli kardeşim,
Sıkıntısını
çekmekte olduğunuz işsizlik sorununu aşabilmeniz için epey meşakkatli
bir yol önerdiğimin farkındayım. Tabii ki bu yolun dışında yollar da
vardır. İşgücü piyasasının kurallarını fazlaca dikkate almadan sizi
istihdam edebilecek bir kişi ya da bir istisna olarak karşınıza
çıkabilecek bir tanıdığınız ya da daha açıkçası belirli bir "al
gülüm-ver gülüm" hesabıyla sizi çalıştırmayı kabul edebilecek bir kişi
gibi. Bunlar için bir diyeceğim olamaz. Ben size, bu sorunun yapısını
ve o yapının içinde sizin kullanabileceğiniz yöntemleri açıklamaya
çalıştım.
Bu yöntemlerin,
sizin, alışkanlıklarınızı değiştirmenizi gerektireceğini, bunun ise
kolay olmadığını, bunun için de bu kadar çetrefil olmayan basit -ve
sizin değişmenizi istemeyecek- bir yol aradığınızı tahmin
edebiliyorum.
Ama ne ben ve ne de
bir başkası böyle bir yol söyleyemez; eğer söylerse ya cehaletinden ya
da melânetinden olduğundan emin olunuz.
Mektubumu, W.
Churchill'e ait olduğu söyllenen bir küçük fıkra ile bitirmek
istiyorum: Bir gün evinin bahçesindeki havuza yüzüğünü düşüren
Churchill, etrafındaki misafirlerinin şaşkın bakışları altında
paçalarını sıvayıp havuza girer ve elindeki piposunun deliğini
parmağıyla kapatarak piponun küçücük haznesi ile havuzun suyunu dışarı
atmaya başlar.
Bunu görenler bir
süre alaycı bakışlarla seyrettikten sonra içlerinden birisi dayanamaz
ve uyarır: bay Churchill bu şekilde havuzun suyunu boşatmanız çok uzun
süre alabilir; en iyisi elinizi daldırıp öyle arayınız.
Churchill bir an
durup düşünür ve tekrar su boşatmaya devam ederken cevap verir: evet
öyle de olabilir, ama bu yol daha güvenli!
Değerli kardeşim ve
de değerli okurlarım,
İstihdam
konusundaki paradigmamızı değiştirmeyi öneren yaklaşımımın güç
adımlardan oluştuğunu, kendimizi -ve hattâ yakınlarımızı-
değiştirmemiz gerektiğinin farkındayım. Ama bu yol daha güvenli.
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce
 |
|