|
http://www.tinaztitiz.com
Kızılay'dan aldığı kandan HIV virüsü
bulaşan Y.O. ile ilgili bir TV programında bu konuda uzman bir bilim
adamı, Y.O.'nun anne ve babası ile Y.O.'nun gitmekte olduğu okuldan
çocuklarını alan iki anne veli görüşlerini dile getirdiler. Görüşlerin
özetleri şunlardı:
- Bilim adamı: Sınıftaki diğer çocuklara bulaşma riski "asla"
yoktur.
- Y.O.'nun anne ve babası: Çocuğumuzun okuma hakkı elinden
alınmamalıdır.
- Y.O.'nun sınıfındaki iki arkadaşının anneleri: Çocuklarımızı
milyarda bir bile risk olsa okula yollamayız.
Bu "net" görüşler hakkında şunlar söylenebilir:
1. Bilim için yapılan çeşitli tanımların ortak yanı denilebilecek
nokta, asla, mutlaka, kesinlikle ve bu gibi kesinlik ifade eden
yargılara yer olmadığıdır. Aynı sınıfta okuyan iki çocuğun kanlarının
birbirine bulaşması riskinin sıfır olduğu söylenemez.
Sınıfta oturmakta olan çocuğun başına ömrünü doldurmuş bir uydu
parçasının düşme olasılığı dahi "asla"
değildir.
Olsa olsa, eğer varsa sayısal bir ölçüm sonucunu belirterek (binde 3,
onbinde 8 gibi) ya da bu bilinmiyor ama mertebesi hakkında bir ipucu
var ise "az", "çok az" gibi bir öznel tanımlamayla belirtim yapmaktır.
Konusunun uzmanı olduğu belli olan bir bilim adamının "asla" demesi ve
bilimi-hangi niyetle olursa olsun- başkalarında yanıltıcı kanılar
uyandıracak şekilde kullanması yanlıştır.
2. Esas dikkat çeken ifade, çocukları Y.O. ile aynı sınıfta okuyan
annelerin -kesin, kendilerinden emin, bilmiş tavırlarıyla destekli-
"milyarda bir risk olsa bile.." deyimleridir.
Bu ifadeden anlaşılmaktadır ki, doğal olarak çocuklarını koruma
kaygısı içindeki anneler, "risk" ve "olasılık" kavramları hakkında
bilgi sahibi değillerdir. Bu anlaşılabilir.
Ama daha önemlisi, matematik terminoloji ile olmasa da, yaşam denilen
sürecin, "riskler denizi içinde varlığını sürdürmeye çabalamak" demek
olduğunu ve de aile, okul ve toplum üçlüsünün vermesi beklenen
eğitimin, "çocuk ve gençlerin, bu çabanın
araçları ile tanıştırılmak ve alışkanlık kazandırmak" demek
olduğunu anlamamış olmaları, o kendilerinden emin ifadelerinden
anlaşıldığına göre de bunu anlamaya pek istekli olmadıklarıdır.
Daha da ötesi, çoğu anne ve babanın -iyi niyetlerle olduğundan kuşku
bulunmayan- koruma eğilimlerinin, çocukların bu tanışma ve alışma
imkanlarını ellerinden aldıkları, yaşamın riskler denizine birdenbire
atılmalarına ya da aksine koca koca insanların her şey için abi, baba,
dayı, bacı ya da kurtarıcı aramalarına yol açtığıdır.
3. "Riskler ortamı içinde varlığını sürdürme"
süreci boyunca kullanılacak bir kavram, katlanılabilir risk
kavramıdır. Denilebilir ki, tüm insanların tüm çabaları yüksek
gördükleri riskleri katlanılabilir düzeylere indirmek, hatta mümkünse
bu riskleri birer fırsata çevirebilmektir.
Evindeki eşyaları devrilmeye karşı sabitleyen kişi deprem riskini
ortadan kaldırmaya değil, karşılaşma olasılığı bulunan yüksek riski
katlanabileceği bir düzeye indirmeye çalışmaktadır.
4. İlkokula giden bir çocuğu çevreleyen ve çoğu AİDS bulaşma
olasılığına göre çok daha yüksek olan risklerden kimileri şunlardır:
Ø Okul helasından, kantininde ya da okul önünde açık satılan
yiyeceklerden Hepatit kapmak,
Ø Okul kantinindeki sağlıksız yiyecekler nedeniyle obezite hastalığına
yakalanmak,
Ø Okul servis aracı ile gidip gelirken kazaya uğramak,
Ø Okul saatleri dışında trafik kazasına uğramak,
Ø Uyuşturucu satıcılarının bir pazarlama yöntemi olarak kullandıkları,
okul önlerinde satılan yiyeceklere uyuşturucu karıştırılması yoluyla
uyuşturucu bağımlısı olmak,
Ø İnternet yoluyla olumsuz cinsel alışkanlıklar edinmek,
Ø Ezber yoluyla yaratıcılığının öldürülmesi,
Ø Tanrı'nın kendisine verdiği en etkili yaşam sürdürme aracı olan
"öğrenme" yeteneğini, "öğretme illeti" nedeniyle okulda kaybetmek;
daima başkalarının öğretmesini bekler hale -bir çeşit engellilik
durumu- gelmek,
Ø Sınavlarda uygulanması adet olan gözetim yoluyla "potansiyel suçlu"
olduğuna inandırılması ve böylece herkesi potansiyel suçlu olarak
görme alışkanlığı edinmek,
Ø Annesi ve babası başta olmak üzere tüm yakın çevresindekilerin ortak
çabaları sonucu, kendine yeter hale gelememek, her şeyden korkar hale
gelmek, ancak başkalarının desteğiyle yaşamını sürdürebilecek şekilde
"kalıcı sakatlık" sahibi olmak, vd vd.
Bütün bunlar için kullanılabilecek karşı önlem anahtarı, bu risklerle
karşılaştırmamak değil, tam aksine kontrollu olarak karşılaştırmak ve
başa çıkma yöntemleri konusunda yaşına uygun yollarla "katlanılabilir
risk" düzeylerine indirmeye çalışmaktır.
Çocukları, HIV ya da bir başka fiziksel ya da zihinsel soruna sahip
yaşıtları ile aynı ortamda bulundurmak ve bu durumların gerektireceği
"riskleri katlanılabilir düzeylere indirme
araçları"nın neler olduğunu araştırıp uygulamaktan daha iyi
bir eğitim olamaz. Hatta bütün diğer dersler bırakılıp yalnız bunlar
öğrenilse daha da iyi olur (hiç olmazsa ezber ve gözetimli sınavlar
yapılmamış olur).
Bunun sorumluluğunu -ya da gerektirdiği sabır ve çabayı- üstlenmeyip,
risk ortamlarından uzak tutmak ise kısa süre için riskleri azaltır
gibi görünmesine rağmen orta ve uzun vadede mutlak bir risk ortamının
içine atmak demektir.
Kendi başına bir başka ülkeye seyahat etmeyi ve bunu ucuz yollarla
gerçekleştirmeyi hayal eden bir gencin, karşılaşabileceği çeşitli risk
ortamları ile baş etmeyi öğrenmesinden daha iyi bir okul olabilir mi?
Böyle bir okula çocuğunu yollamayı kabul edebilecek kaç anne ve baba
vardır?
Ama hergün öykündüğümüz çağdaş ülke insanları ancak böyle
yetişebilmektedir. Kendi başlarına seyahat eden, dağlara çıkan,
yaşamın çeşitli yüzlerine ellerini sürebilen, bazen ayağı sürçüp eli
yanan ama ayakta kalmayı başarabilen insanlardan oluşan bir toplum,
milyarda bir risklerden uzak kalmayı yeğleyen bilmiş tavırlı
insanlarla gerçekleştirilemez.
http://www.tinaztitiz.com
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce
 |