|
http://www.tinaztitiz.com
Tam bir fikir
birliği
Eğitim sistemimizden memnun olan pek kimse
olmadığını anlamak için, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde,
herhangi bir kimse ile konuşmak yeterlidir.
Eğitim işiyle herhangi bir yanından -veli,
öğrenci, eğitici gibi- ilgisi olanlar ya da bu kesimlerle dolaylı bir
ilgisi olanlar bu yargıyı abartılı bulmayacaklardır. Özel amaçlı bir
istatistik bulunmasa da, hemen her tür platformda dile getirilen
çeşitli sorunların başlıca nedenlerinin başında eğitim sistemimizin
yetersizliği tanısının bulunduğuna hepimiz şahidiz. Dolayısıyla bu
yargı için ek kanıt aramaya ihtiyaç yoktur.
Milli Eğitim bürokrasisi de bu genelleme
içine dahildir. Onlar da sistemden mutsuz, ama mevcut imkânlar içinde
iyi şeyler yaptıklarından dolayı mutludurlar. Dolayısıyla "sistemden"
memnuniyetsiz kesim gerçekten büyüktür.
Ama bu haksızlıktır!
Eğitim sisteminden memnun olmayanlara ilk
sorulması -ve de öğretilmesi- gereken, bir sistemden memnuniyet ya da
memnuniyetsizliğin öyle ceff-el-kalem (birdenbire, bir kalemde) dile
getirilemeyeceği, başarım (performans) ölçüt(ler)i tanımlanmadıkça
memnuniyet ya da aksinin pek bir anlam ifade etmeyeceğidir.
Peki, eğitim sistemi için hangi başarım
ölçüt(ler)i, ondan mutlu olan ya da olmayanların düşüncelerini en iyi
betimler? Herhalde başlıcası, "kendinden beklenenleri yerine
getirmek" olmalıdır. Bunu akılda tutalım, aşağıda bu açıdan bir
değerlendirme yapmaya çalışacağız.
Şimdi bir kısa -ve iddiasız- bir adım daha
atarak, bu memnuniyetsizliğin nerelerden kaynaklandığına bakalım.
Hangi ideolojiden, hangi sosyo-ekonomik sınıftan olursa olsun hemen
herkesin yakınmalarının tek noktada birleştiğini görebilirsiniz:
Ortak tanı:
Eğitim sistemi, çocuk ve gençlerimizi, gereken bilgi, beceri, tutum ve
davranışlarla -ki eğitimcilerin teknik deyimi budur- donatmıyor!
Bu, sevinilecek bir yakınma ve tanı
birliğidir. Bir sistemden memnun olmayanlar bu denli fikir birliği
içindelerse sorunların -her neler ise- çözülmemesi imkânsızdır.
Peki ama!
Yakınma ve tanıda bu denli benzer
düşüncelere sahip bir toplum, nasıl olup da yakındığı sorunların
çözülmesini sağlayamıyor?
İşte bu noktada, yukarıda değinilen o
büyük fikir birlikteliği dağılmaya başlıyor. Birbiri ile uzlaşamaz
fikirleri bize bir uzlaşı gibi gösteren sihirli sözcük "gereken bilgi,
beceri, tutum ve davranışlar" deyimi içindeki "gereken" kavramıdır.
Her kesim "gereken"i kendi değer yargıları
kümesine göre tanımlamakta ve çocukluktan beri aldığı örgün ve yaygın
eğitim nedeniyle de bu tanımlamanın mutlak doğru olduğuna, bunun
dışında başkaca doğrular da bulunmayacağına inanmaktadır.
Bu yargıyı abartılı bulanlar,
çevrelerindeki rastgele 50 kişiye "eğitim niçin yapılmalı?"
şeklinde bir soru sorup, alacakları cevapların uyuşmazlığını
görebilirler.
Bununla beraber, bu çeşitlilik içinde yine
bir ortak nokta vardır ki işte o, daha temeldeki tanı birliklerine
varmayı imkânsız kılar. O ortak nokta, "benim eğitimin amacı olarak
tanımladıklarım, herkese benimsetilmelidir, hattâ gerekirse -şu ya da
bu yolla- zorlayarak!"
Eğitim sistemi, bu
farklı beklentileri yerine getiriyor!
Bir aşçıdan şöyle bir yemek istiyorsunuz:
bana bir tatlı yap; üzerinde parça etler, kızarmış portakal ve
maydanozla birlikte bulunsun. Çikolata sosu döktükten sonra dondurma
koyup fırınla ve üzerine sirke-sarımsak koy. Sakın soğan koyma, çünkü
tadı bozulur!
Mevcut eğitim sistemimiz açısından gelmiş
geçmiş aşçılara verilen talimat yukarıdaki yemek tarifine tamı tamına
benzemektedir. Toplumun her kesiminin eğitimden beklentileri uzun
zaman süresi içinde çeşitli -siyasi, ticari, ideolojik, kültürel gibi-
yollarla milli eğitim sisteminin içinde temsil edilir olmuştur.
O halde eğitim sistemi
başarısız değildir!
Görüldüğü gibi, sistem performansını
betimleyebilecek başlıca ölçüt, yani "farklı beklentileri optimize
ederek karşılamak", tam olarak yerine gelmektedir. Sistem, birbirinden
farklı bu beklentileri, beklentilerin ait olduğu kesimlerin etkileme
güçleri ile orantılı biçimde içermektedir. Bu bir optimizasyon
başarısı sayılmalıdır.
Yemeğin tadı mı? Ha o
başka konu!
Eğitim sisteminin başarılı olduğu
yolundaki yukarıdaki çıkarsama bir şaka değildir. Sorunun yanlış yerde
arandığını -belki biraz karikatürize ederek- göstermekten ibarettir.
Geçtiğimiz günlerde, hepsi de "çağdaş eğitim"den yana kişilerden
ibaret bir grupta, eğitimin, belirli doğru-iyi-güzellerin çocuk
ve gençlere benimsetilmesi olarak anlaşıldığını bir kere daha net
olarak gözlemledim.
Bundan hiçbir kuşkuları olmadığını, yeter
ki bu doğru-iyi-güzellerin kendilerinin doğru-iyi-güzel
tanımlarıyla uyuşum içinde olması gerektiğini, zaten o
doğru-iyi-güzellerin de çağdaş dünyanın benimsedikleriyle aynı
olduğunu savundular. Daha doğrusu savunmadılar, savunmaya ihtiyaç
duymadılar. Buna itikat düzeyinde inanmışlardı.
Ne istediğimize tekrar
bakalım..
Eğitim sisteminin orasına burasına bakarak
eleştirmeyi bırakıp, biz ne istediğimize bakalım. Ama öyle bakalım ki,
isteklerimizin doğru olduğu varsayımını içtenlikli olarak terkedip
öyle bakalım. O zaman göreceğimiz şey muhtemelen bir kafa
karışıklığından ibarettir.
Evren, varlık nedenimiz, diğer varlıklar,
onların rolleri gibi konularda kulaktan dolma denilebilecek
güvenilirlikteki bilgi ve sezgilerimizden yola çıkıp, doğanın birer
sanat eseri olarak dünyaya eksiksiz gönderilen çocuklarımıza yarım
yamalak bir şeyleri büyük bir güvenle "öğretmeye" çalışıyoruz. Ayrıca
da bunu, kulaktan kulağa oyununda olduğu gibi defalarca değişime
uğratıp üstüne de kendi özlemlerimizi, korkularımızı, ideolojilerimizi
bindiriyoruz.
İnsanın o olağanüstü öğrenme yeteneği, bu
abuk sabuklukları da doğru sanıp "öğreniyor". Ama sonunda ortaya çıkan
bileşke kişiliklere bakıp korkuyoruz.
İçerik tasarımcıları, eğitim
politikacıları şu noktaya dikkat etmelidirler: Çocuk ve gençlere
birşeyler öğretmekten vazgeçip, onların öğrenme ihtiyaçlarını
kendilerinin giderebilecekleri öğrenme ortamlarını oluştursunlar.
Birlikte yaşama pratiği açısından boyuna
sınıfta kalan toplumumuzda artık ihtiyacımız olan, yeni
doğru-iyi-güzeller değildir. Onlar insanların çevrelerinde ve
doğasında vardır.
Yapılmak gereken, kimsenin kimseye kendi
doğru-iyi-güzellerini öğretmeye ve de uygulatmaya çalışmamasıdır. Ama
okulda, ama camide, ama sokakta..
http://www.tinaztitiz.com
Tınaz Titiz'e teşekkürlerimizle
Denizce

|